tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2011 Perşembe
Ana Tabloya Doğru...
Amerika Açık'ın 1. ön eleme turunda temsilcimiz Marsel İlhan, Polonyalı rakibi Gawron'u 2-0 yenmiş. Sevindik, ama yetinmedik. 2 ve 3. ön elemeleri de başarı ile geçip 29 Ağustos'ta başlayacak olan ana tabloya kalmasını canı gönülden istiyoruz. Artık büyük turnuvaların ana tablolarında istikrarlı bir şekilde görmeyi istiyoruz bu adamı.
Zaten geçenlerde Federer'le yaptığı antrenmanla sesini biraz daha duyurmuştur artık. Federer'in koçu iyi bulduğu Marsel'den antrenman istemiş. Muhtemelen Marsel'in hayatında bir çok maçtan daha önemli bi yerdedir bu antrenman. Kolay mı lan Ekselansları ile antrenman yapmak. Helal olsun diyoruz, ana tabloda da görmek istiyoruz, hadi koççum....
23 Ağustos 2011 Salı
Djokovic'in Sağlık Molası
Neticede bu da bi insan arkadaş. Sezon boyunca bu kadar üstün performans sergilemek kolay değil. Amerika Açık'ın provası olarak görülen bir turnuva olan Cincinnati Masters' ta Murray'a finalde kaybetti DjokerNole. Sakatlığından ötürü maçtan çekildi Djokovic. Çekilirken de tenis izlemek için gelen izleyiciden özür dilemiş. Eee artık bu adam ATP birincisi, inanılmaz serilerin sahibi, yenilmez bir adam olarak anılıyor. Anlaşılan bunun ağırlığı omuzlarında sıkıntı yaratmış..
En önemlisi ve bence en çok merak edileni 29 Ağustos'ta başlayacak olan Amerika Açık ın favorisi iken omzundaki bu sakatlığın turnuvasını ne kadar etkileyeceği. Djokovic in dediğine göre turnuvaya tam olarak iyileşerek hazır bir şekilde çıkacakmış. İnşallah öyle olur çünkü hepimiz güzel tenis izlemek istiyoruz. Ama olmazsa da kendini zorlamamalı bence, eski günlerini hatırlatmasın bize.
DjokerNole, bu saatten sonra eline raket almasa bile, sezonun en fantastik oyuncusu.. Tam iyileşmeden bitirmesin bu Sağlık molasını, yoksa zırt pırt mola verir gibi, aman diyimm..
En önemlisi ve bence en çok merak edileni 29 Ağustos'ta başlayacak olan Amerika Açık ın favorisi iken omzundaki bu sakatlığın turnuvasını ne kadar etkileyeceği. Djokovic in dediğine göre turnuvaya tam olarak iyileşerek hazır bir şekilde çıkacakmış. İnşallah öyle olur çünkü hepimiz güzel tenis izlemek istiyoruz. Ama olmazsa da kendini zorlamamalı bence, eski günlerini hatırlatmasın bize.
DjokerNole, bu saatten sonra eline raket almasa bile, sezonun en fantastik oyuncusu.. Tam iyileşmeden bitirmesin bu Sağlık molasını, yoksa zırt pırt mola verir gibi, aman diyimm..
31 Mayıs 2011 Salı
Roland Garros - Djokovic, Nadal, Federer
2011 Roland Garros'un 9. günündeyiz. Federer, Nadal, Djokovic, Murray ilk 4 seribaşı olarak sıkıntısız bir şekilde yollarına devam ediyorlar. Yarı finalde Nadal - Murray , Djokovic- ( Federer-Monfilis) şeklinde oluşan eşleşmeler bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor. Madrid Open' da ki performansı ile Murray iyi gibi görünse de rakiplerine bakınca en zayıf halka olarak göze çarpıyor. Dünyanın 1 numarası Nadal bir tarafta, sezonun yenilmeyen yıldızı Djokovic bir tarafta... Bir de tüm zamanların en iyisi Majesteleri bir tarafta.
- En çok konuşulan olması sebebiyle Djokovic' ten başlamak istiyorum. Adam kurulu saat gibi tıkır tıkır oynuyor sezon başından beri. Bir taraftan üst üste maç kazanma rekoru ile sezona en iyi başlangıç rekoruna yaklaşırken, diğer bir taraftan da toprakta yenilmeyen Nadal' ı yenerek beklenen patlamayı yapmış durumda. Sezonun en formda tenisçisi büyük bir ihtimalle turnuva sonunda ATP sıralamasında 1. sıraya yükselecek. Toprak kort sezonunda da hiç aksamadan oynaması ve muhtemel bir birinciliği toprak kortta alması Nadal'ın çok konuşulan yenilmezliğinin ve başarısının ikinci plana itilmesine neden olacaktır. Bunların hepsi de zaten üst seviyelerde olan özgüveninin tavan yapmasını beraberinde getirecektir.
