Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2012 Pazar


Gereğinin yapılması adına…
Galatasaray Başkanı Sayın Ünal Aysal, Yönetim Kurulu üyeleri ve sevgili Galatasaraylılar..

ultrAslan olarak Türkiye'de 3 Temmuz'dan bu yana yaşanan sürecin içine çekilmeye çalışılan kulübümüzde yaşananları yakından ama mümkün oldukça olaylara müdahil olmadan takip etme yolunu tercih ettik.

Bu tavrımız kimse tarafından yanlış anlaşılmamalıdır. Zira bizler Galatasaray terbiyesi, etik ve ahlaki değerlerine her zaman saygılı ve durmamız gereken yeri bilerek hareket ettik. Ancak yaşanan süreçte Galatasaray'ın adını geçmişte yaşandığı iddia edilen bazı olaylarla gündeme getirmeye çalışan ve kulübümüzün üstüne pislik atarak kendilerini aklama çabasına girenlerin tavırları karşısında bu açıklamayı yapmamız zorunlu bir hal almıştır.

Öncelikle Galatasaray'da kim olursa olsun ve her ne yaparsa yapsın Başkanlık makamına saygı esastır. Bu saygı, başkanlarımız ve yöneticilerimiz görevleri başında olduğu sürece değil, her dönemde devam etmelidir. Galatasaraylılık bu demektir ve bunun gereğini yapmayanların hangi sıfatla olursa olsun bu kulüp çatısı altında bulunması affedilemez bir hatadır.

2006 yılında yaşadığımız o tarihi şampiyonlukta emeği geçenlerden biri  olan dönemin Futbol Şube Sorumlusu eski Başkanımız Sn. Adnan Polat'a karşı başlatılan linç kampanyası maalesef Galatasaray'ın içinden çıkan bir mektupla başlamış ve Galatasaray hiçbir şekilde adının dahi geçmediği bir soruşturmaya bu mektup yüzünden çekilmek istenmiştir.

Elbette Sayın Adnan Polat ve dönemin yöneticileri bu konu hakkında gerekenleri yapacaktır ve bizim onlara güvenimiz sonsuzdur. Ama bizim Galatasaray Yönetim Kurulu ve Sayın Başkanımız Ünal Aysal'dan beklentimiz Galatasaray'ın başına bu çorabı örenlerin kulüple ilişkisinin derhal kesilmesidir.  Eski başkanını tehdit etme terbiyesizliğini gösteren, yazdığı tehdit, yalan, iftira dolu mektubu basına servis ederek Galatasaray'ın adını küçülten, Galatasaray'a görevde olduğu ve olmadığı her dönemde zarar verdiği yönünde hakkında çok açık ve çarpıcı iddialar bulunan,  Galatasaray'a hizmet aşkıyla gece gündüz çalışan kişilerin önünü kesmek ve Galatasaray'ın yoluna taş koymak için çabaladığı tüm Galatasaraylılar ve kamuoyunca malum olan, her eylemi ile Galatasaraylılığa ihanet eden bu şahıs Bülent Tulun'dan başkası değildir! Bu şahıs Galatasaray'ın Brütüs'üdür!

Biz gözümüzün önünde cereyan eden bu duruma kayıtsız kalmayacağımızı ve perde arkasında neler olduğunu da çok iyi bildiğimizi de söylemek istiyoruz. Bizler Galatasaray için gecesini ve gündüzünü birbirine katan, evinin yolunu unutan başta Fatih Terim ve ekibi ile birlikte, Oktay Mahmuti, Sedat İncesu, ve diğer tüm hocalarımız ile sporcularımızın yanında duruyoruz! Onları üzecek, incitecek herhangi bir tavır içine giren ya da buna tevessül edenlere de en sert dille tepkimiz koyacağımızı, Galatasaraylılığa yakışmayan tavırlar ve küçük hesaplar içinde olan Brütüs'lere de gereken tavrı alacağımızı açıkça ifade ediyoruz.

Siz değerli büyüklerimizden beklentimiz de adımını attığı her yeri karıştıran, 107 yıllık kulübümüzü mahkeme koridorlarında savunma yapmaya mecbur hale getiren, kulüp içinde iç huzuru bozan ve her şeyden önemlisi yazdığı mektupla Galatasaray Başkanlık makamını tehdit etme cür'etini gösteren bu Brütüs hakkında gereğini yapmanızdır. Sayın Başkanımız Ünal Aysal'ın "Danışmanım" dediği Brütüs'ün Galatasaray'a zarardan ve beladan başka bir şey getirmediğini görmezden gelmek, en hafif tabirle yakışıksız bir davranıştır.

ultrAslan olarak, Bülent Tulun adlı şahsın kulübümüzle ilişkisinin kesilmesi konusundaki duruşumuzun ve hassasiyetimizin asla değişmeyeceğini önemle belirtiyor, gereğinin yapılmasını Sn. Başkan Ünal Aysal ve Yönetim Kurulumuzdan ivedilikle rica ve talep ediyoruz.

