Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
1992 - 93 sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1992 - 93 sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

6 Aralık 1992 & 6 Tane Atılır Mı Be! [1992 - 93 Sezonu Yazı Dizisi]


6 Kasım 2002 kadar meşhur olmasa da 6 Aralık 1992 de Fenerbahçe için önemli bir tarihtir. Türkiye'nin profesyonel lig tarihinde bir maçta en fazla gol atan futbolcu rekorunu Fenerbahçe formasıyla Tanju Çolak bu tarihte kırmıştır. Karşıyaka'yı 7-1 yendikleri maçta tam 6 defa Karşıyaka filelerini havalandırarak bu alandaki rekorun sahibi oldu eski kral. Şimdi o günlere bir dönüş yapıp; maçın atmosferini, stresini tekrar yaşamaya çalışalım isterseniz..

1992 - 93 sezonunun 14. haftasıydı. Onuncu haftadaki Galatasaray galibiyetinden sonraki üç haftada da galibiyet yüzü göremeyip zirveden uzaklaşmaya başlamıştı sarı-lacivertli ekip. Gol rekoru kırıp şampiyon oldukları sezondan beri de şampiyonluk yüzü görememeleri, üstelik bu sezon da Beşiktaş, Kocaelispor, Trabzonspor ve Galatasaray'ın arkasından beşinci sırada yer almaları; camianın oldukça stresli günler geçirmesini sağlıyordu. İlk yarının sondan ikinci maçıydı ve bu maçta alınacak bir mağlubiyet takımı zirveden iyice uzaklaştıracak, ilk yarının hiç istenmeyen bir puan farkıyla bitirilmesini sağlayacaktı. Bütün bu stres yetmezmiş gibi ilk onbirden 5 isim de sakattı Fenerbahçe'de, bir bakıma takımın yarısından yoksundu sarı kanaryalar. Geçen haftaki Gençlerbirliği maçında sakatlanan kaleci Engin, Stoilov, Hakan ve müzmin sakat Rıdvan'ın yanında 13 haftada 10 golle takımı sırtlayan geçen senenin gol kralı Aykut da sakatlar listesine eklenmişti.

Karşıyaka karşısına; Altay, Arif, Semih, Nuri ,Ülken, İlker, Gerson, Oğuz, Novak, Ümit, Tanju ilk onbiriyle çıkmıştı Fenerbahçe. Bu karşılaşmadan önce Tanju'nun 13 maçta sadece 2 golü vardı. Sakatlık ve formsuzluk nedeniyle alışılmış ortalamasından oldukça uzakta bir sezon geçiriyordu eski kral. Medyada, tribünde, kahvede her yerde Tanju'nun eski Tanju olmadığı; eski günlerine hürmeten Fenerbahçe'de oynayabildiği, artık bittiği falan konuşuluyordu. Kocaelispor'lu Saffet Sancaklı'nın "Tanju'nun devri bitti artık, o futbolu üç sene önce bırakmalıydı" demeci olayın ciddiyetini gösteriyor sanırım.

İşte tarihe geçecek maç bu atmosferde başlamıştı. Fenerbahçe 16. dakikada Tanju'nun golüyle öne geçiyor, Karşıyaka da 21. dakikada Erhan'la cevap veriyordu. İlk yarının sonlarına yaklaşırken bu haftaya kadar beklenen performansından çok uzak kalmış Tanju bir kez daha sahneye çıkıyor ve Fenerbahçe'nin soyunma odasına önde gitmesini sağlıyordu. İkinci devrenin neredeyse ilk yarım saatinde skor değişmedi. Ne olduysa 73. dakikadan sonra oldu. Bu dakikada kazanılan penaltıda Tanju'nun ayağından gelen golle Karşıyaka çözülüyor ve Fenerbahçe coştukça coşuyordu. 77 ve 79'da Tanju bir kez daha sahneye çıkıyor kendisinin ve takımının beşinci golünü atıyordu. 82. dakikada bu sefer o sezonun dikkat çeken yabancılarından Gerson sahneye çıkıyor skoru 6-1'e getiriyordu. 89. dakikada kazanılan penaltı Tanju'ya rekoru getirdi. Kaleci Yüksel'i altıncı defa mağlup eden eski kral 'lig tarihinde bir maçta en fazla gol atan futbolcu' rekorunu ele geçiriyor ve bir kez daha tarihe geçiyordu. Bu maçın bir diğer ilginç hikayesi ise Tanju'yla Gerson'un ilerleyen haftalarda defalarca yapacakları ilginç gol sevincini ilk defa bu karşılaşmada denemeleriydi.(Sağ üstteki resim)