-Dünyanın bir numarasında ki isme gelirsek eğer, az önce de dediğim gibi Roland Garros '11 sonunda yerini Djokovic' e bırakacağı kanısındayım. Bu sezon Djokovic'in gölgesinde kaldı. Ancak üstün fiziği ve gücü, akıl almaz hırsı ve yeteneğini düşünecek olursak eğer her an her şey yapabilecek bir raket olduğunu tartışma konusu etmek aptallıktan başka bir şey olmaz. Kişisel olarak sevmem aslında ama sezar'ın hakkını sezar'a vermek gerek..
- Gelelim tüm zamanların en iyisine, Ekselansları bu turnuvaya ATP de ki 3. lüğünün getirdiğini düşündüğüm rahatlıkla başladı gibi görünüyor. FedEx rahat bir şekilde çeyrek finale çıkarak üst üste 28 Grand Slam'de çeyrek finale çıkarak rekorlarına bir başkasını eklemiş oldu. Monfilis' i geçerse eğer Djokovic'le karşılaşacak yarı finalde. Belki de yenilmez güç diye anılan raketin rekoru kırmasına engel olacak.
-Gönlümden geçenlere gelirsek eğer Federer'in finalde Nadal'ı yenerek Roland Garros '11 'i kazanmasını istiyorum.
- Djokovic'in 41 maçlık seri tam da bitme noktasına gelmiş bence.
-2007 de Federer'in 41 maçlık serisi de Indian Wells'07 de Guillermo Canas tarafından sona erdirilmişti. --
-Hatta ve hatta daha da ileriye gidersek Roland Garros'tan sonra Wimbledon'da da Nadal'ı yenerek zafere ulaşan bir Federer yeniden ATP sıralamasında 1. sıraya yükselmek demektir. Son demlerinde alışık olduğu koltukta oturmalı Federer....
Uzun bir aradan sonra bugün daha geniş açılı bir yazı yazmak istedim, ancak yarı final maçlarında teknik analizleri ile birlikte daha özel yazılarla yeniden yıpratacam klavyemin tuşlarını :):)
30 Temmuz 2010 Cuma
İstanbul Cup ve Çeyrek Final Eşleşmeleri...
İstanbul Cup devam ediyor. Dün itibariyle çeyrek finalistler belli oldu. Sağlık problemlerim nedeniyle istediğim gibi takip edemiyorum. Maçları gece izlemeye çalışıyorum. Herneyse konuya gelelim. Sıkıcı bi turnuva oluyor. Birçok nedeni var bunun ancak, şunu net bir şekilde belirtmeliyim ki izlediğim amatör maçlardan daha çok keyif alıyorum. Sözde seneye birçok ünlü oyuncu gelecek daha iyi bir turnuva olacak cart curt... Şöyle düşününce neden İstanbul'a gelsin ki iyi tenisçi diye söylenmeden edemiyorum derken aklıma gelen şu oluyor. "Tatil!!" Evet ancak tatil için gelebilir tenisçiler bu turnuvaya, gelmişken de iki raket sallayalım icabında güzel bi terleriz hesabı da var. Amerika Açık Tenis Turnuvasına böle gevşek bi ortamda neden hazırlanmak istenir.
Çizgi hakemleri uyuyor, sahaya enteresan tipli insanlar girebiliyor, hakemler ya Türkçe'yi katlediyor ya da İngilizce'yi. "Berabere, avantaj, oyun" kelimelerinin yeni okunuşlarına şahit olmak, onları öğrenmek gerçekten güzel. İstatistik namına bir bok yok. Skor namına etrafta bişe görünmüyor. "Sırma Su" turnuva sayesinde kendini gösteriyor artık.
Bir diğer konu seyirciler. Bu kadar mı tenissever var koca İstanbul'da. Her ne kadar kötü bir turnuva olsa da her tenis maçının izlenmeye değer olacağını düşünüyorum. İstanbul'da olsaydım kesinlikle orda bulunurdum. Umarım çeyrek finalden sonra seyirci sayısında artış olur, ama sahaya girmeyen seyircileri orda görmek istiyoruz.