Saygılarımızla..
ultrAslan adına Genel Koordinatör
Oğuz ALTAY


Perşembe günü yayınlandı bu yazı. Bu sene başladığından beri her geçen gün kendini geliştirdi utrAslan. Çok uzun zamandır yaptıkları çoğu şeyi ben dahil olmak üzere büyük bir kesim benimsemiyordu ama bu sene çok farklılar. Hocasına, başkanına, futbolcularına tahammülü olmayan saygısız grup gitti yerine sadece işini yapan, faydalı grup geldi sanki. 

Şimdi gelelim açıklamanın içeriğine. Kim yazmışsa eline sağlık diyelim öncelikle. Taş gediğine oturmuş, hemen hemen tüm Galatasaray taraftarlarının düşündükleri yazılmış. Abartı yok hatta eksik bile olabilir. Bülent Tulun çok hasta bir Galatasaray taraftarı olabilir, hatta bu takımı hepimizden çok sevebilir. Buna laf söyleyemem zira kimin kimi, neyi ne kadar sevdiğini tartışmak haddimize değildir. Lakin bazen fazla sevgi zarar verebiliyor. Bülent Tulun'u tanımıyoruz, sadece dışardan gördüğümüzü biliyoruz. Belki çok iyi bir insandır fakat bize zarar veriyor. Bu takıma zarar veriyor. Aynen Özhan Canaydın gibi, aynen Adnan Polat gibi Bülent Tulun da Galatasaray'a zarar veriyor. 

En iyisini ben bilirim havasıyla davranıyor ne yazık ki ve daha da kötüsü Ünal Aysal'ı da etkileyebiliyor. İyi giden takıma çomak sokabilecek hareketler yapıyor. En basiti bu takım doludizgin giderken maça Erik Gerets'i davet etmek hiçbir şekilde akla mantığa sığmıyor. Kardeşim sen bilmiyor musun bu şerefsiz basın götünden element uydurur da Galatasaray'a zarar verir. Şu ortamda, şu pislikte çamura basmamak için yönetim 2 kat efor sarfedip etraftan dolaşırken senin Galatasaray Başkanını tehdit eden mektubun çıktı ortaya. 1 milyon dolar mevzusunu söylemiyorum bile. Geçen seneki berbat durumdan çıkmak için herkes bu kadar çaba harcarken sen bizi dibe çekmeye çalışıyorsun. Eğer birazcık kendine saygın varsa çeker gidersin de gidecek adam bugüne kadar durmazdı. 

2006 şampiyonluğunda muhakkak ki payı vardır Bülent Tulun'un. Bu taraftar hala bu kadar saygılı duruyorsa o şampiyonluğun hatrınadır. Ama sabır taşırmadan içimizdeki pislikleri temizlememiz lazım. Ben Ünal Başkanın taraftarın sesine kulak vereceğini ve kısa sürede Bülent Tulun'un biletini keseceğini düşünüyor ve umuyorum. Haydi hayırlısı...

28 Şubat 2012 Salı

2005-06 Sezonunda Teşvik Yoktur, ŞİKE Vardır!!!


Denizli maçında teşvik var diye bir günde ortalığı ayağa kaldırdılar. Milletimiz gerçekten balık hafızalı. O sezon Fenerbahçe'nin elle, kolla, olmayan penaltılarla kazandığı puanları ne çabuk unuttular. Daha da şaşırtıcı olanı 'nasıl' unuttular yahu? Ortalık çalkalanmıştı bu hakem hatalarıyla o sezon. Son maçta şampiyonluğu Galatasaray kazanınca pek deşilmedi Fenerbahçe'nin bu haksız puanları; ama o sezon Fenerbahçe şampiyon olsaydı hala bu şaibeli puanlar konuşuluyor olacaktı. Madem şimdi o sezonu tekrar açtılar biz de önlerine sürelim bakalım bu şerefsizce kazanılan puanları, eminim herkesin hatrında hemen canlanacaktır.. Ulan bir de 2006 Nisan'ında kulüp kasasından çıkan 1m dolar araştırılıyor, Denizli lafı yok iddianamede, buna rağmen ortalığı nasıl ayağa kaldırdılar. Allah muhafaza bizim de 10000 sayfa tape'miz olsaydı n'aparlardı kimbilir :)