Türk futbolunda 1992-93 sezonunun ilginçliği gibi, bu sezon için de 14. hafta çok entresandır. Tanju'nun rekor kırdığı bu maçtan bir gün önce Galatasaray, Beşiktaş'ın 48 maçlık yenilmezlik serisine son veriyordu. Sezonun son haftası aynı skorla hala konuşulan bir mağlubiyet alacak olan Ankaragücü bu hafta Konyaspor'u 8-0 mağlup ederek kendi rekorunu kırıyordu. Ve işte bu haftada Kocaelispor, Gençlerbirliği'yle 1-1 berabere kalmasına rağmen, Beşiktaş'ın kaybetmesiyle liderliğe yükseliyor, tarihe geçmeye bir adım daha yaklaşıyordu. Ayrıca Tanju Çolak, Metin Oktay'ın 223 gollük rekorunu da bu maçta attığı 6 golle kırıyordu.

Tanju bu maçtan aldığı morali sezon sonuna kadar devam ettirecek, ilk 13 haftada sadece 2 gol atabildiği sezonu 29 golle gol kralı olarak tamamlayacak ve son kez bu ünvanı alıp ikinci ligin yolunu tutacaktı...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Kocaelispor'un Efsane Kadrosu [1992 - 93 Sezonu Yazı Dizisi]

Yazı dizimizin üçüncü ayağında Kocaelispor'un efsane kadrosunu inceledik. O dönemde futbolu yakından takip edenler; pozitif futbol oynayan, sürekli golü düşünen, izleyene zevk veren bu takımı hala hasretle anlatırlar..

O zamanın genç ve gelecek vaad eden hocası Güvenç Kurtar, üçüncü ligden aldığı Kocaeli takımını iki senede birinci lige çıkartmış, birinci ligdeki ilk sezonunda da ilk yarıyı lider tamamlayarak büyük bir sürpriz ve sükse yapmıştı. Bu zaman zarfında bir de ikinci ligde oynarken Fenerbahçe'yi Türkiye kupasından elemişliği vardır. Üstelik 1987 ve 1988'de üst üste iki defa ikinci lige düşerek dünya üzerinde bir ilki gerçekleştirmiş klübü sadece 4 sene sonra bu seviyeye çıkartmak da ayrı bir takdir sebebidir.. Ha o iki sene üst üste küme düşme olayı da ayrı bir başlıktır da neyse..

Kocaelispor birinci lige yükselince aynı kadroya Ali Şen'in destekleriyle yabancı takviyesi yaparak yoluna devam etme kararı aldı, iskelet kardoyla çok oynamadı. Kaleye Fahrettin Ömerovic'i, savunmaya da Kuzmanovski ve Mirkovic (Mert Meriç)'i transfer etti sadece. Alınan bu kararın doğru bir hamle olduğu da ligin ilk maçında anlaşıldı zaten. İzmit İsmetpaşa Stadyum'unda oynanan maçta Kayserispor'u 7-2 mağlup ederken muhteşem üçlüden Saffet Sancaklı hat trick yapıyor, Bülent Uygun ve Ergun Kula da ikişer golle oynuyordu..

Kaleci Fahrettin o sezon çok iyi bir performans sergiledi. Üçüncü haftadaki Gaziantep maçının 75. dakikasında Aykut Okan'dan yediği penaltı golünden sonra tam yedi maç kalesini gole kapattı. Fahrettin'in bu gol orucunu onbirinci haftada başka bir Aykut bitirdi. Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup ettikleri karşılaşmanın 67. dakikasında Aykut Kocaman'ın golüne engel olamayınca rekorunu 772 dakikada bırakmak zorunda kaldı.