Neden bilmiyorum ama iyi bişe söylemek istesemde bulamıyorum. İyisi mi kötülerden devam etmek. TRT almış yayınlıyor turnuvayı. Ama anlaşılan o ki malzemeden bayağı çalıyor bu TRT. Kameraları enteresan yerleştirmişler. Ekranın alt tarafında görünen oyuncunun hafif kort dışındaki vuruşları görünmüyor. Vurdu mu vurmadı mı anlaşılmıyor topu görene kadar. Ha bir de yorumcu sıkıntısı var sanırım. Yani hiç Ömer Üründül tarzında yorum yapan birini veya Ömer Üründülün ta kendisini arayacağım aklıma gelmezdi. Ama ne yazık ki öyle.
Gelgelelim bizim tenisçilere... Heyecan ve tecrübesizlik birleşince doğal olarak pek iyi sonuçlar beklemek zor oluyor. Ama vazgeçmeden, durmadan, yılmadan çalışırsak 7. turnuva da teklerde 2. galibiyetimizi neden almayalım ki? kendi ülkemizde yapılan bu turnuva da daha güçlü olmak zorundayız.
Ancak çiftlerde Çağla ve Pemra' yı unutmamak gerek. Onlar yarı-finale çıktılar ve yarın akşam saat 8'de f,nal için raket sallayacaklar. Başarılar kızlar!!!
Toplam 220bin dolar ödüllü bu turnuvanın finaline yaklaşırken paranın yarattığı itici gücün, maçları keyiflendirmesini temenni ediyorum.
Çeyrek Final Eşleşmeleri
Sorana Cirstea-Anastasia Pavlyuchenkova
Jarmila Groth-Vera Dushevina
Elena Baltacha-Andrea Petkovic
Elena Vesnina -Anastasia Rodionova
Turnuvada son sekize kalan tenisçiler arasında sadece 2 tanesi seribaşı. (3 numaralı seribaşı Anastasia Pavlyuchenkova ve 6 numaralı seribaşı Andrea Petkovic) Dileğim heyecanı yüksek 4 maç izlemek olacak çeyrek finalde....
Çizgi hakemleri uyuyor, sahaya enteresan tipli insanlar girebiliyor, hakemler ya Türkçe'yi katlediyor ya da İngilizce'yi. "Berabere, avantaj, oyun" kelimelerinin yeni okunuşlarına şahit olmak, onları öğrenmek gerçekten güzel. İstatistik namına bir bok yok. Skor namına etrafta bişe görünmüyor. "Sırma Su" turnuva sayesinde kendini gösteriyor artık.
Bir diğer konu seyirciler. Bu kadar mı tenissever var koca İstanbul'da. Her ne kadar kötü bir turnuva olsa da her tenis maçının izlenmeye değer olacağını düşünüyorum. İstanbul'da olsaydım kesinlikle orda bulunurdum. Umarım çeyrek finalden sonra seyirci sayısında artış olur, ama sahaya girmeyen seyircileri orda görmek istiyoruz.
Neden bilmiyorum ama iyi bişe söylemek istesemde bulamıyorum. İyisi mi kötülerden devam etmek. TRT almış yayınlıyor turnuvayı. Ama anlaşılan o ki malzemeden bayağı çalıyor bu TRT. Kameraları enteresan yerleştirmişler. Ekranın alt tarafında görünen oyuncunun hafif kort dışındaki vuruşları görünmüyor. Vurdu mu vurmadı mı anlaşılmıyor topu görene kadar. Ha bir de yorumcu sıkıntısı var sanırım. Yani hiç Ömer Üründül tarzında yorum yapan birini veya Ömer Üründülün ta kendisini arayacağım aklıma gelmezdi. Ama ne yazık ki öyle.
Gelgelelim bizim tenisçilere... Heyecan ve tecrübesizlik birleşince doğal olarak pek iyi sonuçlar beklemek zor oluyor. Ama vazgeçmeden, durmadan, yılmadan çalışırsak 7. turnuva da teklerde 2. galibiyetimizi neden almayalım ki? kendi ülkemizde yapılan bu turnuva da daha güçlü olmak zorundayız.
Ancak çiftlerde Çağla ve Pemra' yı unutmamak gerek. Onlar yarı-finale çıktılar ve yarın akşam saat 8'de f,nal için raket sallayacaklar. Başarılar kızlar!!!
Toplam 220bin dolar ödüllü bu turnuvanın finaline yaklaşırken paranın yarattığı itici gücün, maçları keyiflendirmesini temenni ediyorum.
Çeyrek Final Eşleşmeleri
Sorana Cirstea-Anastasia Pavlyuchenkova
Jarmila Groth-Vera Dushevina
Elena Baltacha-Andrea Petkovic
Elena Vesnina -Anastasia Rodionova
Turnuvada son sekize kalan tenisçiler arasında sadece 2 tanesi seribaşı. (3 numaralı seribaşı Anastasia Pavlyuchenkova ve 6 numaralı seribaşı Andrea Petkovic) Dileğim heyecanı yüksek 4 maç izlemek olacak çeyrek finalde....