Tarih 21.08.2005 - 2005/06 sezonu 3. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe sezonun ilk iki maçından da beraberlikle ayrılmış, rakibi Galatasaray ise üçte üç yapmış 9 puanla zirvede. Sarı lacivertli ekip de Çaykur - Rizespor deplasmanına çıkıyor. İlk yarıyı Okan Öztürk'ün golüyle 1-0 önde kapatıyor Rizespor. İkinci devrenin başında Nobre'nin resimde gördüğünüz hareketi ve gol geliyor. Daha sonra Semih'in de golüyle Fenerbahçe maçı 1-2 kazanıp ligdeki ilk galibiyetini alıyor ve takım moral buluyor. Maçın hakemi Metin Tokat ise, "Nobre elle kontrol etmiş; ama benim bunu görmem imkansızdı" diye açıklama yapıyor




Tarih 01.10.2005 - 2005/06 sezonu 8. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe, Konyaspor deplasmanında. Lider Galatasaray'la puan farkı iki. Sarı kırmızılı ekip Trabzonspor deplasmanına gidecek. Trabzon, hocası Lazaroni'yi kovmuş, takımda kaos var, Galatasaray mutlak favori. Fenerbahçe'nin puan kaybı yaşamaması lazım yoksa fark daha da açılacak. Konyaspor'un başında da Aykut Kocaman var. Konyaspor ilk yarıyı 2-0 önde kapatıyor. İkinci yarıda Anelka'nın yandaki fotoğrafta gördüğünüz golü geliyor. Ve Fenerbahçe maçı çeviriyor, puan farkı açılmamış oluyor. Maçtan sonra Aykut Kocaman: “Böyle kararların alındığı bir ülkede futbol adamı olmanın da futbolla ilgilenmenin de hiçbir anlamı kalmamıştır. Görevimden istifa edip, futbol hayatımı da noktalamak istiyorum“ şeklinde bir açıklama yapıyor ve kamuoyuna bomba gibi düşüyor bir Fenerbahçe efsanesinin yaptığı bu açıklama. Derken gel zaman git zaman Aykut hoca futbolu bırakmıyor tabiki ve bir daha bu konu hakkında tek kelime etmiyor...



Tarih 29.10.2005 - 2005/06 sezonu 11. hafta karşılaşması:

Bu sefer rakip Gaziantepspor, yer Şükrü Saraçoğlu Stadı. Hadzıbegiç yönetiminde çıktığı 5 deplasman maçında 4 galibiyet alan bir Gaziantepspor takımı var. 90 dakika 0-0 sona eriyor. Derken 90 +2'de Alex ceza sahası içinde herhangi bir müdahale yokken kendini yere atıyor ve kazanılan penaltıyı yine Alex gole çeviriyor. 90 +2'de olmayan penaltıyla maç ve 3 puan kazanılıyor. Bu hafta başlamadan önce Galatasaray'la puanlar eşit. Bu hafta ise Galatasaray, Ankara'da İsmail Güldüren'in ceza sahası içinde Hakan Şükür ve Ümit Karan'a güreş yeteneklerini gösterdiği maçta Gençlerbirliği'ne 2-1 kaybediyor, İsmail Güldüren 90 dakika sahada kalıyor, liderlik el değiştiriyor..


Tarih 31.01.2006 Türkiye kupası Kayseri Erciyesspor maçı:

Fenerbahçe yönetimi o sene 23 yıldır kazanamadığı Türkiye kupasını kazanmak için de gözünü karartmış. Gruptan çıkabilmek için Fenerbahçe'nin mutlak puana ihtiyacı var. Rakip deplasmanda Kayseri Erciyesspor. Maçın sonlarına doğru Agali'nin kafa vuruşunu Luciano ceza sahası içinde elle kesiyor. Bir sürü tartışma, olay; ama hakem Hakan Sivriservi penaltıyı vermiyor. Maçtan sonra MHK başkanı Mustafa Çulcu, hakem Hakan Sivriservi'nin ve birinci yardımcı hakemin 6 hafta süper lig maçı yönetemeyeceğini açıklıyor; ancak Fenerbahçe bu maçtan aldığı puanla bir üst tura çıkıyor..



Tarih 11.02.2006 - 2005/06 sezonu 21. hafta karşılaşması:


Bu sefer rakip Samsunspor yer Samsun 19 Mayıs Stadı. Maç ortada gidiyor. Derken ceza sahası içerisinde yandaki resimde görülen pozisyonda, kaleci Kerem'in eliyle arasında neredeyse yarım metre mesafe olmasına rağmen Nobre kendini yere atıyor. Hakem Serdar Tatlı penaltı noktasını gösteriyor ve Kerem kırmızı kartla oyun dışında kalıyor. 10 kişi kalan, üstelik kalecisi atılan rakibi karşısında Fener karşılaşmayı 5-0 kazanıyor. Maçtan sonrasına Kerem'in gözyaşları ve Nobre'nin pişkinliği damgasını vuruyor. Ve gerçekten artık Fenerbahçeliler bile bu pozisyonu savunmuyorlar..
 