Takımın diğer yabancıları Mirkovic ve Kuzmanovski de bu başarıda büyük pay sahibiydiler. Mirkovic gösterişsiz futbolu ve tam bir görev adamı olmasıyla her teknik adamın hiç korkmadan kadroya yazdığı, faydalı ama fazlası olmayan istikrarlı futbolcu sınıfındandı. Her maç aynı performansı gösterir, sürpriz yapmazdı. Kuzmanovski ise o sezon çok iyi bir performans göstermişti. Defansın emniyet sibobuydu ve Fahrettin'in bu başarılı performansında onun da rolü çok büyüktü. Ancak bu sibop 1994'te Saftig'le birtikte Galatasaray'a gelince fena halde hava kaçırmaya başladığından Türk futbolunda çoğunlukla Kuzmanovski'nin kazmalığından bahsedilir. Hatta Galatasaray'daki ilk sezonunda TSYD kupası maçında Fenerbahçeli Pingel'e attığı vücut çalımı sonrası Pingel'in ters basıp sakatlanmasını "Pingel bu çalımı gururuna yediremedi kendi kendini sakatladı" diye yorumlayanlar vardır:) Savunma hattından bahsetmişken müthiş fiziğiyle rakiplere gözdağı veren Osman'ı da unutmamak lazım tabi..

Orta sahada Tuncay ve sonraları ismi 'türbülent' olarak değişecek Asker Bülent performanslarıyla parmak ısırtıyorlardı. Özellikle genç Bülent pas alışverişleri, topu dağıtması, Türk futbolunda o döneme kadar pek yaygın olmayan çapraz koşuları ile Kocaeli takımının en göze batan oyuncusuydu. Al yanaklarıyla dikkat çeken Yalçın da savunmaya yönelik futboluyla sezonun formda oyuncularındandı. Bir de Güvenç hocanın gittiği diğer takımlara da götürdüğü Sefer var ki ondaki hikmeti anlamış değilim hala..

Forvette ise Saffet Sancaklı ve Ergun Kula takımın gol yükünü çekiyorlardı. O sene öyle bir performans gösterdiler ki takımın attığı 56 golün 35'i bu ikisinin imzasını taşıyordu. Bunlara bir de Bülent Uygun'un yedi golünü ekleyince 56'da 42 ile muhteşem üçlü sıfatını neden aldıkları ortaya çıkıyordu. Tabi bir de sakallarıyla ünlü Faruk Yiğit de vardı bu takımda. Ancak o sezon birçok maçta ilk onbir başlamasına rağmen performansı bu üçlününkinin yanına yaklaşamadı Faruk'un. Yine de daha sonra bu takımdaki birçok futbolcu gibi onun da yolu Fenerbahçe'den geçti..

İlk yarıdaki 14 maçta 10 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyeti vardı körfez ekibinin. Üstelik bu maçların sekizini gol yemeden tamamlamışlardı. Bu ondört maçtan sonra ligin devre arası geldiğinde Ali Sami Yen Stad'ında Galatasaray'la erteleme maçı oynayacaktı yeşil siyahlılar. Bu karşılaşmaya çıkarken Kocaelispor'un 32, Galatasaray'ın ise 30 puanı vardı. Maçı kaybetmemeleri halinde ilk yarıyı lider tamamlayıp lig tarihine geçeceklerdi. Güvenç Kurtar'ın genç ama yetenekli takımı için çok önemli bir maçtı bu. İşte böyle bir atmosferde oynanacaktı karşılaşma. Federasyonun maçtan iki hafta önce Galatasaray'ın Dynamo Dresden'den transfer ettiği Gütschow'un bu maçta oynamasına izin vermemesi Kocaelispor için büyük bir avantajdı. Saffet Sancaklı ve Uğur Tütüneker'in karşılıklı golleriyle maç 1-1 sona erdi. Deplasmanda alınan bu beraberlik aynı zamanda yeşil siyahlı bu genç kadro için tarihe geçme anlamı taşıyordu!!

Başkan Sefa Sirmen de dahil artık memlekette 'şampiyonluk' sözcüğü kullanılmaya başlanmıştı. Teknik ekip ve futbolcular da şampiyonluk hedefini benimsemişlerdi. Ancak ne var ki Kocaelispor başarılı jenerasyonuna rağmen bu hedefine ulaşamadı. Sezonu şampiyon Galatasaray'ın yedi puan gerisinde dördüncü olarak tamamladılar. Bu durumun oluşmasında başta Asker Bülent olmak üzere futbolcuların İstanbul takımları tarafından akıllarının çelinmesi sebep gösterilir hala. Bülent Uygun'un bu para düşkünlüğü yıllar sonra teknik direktörlük yaşamında Sivasspor'la şampiyonlar ligine katılıp kariyer yapmak yerine futbolcuları pazarlayıp takımı dağıtmayı tercih etmesine neden olacaktır.