27 Temmuz 2010 Salı
İSTANBUL CUP 2010...
Bu sezon 6. sı düzenlenen İstanbul Cup dün itibariyle start aldı. Resmi açılış töreni Topkapı Sarayında yapılmış ve renkli geçmiş fotoğraflardan anladığım kadarıyla. Dikkatimi çeken hem WTA başkanının hem de Türkiye Tenis Federasyonu Başkanının gelecek yıl gelecek olan oyuncular çok iyi olacak tarzında ki benzer söylemleri idi. Anladığım kadarı ile gelecek yıl ana tabloyu renklerdirmek için ciddi çalışmalar var, ki zaten bildiğimiz bir başka durum da İstanbul Cup’ın artık oyuncular tarafından istenen bir turnuva haline dönüyor olması.
Turnuvanın şu beş yıllık geçmişine ufak bi göz atalım.
İlk olarak 2005 yılında yapılan turnuvayı Venus Williams kazanmıştı. Williams, final maçında Çek Nicole Vadisova'yı 6-3, 6-2 yenerek turnuvanın ilk şampiyonu oldu.
2006 yılını izlemedim ancak söylenen o ki turnuva tarihinin en çekişmeli final maçı bu yıl olmuş. 1 numaralı seribaşı olan Anastasia Myskina finalde Shahar Peer’e 1-6, 6-3 ve 7-6 setlere yenilmiş.
Ve gelelim 2007 yılına turnuvanın o üçyıllık tarihinin en iyi ana tablosu mevcut. Maria Sharapova Elena Dementieva, Venus Williams ve Patty Schnyder İstanbula gelmişti. Sharapova dünya sıralamasında 2. idi o dönemler yanlış hatırlamıyorsam. Bu kadar yıldız gelmesine rağmen finalde Dementieva’nın karşısına beklenmedik bir tenisçi çıkmıştı. Rezai şaşırtıcı şekilde finale çıkmıştı ancak Dementieva formdaydı ve İstanbul Cup’ın kazananı oldu.
Dementieva 2007 ve 2008 yıllarında, İstanbul Cup’ın üst üste 2 kere finale çıkan oyuncusu oldu ancak 2008 yılında Polonyalı Agnieszka Radwanska 2-0 ile Dementieva’ yı geçerek şampiyon oldu.
2009 da ise turnuva zemininde değişiklik oldu. Aynı zamanda düzenlendiği yerde değişti turnuvanın. Maçlar artık ENKA Arena da ve sert zeminde oynanıyor. Geçen yıl ki turnuvayı 5 numaralı seribaşı olarak turnuvaya başlayan Rus tenisçi Vera Dushevina kazandı.
İstanbul Cup ve 6. sezonu. Gerçekten güzel bir organizasyon. Git gide daha oturmuş bir hal alıyor bu turnuva. Türkiye’de tenise olan ilgiyi ve merakı da arttırıyor. Daha nice İpek Şenoğlular, Marsel İlhanlar görebilmenin yolunu açıyor bu turnuva.
İlk tur maçları başladı. 32 oyuncu katılıyor turnuvaya. Bu sezon iki şampiyonluk kazanan Francesca Schiavone dışında 2010 sezonu WTA tekler kupası kazanan iki tenisçi daha turnuvada oynuyor. Bunlar Rus Anastasia Pavlyuchenkova ve Letonyalı Anastasia Sevastova.
Hadi hepimize iyi seyirler…
İzlemek isteyen olursa bugün saat 14.00 da TRT 3’e yönelsin.
Turnuvanın şu beş yıllık geçmişine ufak bi göz atalım.
İlk olarak 2005 yılında yapılan turnuvayı Venus Williams kazanmıştı. Williams, final maçında Çek Nicole Vadisova'yı 6-3, 6-2 yenerek turnuvanın ilk şampiyonu oldu.
2006 yılını izlemedim ancak söylenen o ki turnuva tarihinin en çekişmeli final maçı bu yıl olmuş. 1 numaralı seribaşı olan Anastasia Myskina finalde Shahar Peer’e 1-6, 6-3 ve 7-6 setlere yenilmiş.
Ve gelelim 2007 yılına turnuvanın o üçyıllık tarihinin en iyi ana tablosu mevcut. Maria Sharapova Elena Dementieva, Venus Williams ve Patty Schnyder İstanbula gelmişti. Sharapova dünya sıralamasında 2. idi o dönemler yanlış hatırlamıyorsam. Bu kadar yıldız gelmesine rağmen finalde Dementieva’nın karşısına beklenmedik bir tenisçi çıkmıştı. Rezai şaşırtıcı şekilde finale çıkmıştı ancak Dementieva formdaydı ve İstanbul Cup’ın kazananı oldu.