 
 
 
 
 
 
Şimdi soruyorum beyler: Sezonun son maçı olan Denizli maçına gelene kadarki bu şaibeli puanların hesabını kim verecek???

20 Ocak 2012 Cuma

Gökhan Zan'la Fatih Terim Arasında Ne Yaşandı??


Ezbere futbol konuşan, Rıdvan'ı ciddiye alan kitlenin genelinin sevmediği bir futbolcudur Gökhan. Takımdaki futbolculardan en ön yargıyla yaklaşılanı tartışmasız kendisidir. Biraz objektif olalım bakalım. Bu sezonun ilk 8 maçına ilk 11'de başladı Gökhan, 6 maçta da 90 dakika sahada kaldı. Sekizinci maç olan Gaziantepspor maçının 33. dakikasında sakatlandı, yerine oyuna giren Servet de on dakika sonra fiziksel yetersizliğinden ötürü adamını kaçırıp kırmızı kart görünce her şey değişti. Semih kadroya girdi, bir daha da formayı bırakmadı, çok sevindik falan..

Objektif bir değerlendirme yaparsak Gökhan bu sene oynadığı maçlarda Beşiktaş'taki ilk sezonunu anımsattı. Fizik olarak mükemmel durumdaydı, sakatlanmıyordu, iyi maçlar çıkarıyordu ve kesinlikle Servet'ten çok daha hazır durumdaydı. Tek eksisi çok pas hatası yapmasıydı, bu da Fatih Terim'in oyunu kurma görevini kendisine vermesiyle alakalıydı. Aldığı her topu sağındakine solundakine verip hiç dikine oynamaya kalkmasa ne hatasını söyleyebileceklerdi Gökhan'ın?

Gaziantepspor maçından sonrasına bakalım. Kayseri, Mersin, Beşiktaş ve Sivas maçlarında ilk 18'e bile giremiyor Gökhan. Sahaya Ujfa-Semih ikilisi çıkıyor, yedekte de Servet var. Gökhan esame listesine dahil değil! Peki ne oluyor sonra, 4 hafta yedek olarak bile kadroya giremeyen Gökhan, 5.hafta Gençlerbirliği maçında ilk 11 başlıyor. Servet-Gökhan ikilisi çıkıyor sahaya. Ve tribünde izlediğim bu maçta en az 3 defa Servet'in arkasına kaçırdığı topa hızla fırlayıp tehlikeyi önlediğini gördüm Gökhan'ın. Servet fizik olarak kötü durumda olmasından dolayı topa girmeyip hep kaçak güreşirken (ki Servet bu konuda çok zeki bir futbolcudur), Gökhan bütün toplara basıp Gençlerbirliği ataklarını başlamadan bitiriyordu. Lafın kısası Servet'ten iki gömlek daha iyi durumdaydı Gökhan. Ama nedense üç gün sonraki Fenerbahçe maçında yine Servet yedekler arasındaydı, Gökhan 18 kişilik kadroda yoktu! Ve sonraki lig maçlarının hiçbirinde yine kadroya giremedi Gökhan. Semih'in cezalı olduğu ilk yarının son maçı Manisa maçında bile ilk 18'e alınmadı..

Son olarak kupadaki Adana Demirspor maçında Servet'in sıçtığını kaç kez gördük, hem de bu kez tribünde olmaya da gerek yoktu, öyle gerzekçe hatalar yapıyordu ki Servet, ekran başından da çok net fark ediliyordu, fark etmeyenin art niyetli olması lazımdı.. Ancak 3 gün sonraki Karabük maçında yine Servet ilk 11'deydi ve Gökhan yine yedekler arasında bile değildi..

Şimdi merak ettiğim soru şu: Fatih Terim'le Gökhan arasında ne geçti?? Fatih Hoca ki en formsuz zamanlarında bile milli takıma çağırmıştı Gökhan'ı. Şimdi ne oldu ki bu kadar formda ve hazır durumdayken kesik yedi Gökhan? Adam kaç maç 18 kişilik kadroya bile girmiyor, birdenbire ilk 11'e alınıyor, çıkıyor oynuyor ve yanındaki hıyarın da açıklarını kapatıyor, sonraki maçta bir daha 18'de yok.. İşler bu kadar tıkırında giderken kimsenin dikkatini çekmiyor bu durum; ama Fatih hoca sanki çaktırmadan bizle taşak geçiyor, üstelik yılar sonra ilk defa Gökhan bu kadar formda ve bu kadar istekli oynarken.. Şaka bir yana ne geçti bu adamla aranızda hocam, neden emeğinin karşılığı verilmiyor Gökhan Zan'a??