Kocaelispor'un 1992-93 sezonu kadrosundan Saffet önce Galatasaray'a sonra Fenerbahçe'ye; Bülent, Tuncay, Halil İbrahim, Faruk, Mirkovic Fenerbahçe'ye transfer olmuştur. Kuzmanovski de Kocaelispor'un daha sonra Cihan, Volkan ve Orhan'la devam edecek kazıklarının birincisi olarak Galatasaray'a transfer olmuştur. Kaleci Fahrettin'in oyuncu olarak üç büyüklere yolu düşmese de 1996 yılında Uzanlar'la büyük sükse yapan İstanbulspor'a transfer olmuştur, şimdi de hoca olarak Fenerbahçe'de Aykut'un yardımcılığını yapmaktadır. Sefa Sirmen, büyük hizmetler verdiği klüp 2003'te küme düşünce ceketini alıp kaçmıştır. Güvenç Kurtar'ın da akibetini hepimiz biliyoruz..


p.s: fotoğraf http://vliegendenederlander.blogspot.com/ adresinden alınmıştır..

20 Temmuz 2010 Salı

Hem Gizli Ajan Hem Gol Makinası Torsten Gütschow [1992 - 93 Sezonu Yazı Dizisi]

1992-93 sezonun devre arasında Feldkamp tarafından Galatasaray'a kazandırıldı Torsten Gütchow. Berlin duvarı yıkılmadan önce Doğu Almanya'da fırtına gibi esen Dynamo Dresden takımında on üç sezon forma giyip 247 maçta 126 gol kaydederek müthiş bir istatistik yakaladı. Duvarın yıkılmasından sonra batı yakasındaki büyük takımlar arasında sıradan bir takıma dönen Dresden'den 1993 Aralık'ında Galatasaray'a imza attı.

Beşiktaş'ın 48 maçlık yenilmezlik serisine son verilen 3-1'lik maçta lisansı yetişmediği için forma giyemedi. Bir hafta sonraki Ankaragücü karşılaşması sarı kırmızılı formayı ilk giydiği maç olurken henüz ilk yarıda iki gol birden atarak taraftarın sevgilisi olmaya aday olduğunu gösterdi. Devre arasında Galatasaray ile o sezon fırtına gibi esen Kocaelispor arasında erteleme maçı oynanacaktı ve Feldkamp'ın genç takımı maçı kazanması halinde ilk yarıyı lider kapatacaktı. Taraftar ilk maçında iki gol atan Gütchow'a çok güveniyordu; ama Federasyon bu maçın erteleme müsabakası olduğu gerekçesiyle Doğu Alman futbolcunun forma giymesine izin vermedi. 1-1 sona eren maç, ilk devreyi Kocaelispor'un lider kapatmasını sağladı. Maçtan sonra "Gütchow oynamış olsaydı her şey farklı olurdu" tarzında yorumlar yapıldı.

Hakan Şükür'ün ilk partnerlerinden olan sempatik futbolcu sezonun ikinci devresinde adeta fırtına gibi esti. 15 lig maçında 10 gol, 4 kupa maçında da 2 gol atarak 19 maçta 12 gol gibi müthiş bir oran yakaladı. Falko ve Stumpf'tan sonra Gütchow da ortaya çıkınca taraftar Kalli'nin önünde neredeyse secdeye yattı :)

Kadıköy'de Galatasaray'ın on kişiyle 4-1 kazandığı Fenerbahçe maçında da ilk golü o atmıştır. Maçtan sonra Fenerbahçe taraftarı sahaya inip direkleri tekmelemiş, bir grup taraftar da Dereağzı tesislerini basmıştır. Gütchow da "nereye geldik mına koyiim" düşünceleri arasında gollerine devam etmiş, ligin son haftasında 8-0'lık Ankaragücü maçında hat-trick yaparak Türkiye kariyerine noktayı koymuştur(O maçı da ayrı bir postta inceleyeceğiz).