Dementieva 2007 ve 2008 yıllarında, İstanbul Cup’ın üst üste 2 kere finale çıkan oyuncusu oldu ancak 2008 yılında Polonyalı Agnieszka Radwanska 2-0 ile Dementieva’ yı geçerek şampiyon oldu.
2009 da ise turnuva zemininde değişiklik oldu. Aynı zamanda düzenlendiği yerde değişti turnuvanın. Maçlar artık ENKA Arena da ve sert zeminde oynanıyor. Geçen yıl ki turnuvayı 5 numaralı seribaşı olarak turnuvaya başlayan Rus tenisçi Vera Dushevina kazandı.
İstanbul Cup ve 6. sezonu. Gerçekten güzel bir organizasyon. Git gide daha oturmuş bir hal alıyor bu turnuva. Türkiye’de tenise olan ilgiyi ve merakı da arttırıyor. Daha nice İpek Şenoğlular, Marsel İlhanlar görebilmenin yolunu açıyor bu turnuva.
İlk tur maçları başladı. 32 oyuncu katılıyor turnuvaya. Bu sezon iki şampiyonluk kazanan Francesca Schiavone dışında 2010 sezonu WTA tekler kupası kazanan iki tenisçi daha turnuvada oynuyor. Bunlar Rus Anastasia Pavlyuchenkova ve Letonyalı Anastasia Sevastova.
Hadi hepimize iyi seyirler…
İzlemek isteyen olursa bugün saat 14.00 da TRT 3’e yönelsin.
FedEX Yine Antrenör Deniyor…
Federer şimdiye kadar elde ettiği başarıların çoğunda antrenörsüz çalışmış olan bir tenisçi. Son yıllarda antrenörlü çalışmalarını arttırmaya başlamıştı. Ancak dün resmi sitesinde “Roger to do test with Paul Annacone” başlığı ile yaptığı açıklama kendisini heyecanlandırdığı kadar beni de heyecanlandırdı. Neden derseniz eğer bu Paul denen adam için “Sampras’ı Sampras yapan Koç” diyorlar. Umarım iyi bir ikili olurlar ve bu test süreci sonunda birliktelikleri devam eder.
Tenisin transferi de böyle oluyor işte.. :)
Paul Annacone’e gelince Sampras’ın, 1995-2001 yılları arasında şampiyonluklar da antrenör olarak bulundu.)yanlış hatırlamıyorsam 8 veya 9 şampiyonluk) Gerçekten müthiş performans…Paul daha sonra Tim Henman’ın da koçluğunu yaptı ve son olarak Büyük Britanya Davis Cup takımıyla çalıştı. Umarım Roger’in rekorlarını birlikte geliştirebilirler.
15 Temmuz 2010 Perşembe
EKSELANSLARI ÇOCUĞU İLE TATİLDE...

Her ne kadar ATP'de 3. sıraya gerilemiş olsa da bambaşka bir adam ekselansları. Şimdi ki rakipleri tenisi ondan öğrendiklerini söylerken muhteşem bir tevazu ile rakiplerini alkışlayabilmek her babayiğidin harcı değil. Bu aralar anlaşılan dünya pek umrunda değil. Junior Federer ile tatil yapmak heralde onun için bir Wimbledon şampiyonluğu kadar değerli. Ne diyelim artık " Baba Büyüksün".
11 Kasım 2009 Çarşamba
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Rio Sordu, Majesteleri Fedex Cevapladı!

“Roger ile röportaj yapmam istendiğinde, buna inanamadım. Daha önce de söylediğim gibi bence o günümüzün en büyük spor adamı. Bu özelliğini Pazar günü bir kez daha kanıtladı. Onunla konuşabilme şansına erişmek bile mucize gibi. Roger son derece cana yakın biri. Böylesi büyük başarılara imza atan birinin biraz daha bencil olacağını ve dış dünyadaki insanlardan kendini soyutlayacağını düşünüyorsunuz. Ama Roger o kadar rahat ve içten ki, onunla yaptığımız röportaj gerçekten harika oldu.”
Rio kendini sıradan biri gibi hissetti heralde Fedex'in yanında...15. şampiyonluğuyla beraber tavan yaptı gerçekten Fedex...
niketennis.com'da tebrik etmek isteyenler için bir olanak yaratmış.Fedex'i kutlamak isteyenler bi göz atsın derim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