10 Ocak 2012 Salı

Günün Anlam ve Önemi Budur!!!


9 Ocak 1996 doğumlu Berk Yıldız bugün Galatasaray A Takımıyla resmi bir maça çıktı. Fatih Terim'den oldukça anlamlı bir doğum günü hediyesi olmuş. İşte bize Mertan Caner Öztürk'ün ilk maçında oynadığı güzel futbolu, Okan Derici'nin ilk defa forma giymesini bile unutturan günün anlam ve önemi budur. Adam 15'ini yeni bitirdi ulan, helal olsun İMPARATOR!!!

8 Ocak 2012 Pazar

Kazım Kazım & Sarı Sarı

2001-2002 sezonunda bir süre formsuz maçlar çıkaran Ümit Karan da denemişti bu yöntemi. Hemen ardından Sami Yen'de oynanan PSV Eindhoven maçını 2-0 kazanıp Nantes'in ardından ikinci olarak şampiyonlar liginde ikinci tura yükselmiştik. Ümit de eski formunu yakalamıştı, özellikle Avrupa'da çok güzel maçlar çıkarmıştı malumunuz..
Umarım Kazım'a da yarar bu uğur denemesi, formsuzluğunu bir an önce atlatır. Gerçi önümüzdeki maç Adanademir maçı pek kıstas olamaz ama olsun, iyi bir Kazım tek başına alır o maçı..

4 Ocak 2012 Çarşamba

Doludizgin!

Play-off boktan bir sistem kabul ediyorum lakin ligin arasının bu kadar kısalması da bir o kadar güzel. Panpa Mali Aydınlar her şeyi sıçıp sıvıyor da lig arasının 45 gün olmaması güzel oldu.

Galatasaray uzun yıllar sonra herkesin doğru tahmin ettiği kadroyla sahaya çıkmaya başladı. Kadroda istikrar sonuçlara da yansıyor. Kaleci de biliniyor maçtan önce ileri uç oyuncuları da. Uzun zamandır 2 sürpriz bile yapmadı bize Fatih Hoca ki 96-2000'i anımsatan bir olay bu. O zamanlar bile ara sıra Arifli ara sıra Arifsiz çıkarak şaşırtırdı bizi.

Maçtan çok Emre Çolak konuşulacaktır ki hakkıdır da. Ben hiç ısınamadım Emre'ye, hatta her zaman da söyledim bu çocuktan bi şey olmaz diye. Çünkü 2 yıldır bu çocuk 50 kiloydu. Bacakları da kuş bacağı kadardı ki hala çok güçlü değil. Yaptığı ortalar, kullandığı kornerler zorlasa bile ön direği geçmiyor. Dün ilk golde top ayağındayken hissettim gol olacağını. O da hissetmiş olmalı ki denedi şansını. Güzel gol oldu, özgüveni yerine geldi. Altyapıdan oyuncu çıkmasını isterim ama Emre'ye ben hala güvenmiyorum. Dün Visca'ya yaptığı hareket de kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerimi pekiştirdi. Daha cin olmadan adam çarpmaya çalışıyor. Keşke hakem atsaydı da görseydi artistlik yapmak neye mal oluyormuş. Tahrik yok bi şey yok be kardeşim. Aynısı sana yapılsa hoşuna gider mi? İşte bu yüzden Semih'e güvendiğimiz, Semih'i istediğimiz kadar seni istemiyoruz. Bize birilerini çağrıştırıyorsun maalesef çocuk!

İlk golü erken bulunca 4 atarız dedim ama gol yiyeceğimizi tahmin edememiştim. Orta sahada Melo yerine Engin'in oynaması işleri zorlaştırdı. Zira Melo topları adrese teslim yolluyordu ve biz hızlı çıkmış oluyorduk. Engin topları sürerek arkadaşlarına götürmeye çalışınca her pozisyonda rakip yerinde oluyordu. Engin çok sevdiğimiz bir oyuncu lakin ona ayrı bir top vermek gerekiyor galiba. Yine de Engin candır, delidir doludur ama candır.

Muslera'ya, Ujfa'ya falan denecek bir şey yok. Her zamanki gibi işlerini en iyi şekilde yapıyorlar. Elmander dün kötüydü, daha kötüsü isteksizdi. Zaten hoca da onu farkedip bu sefer Baros'u değil, onu aldı oyundan. Selçuk muhteşem, iyi ki var. Eboue için söylenecek bir şey yok. Ben adamın geldiğinden beri bire birde geçildiğini görmedim. Geçilmişse Q7'ye geçilmiştir belki. Riera için de söylenecek bir şey yok. Heinz'den hatta Carrusca'dan daha kötü bir oyuncu. İsteksiz, yeteneksiz, vasıfsız bir adam. Rotasyona Mertan girsin Riera'dan daha kötü olmaz.