Gütchow'la ilgili esas ilginç olan olay ise Berlin Duvarı yıkılmadan önce Doğu Almanya istihbarat örgütü STASI için ajanlık yapmasıdır. Gerçi o dönemde Doğu Alman ligindeki futbolcuların büyük bölümünün birbirinden habersiz ajanlık yaptığı söylenir; ama Gütchow'un bu durumu kendi ağzıyla itiraf etmesi mevzunun manşetlere çıkmasını sağlamıştır. Yıllar sonra nedenini anlamadığım bir şekilde bu konunun tekrar Türk basınında gündeme getirildiğini hatırlıyorum. Basının bu tavrının bende Gütchow'la ilgili merak uyandırıp zamanında bir araştırma yapmamı sağlamasından başka bir faydası olmuş mudur bilemem tabi..

Tabiri caizse "rüzgar gibi geçen" bir futbolcuydu Torsten Gütchow! Kısa sürede büyük işler başarıp, kariyerine bir şampiyonluk ekleyip, taraftarın da sevgilisi olup veda eden bu adamı okumak dönemi bilenler için nostaljik bir romantizm yaratacak, bilmeyenler için de ilginç bir bilgi olacaktır diye düşünüyorum. Ne güzel topçumuzdun sen Gütchow Abi...

16 Temmuz 2010 Cuma

48 Maçlık Yenilmezlik Serisi [1992 - 93 Sezonu Yazı Dizisi]

Beşiktaş'ın altın yılları hangileri desek yolu buraya düşen herkes hiç düşünmeden 1989-1992 yılları arası der. Bu dönem, blogumuzda da daimi resmi olan saygıdeğer Metin-Ali-Feyyaz üçlüsüyle anılsa da her biri tek tek değerli olan oyuncular(Recep Çetin dahil), yönetim kadrosu, alt yapı ve teknik ekibiyle önemli bir kadronun başarısıdır.

Efsane başkan Süleyman Seba'nın aceleci davranmayıp sabırlı, mantıklı hareket etmesi bugünlerin yaşanmasının en önemli faktörüdür. Sonradan Türk futbolunda birçok yıldız potansiyelin önünü kesse de Serpil Hamdi Tüzün hocanın kurduğu alt yapı sistemine efsane başkanın güvenmesi, onların gelişmesini beklemesi, gelmeyen şampiyonluklardan sonra kadroyu dağıtmaya kalkmaması çok önemlidir. Bu da futbolun içinden gelen, futbolu bilen adamın farkını ortaya koyar işte. Metin, Ali, Feyyaz, Rıza, Gökhan, Sergen, Mutlu hep bu alt yapının ürünüdür.
80'lerin başında Dorde Milic'le başlayan, 80'lerin ortasında Stankovic'in devam ettirdiği sarkık liberolu 4-4-2 sistemi 80'lerin sonunda Gordon Milne ile artık iyice oturmuştu. Gökhanın sarkık libero oynadığı, Recep, Ulvi ve Kadir'den oluşan efsane dörtlü savunma namağlup gelen şampiyonlukta ve sonrasında devam ettirilen yenilmezlik rekorunda çok önemliydi.

Savunma hattının önünde Atom Karınca Rıza, sağda önceleri Wilson daha sonra Sarı Fırtına Metin, ortada Şifo Mehmet, solda da Seba'nın askerlik arkadaşı olduğu iddia edilen Walsh'in oluşturduğu orta saha dinamizmini hiç kaybetmeden rakipleri sürklase edebiliyordu. Öyle ki "Walsh'in sol kanattan yaptığı ortalara Beşiktaşlı futbolcular hareketlenmez, top kendiliğinden bir siyah beyazlı formaya çarpıp ağları bulur" diye anlatılır. İleride de tabi ki efsane üçlünün ikisi Ali ve Feyyaz yer almaktadır.

İşte bu kadro 1990-91 sezonunun 26. haftasında Gençlerbirliği deplasmanından 2-0'lık yenilgiyle ayrıldıktan sonra inanılmaz bir istatistik yakalar. O sezon kalan haftalarda mağlubiyet almadığı gibi 1991-92 sezonunu da namağlup tamamlayarak hem tarihe geçer hem de yenilmezlik serisini 36 maça çıkarır. 1992-93 sezonunda da ilk 12 haftada sekiz galibiyet dört beraberlik alarak rekorunu 48 maça çıkarır. Aynı zamanlarda İtalya'da fırtına gibi esen Milan da Capello yönetiminde yenilmezlik rekorunu geliştirmeye çalışıyordu.