İBB iyi bir takım aslında. Doka, Webo, Visca ve Holmen kalbur üstü yabancılar. Doka ve Holmen her takımda oynar açıkçası bu ligde. Webo da o yaşına rağmen Semih'e attığı çalımla ders verdi resmen. Kırmızı kartı tartışanlar olacaktır. Webo'nunki de Doka'nın Engin'e yaptığı hareket de kırmızı kart. Bizim Kazım da Kamil Zayette'ye çok sert girdi. Atmak isterse hakem atardı.

Güzel bir maçtı. Galatasaray atmaya devam ediyor. Ama bu görüntü kimseyi yanıltmasın transfer şart...

9 Aralık 2011 Cuma

Umuttur Galatasaray

Galatasaray Fenerbahçe'yi 3-1 yendi. Bu çok klişe bir giriş olur kanımca. Galatasaray dün sadece maçı kazanmadı, sadece iyi bir takım olduğunu göstermedi. Galatasaray dün karakterini kazandı, herkese birlik olduğunu gösterdi. Sene başından beri her kötü oynadığımız maç sonrası Fenerbahçe maçı hatırlatıldı bana ve hep aynı cevabı verdim soranlara. Yenseler bile bu sefer dövemeyecekler. Fenerbahçe Galatasaray'ı nasıl yeniyordu? Daha maç başlamadan gergin bir ortam yaratıyorlardı. Buna en basit örnek Baroni-Arda kapışması. Orada Arda yalnız kalmıştı, bir tek Aydın vardı yanında. Sonra sahada birbirinden kopuk Galatasaraylı oyunculara dikleniyordu Fenerbahçeli oyuncular. Gökhan Elano'ya el ense çekiyordu mesela. Volkan Lincoln'e saldırıyordu. Bunlara Galatasaray karşılık veremiyordu. Çünkü takım değildik. Kadro olarak daha iyiydik ama takım olarak kötüydük. Dün Galatasaray takımdı, takım gibi takımdı. Gökhan niye kimseye el ense çekemedi? Volkan niye kimseye saldırmadı? Küçük enişte Emre bile süt dökmüş kedi gibiydi. Çünkü bu takıma diklenmek afedersiniz göt ister!

İddia ediyorum bu Galatasaray her rakibe karşı dik durur. Çünkü sahada bir duruşumuz var. Fatih Terim'den ve amansız ol felsefesinden çok hazzetmem ama adam bu işi biliyor. Melo gibi, Ujfa gibi, Elmander gibi omurgalı adamlar getirdi. Her biri tek tek bakıldığında yıldız değil ama omurgalı, karakterli adamlar. Korkmuyorlar, sinmiyorlar.

Ve Fatih Terim niye büyük hoca biliyor musunuz? Fenerbahçe fobisi olan bir tane adamı bile sahaya sürmediği için. Dün mantıklı olan Gökhan Zan-Ujfa ikilisiydi. Ama Terim Semih'i seçti. Mantıklı olan Ayhan'dı ama Terim ben beğenmesem de Emre Çolak'ı seçti. Dün sahada Fenerbahçe'ye sürekli mağlup olmamızı kafasına takarak sahaya çıkan kimse yoktu. Hakan Balta mı? Hakan'ın bunu hiç düşünmediğine eminim. Kazım mı? Adamın dünya sikinde değil eski Fener mağlubiyetleri mi dokunacak!

Ve büyük milli! kaleci Volkan Demirel. Şu ezikliğini milli maçlar dahil her maçta görmek isterim, Fenerbahçe'yle alakası yok yani. Kıçıyla top tutardı Volkan efendi Melo'nun kafasıyla (!) attığı golü kurtarmaya yetmedi mi lan koca götün???
Çok uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Umuttur Galatasaray. En kötü gününde bile gülümsetir insanı. Elimde hiçbir şey yok lan derken bir gamze olur yerleşir yanağına farkettirmeden. Anlayamazsın ne olduğunu ama için kıpır kıpırdır, tüylerin diken diken. İyi gününde sevinçten kötü gününde hüzünden ağlatır lan en duygusuz adamı bile.

Başta başkan Ünal Aysal olmak üzere hepsine teşekkür ederiz. Biz mağlubiyetlere, kötü sonuçlara üzülmüyorduk. Biz kaybolan ruha, arkadaşlığa üzülüyorduk. Bize bunları verdiniz üzerine bir de liderlik getirdiniz. Yürüyedurun ulan, önünüze çıkanın amına koyayım!

4 Aralık 2011 Pazar

Aydın Yılmaz'ın Olayı Ne?


Aydın Yılmaz diye bir adam var Galatasaray'da. Çok değişik bir adam bu. Bugüne kadar Galatasaray, İBB, Manisaspor ve Eskişehirspor'da oynadı. En az 11-12 iyi hocayla çalıştı. Oynadığı maçların %90'ında berbat oynadı. İyi oynadığı maçlar parmakla sayılır. Mesela Galatasaray'da muhteşem oynadığı bir Maccabi Netanyahu maçı vardır. Sever böyle kalitesiz rakipleri Aydın. Karşısında öyle kötü topçular olur ki tanımayanlar Aydın'ı Messi sanabilir. Ama karşısına çok da kalburüstü olmayan orta seviyede bir topçu bile çıkarsanız Aydın yine asıl Aydın'ı gösterir size. Dün karşısında Beşiktaş'ta tutunamayan, yıllardır orta sıra takımlarda kendine yer bulmaya çalışan Mehmet Sedef vardı. Aydın dün Mehmet'i bir kez bile geçemedi. Mehmet'e kendini Abidal gibi hissettirmiştir muhtemelen. Aydın Yılmaz Gerets, Feldkamp, Skibbe, Rijkaard, Bülent Korkmaz, Hagi, Abdullah Avcı, Giray Bulak gibi hocalarla çalıştı. Şimdi de Fatih Terim'le çalışıyor. Bu hocalar kariyer itibarıyla çok da kötü hocalar değil, hatta çoğu kalburüstü hocalar. Bu kadar hoca da adam edemediyse kim edecek bu çocuğu? Mourinho mu getirelim Aydın için? Yoksa Aydın'ı mı gönderelim Real'e?

Aydın Yılmaz Konyaspor'a bir gol attı yıllar önce. Hala onun ekmeğini yiyor bu adam. Onun jenerasyonundaki birçok topçu vasat takımlarda sürünürken kendisi hala Galatasaray'da ve burdan sıçrama yapmayı geçtim burda kalmak için bile çaba göstermiyor. Bu vurdumduymazlığı kime borçlu bu adam? Nasıl bu kadar kötü durumda olmasına rağmen yıllardır bu takımda? Bu adamın torpili nerden, kimden? Bu fizikle, bu yetersizlikle Galatasaray'da 5 dakika bile durmaması gerekiyor bu adamın. Aydın'a verilen şans kime verildi? Cem Sultan'ın, Özgürcan'ın, Mülayim'in, Cafercan'ın suçu neydi? Lobi yapmamaları mı?

Gençlerbirliği - Galatasaray: 0-1


-- Gençlerbirliği stadda maç öncesi ve devre arasında Pilli Bebek çalmaya başlamış, amirim gelip götürecekmiş gibi hissediyorsun başta..

-- Muslera'nın oyun rakip sahadayken kendi kendine ısınması aşina olmadığımız bir davranış, takdire şayan..

-- Aydın çok çalışıyor ama fiziğin bu kadar yetersizse daha süratli olman lazım, yok süratin bu kadarsa o zaman daha güçlü olman lazım; olmuyor işte uzatmanın manası yok.. Bu haliyle Galatasaray formasıyla değil Gençlerbirliği formasıyla sahada olması lazımdı..

-- Çıplak gözle izleyince Melo'yla Eboue'nin kalitesi göze çarpıyor değil, adeta göze batıyor; o derece..

-- Gökhan Zan tek kelimeyle müthiş, nazar değmesin.. Servet ise hantallaşmış..

-- Fatih Terim'in saha kenarında Atatürk gibi dolaşması güzel geldi bana..

-- Taraftarla Ayhan'ın arasının düzeldiğini görmek de keyif verdi..

-- Sercan Yıldırım bir ara jübile falan yaptı da biz mi kaçırdık..

-- Topla oynuyoruz ama bariz bir şekilde gol pozisyonuna girme eksikliğimiz var. İlk yarıda kaleyi bulan şutumuz yoktu..

-- i love you Melo demiş miydim :)

30 Ekim 2011 Pazar

Hayata Dönüş!

Geçen haftaki Abdullah Yılmaz travmasından sonra bu hafta önemliydi. Önce Antalyaspor karşısında alınan beraberlik, sonra Gaziantepspor maçında alınan travmatik mağlubiyet. Hayata dönüş maçının Kayseri deplasmanı olması korkutsa da takımın kazandığı karakter güven veriyordu maç öncesi. Kayserispor'u Kayseri'de yenemeyeli çok olmuştu, kısmet bugüneymiş.