Diğer tarafta da Galatasaray; Mustafa Denizli'yi göndermiş, Almanya'dan getirdiği Feldkamp'la yeni bir yapılanma içine girmiş, Falko ve Stumpf'la Türkiye'de ilk defa tandem oynamaya çalışan, alt yapıdan çıkardığı futbolcularla iskelet oluşturmayı deneyen, tabiri caizse güzel manzaralı bir arazide neyin nasıl yapılacağına daha tam karar verilmemiş bir kaba inşaat görünümündeydi. 12 maçta yedi galibiyet, üç beraberlik ve iki mağlubiyet almış; ligdeki bu düşe kalka görüntüsüne rağmen Avrupa'da da Eintracht Frankfurt'u elemeyi başarmış hala tam güven vermeyen bir takımdı. Bir yandan da gazeteler sürekli Beşiktaş'la Milan'ın yenilmezlik rekorundaki kapışmasını yazıyor, kara kartalları daha da hırslandırıp maçı ilginç bir psikolojiye sokuyordu.

İşte böyle bir atmosferde gelindi 1992-93 sezonu 13. haftaya. Maç İnönü Stadyumundaydı ve favori Beşiktaş'tı. Bu stresli karşılaşmanın ilk golünü de Beşiktaş attı. Feyyaz'ın kaleci Hayrettin'i avlamasıyla beşiktaş 1-0 öne geçti. Bu golden sonra Recep kırmızı kart gördü ve 10 kişi kalan rakibi karşısında Galatasaray, Hakan Şükür'le skoru eşitledi. İkinci yarıda sarı kırmızılılar Tugay'ın ayağından bir gol daha buldu ve maç bu dakikadan sonra resmen tek kale oynandı. Bir hafta sonra trafik kazası geçirip futbol hayatına nokta koymak zorunda kalacak olan Muhammed'in de kırmızı kart görmesiyle Galatasaray da 10 kişi kaldı. Beşiktaş'ın mütemadiyen geliştirdiği ataklar arasında Galatasaray kontraataktan yakaladığı pozisyonla Hakan'ın ayağından bir gol daha buluyor ve hem maçı kazanıyor hem de ezeli rakibinin hevesini kursağında bırakıyor; siyah beyazlılar da rekor yolunda Milan'ı yalnız bırakıyordu.

Beşiktaş'ın efsane kadrosunun yakaladığı bu 48 maçlık yenilmezlik serisi halen dünyanın en uzun yenilmezlik serilerinde 8. sırada yer almaktadır. İşte efsane olmak da, tarihe geçmek de budur zaten. Bazılarının zannettiği gibi bir lig şampiyonluğuyla efsane olunmaz öyle. Bu kadro 1989-90'da şampiyon olduktan sonra biz olduk havalarına girip alemlere dalsaydı asla tarihe geçemezdi ve yıllar sonra da o yıllarda çocuk olan bir herif gelip büyük bir heyecanla onların hikayesini yazmazdı. Anlayana...

15 Temmuz 2010 Perşembe

1992 - 93 Sezonu Yazı Dizisi!

Bizim yeni yeni etrafımızda olan biteni anlamaya başladığımız, hayal meyal hatırladığımız yıllardı. Sonradan okuduklarımızla, izlediklerimizle tam olarak yerine oturdu her şey. 1992-93 sezonu birçok ilki içinde barındırmasıyla çok entresan bir sezon olmuştur Türkiye için. İlk devreyi Kocaelispor'un lider tamamlaması, Beşiktaş'ın 48 maçlık yenilmezlik rekoruyla Milan'ı zorlaması, Tanju'nun Fenerbahçe formasıyla bir maçta 6 gol atması, Falko-Stumpf ikilisiyle ilk defa tam anlamıyla tandemin Türkiye'de uygulanması, 8-0'lık Ankaragücü maçı, Gütschow, Madida, Gerson, ve daha başka önemli olaylar, kişiler, maçlar...

Bundan sonra her akşam bu saatlerde bu konulardan birini yazacağız. Hem biraz nostalji yapmış oluruz hem de hafızaları tazeleriz. İlk yazı yarın diyip kötü bir reklam jingle'ıyla tamamlıyayım postu :)
Related Posts with Thumbnails