Sakatlıklar ve cezalılar maç öncesi korkutuyordu ama kadroda Semih ve Yekta'yı görmek sevindirmedi dersem yalan olur. Özellikle Semih'e birçok Galatasaraylı dileniyordur bence. Gökhan ve Servet'ten o kadar sıkıldık ki, özellikle Servet'ten. Semih oynasın isterse maç, maçlar kaybettirsin. 76 numarayı bir daha görmek istemiyoruz! Yekta da iyi oynarken sakatlandı, yazık oldu.

Galatasaray maça yine iyi başladı. Riera, Ayhan ve Hakan Balta sol kanadı işlediler. Riera çok iyi bir oyuncu değil ama en azından oyun karakteri var adamın. Oynadıkça daha da iyi olacaktır. Golde de Elmander'e çok güzel bir orta yaptı. Elmander gittikçe daha iyi oluyor. Baros Elmander'den iyi topçudur ama Elmander istikrarlıdır. Yine harika oynadı. Hastaymış maç öncesi, şaka gibi. Elmander maçtan önce hastaysa Aydın Yılmaz neydi arkadaş?

Aydın demişken ne zaman patlayacak ki bu herif? Kardeşim bu kadar şansı Cafercanlar, Oğuzlar bulamadı da bu adamın bokunda boncuk mu var? Bugün Kayseri'de oyuna giren Cem Sultan 3 dakika şans bulamazken bu adamın sahada olması hem garip hem komik. Bugün yine 45 dakikada 3 tane olumlu hareket yaptı, 2'si defansifti bu hareketlerin.

Takım genel olarak iyiydi ama 50-70 arası durduk yine. Fatih Hoca kenarda çıldırdı ama kulübe o kadar boştu ki, bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapamadı. Özellikle Riera, Elmander, Selçuk ve Ujfalusi muhteşemdi. Melo diğer maçlar kadar öne çıkmadı ama işini yaptı. Hakan Balta düzeliyor galiba, defansif olarak çok iyiydi ofansa da yardım etti. Muslera çok gereksiz degajlar kullandı, elle çok daha iyi oyun kuruyor halbuki.

Kayserispor iyi takım. Özellikle Hasan Ali Kaldırım muhteşem oyuncu. Büyüklerde ve Avrupa'da rahatlıkla oynar ama defansif olarak geliştirmesi lazım kendini biraz. Ortalarını çok beğendim özellikle. Amrabat iyi oyuncu ama biraz çirkef, gereksiz işler yaptı bugün. Eren'in yaptığı hataya üzüldüm, umarım moralini bozmaz. Çok çok iyi olabilir tekrar sakatlanmazsa, fizik olarak çok iyi gözüküyor. Sefa tekniği ve mücadele gücü yüksek oyuncu. Okay çok çok iyi ve sadece 17 yaşında. Sene başında alamayınca çok da önemsememiştik ama çok iyi bir oyuncuyu kaybettik galiba. Şota gibi bir hocayla çalışması büyük şans, umarım kullanır.

Sonuç olarak Galatasaray net bir galibiyet kazandı. Sakatlar iyileşince daha da iyi olacaz gibi duruyor. Fatih Hoca'ya sadece takıma kazandırdığı karakter için bile çok teşekkür edilmeli. Bu sene en azından dayak yemeyecez!

21 Ekim 2011 Cuma

Galatasaray - Antalyaspor Maç Öncesi


- Galatasaray bu sezon ilk defa çift forvetle sahada olacak. Eğer Baros oynarsa, Elmander çok daha iyi oynayabileceği forvet arkasına çekilecek gibi duruyor..

- Antalyaspor katı defans yapan, hücum varyasyonu olmayan bir takım. Kontraataktan gol bulabilirlerse maç iyice izlenmez bir hal alır, bulamazlarsa Galatasaray maçı alır..

- Galatasaray bugün kazanırsa süper ligde 52 hafta sonra lider olabilir..

- Eboue bu sefer sağ çizgide oynayacak. Real Madrid maçından beri ilk defa o mevkide maça başlayacak, bir de sağ bekte izleyebilsek..

- Gökhan Zan muhtemelen kariyerinde ilk defa 7 maç üst üste ilk 11'de başlayacak (Hatayspor ve Çanakkale Dardanel yıllarını saymıyorum tabi)..

- Engin Baytar'ın yerine favori Yekta, plase Ceyhun, süpriz Ayhan..

- Yekta'nın olası bir kötü performansında Ayhan herkesi kendine hayran bırakabilir benden söylemesi..

- Ayhan bence Barış ve Mustafa'nın yanında bok yoluna karalanan bir isim, bugün şans bulmasını çok istiyorum..

- Servet de ilk defa 7 maç üst üste forma giyemeyecek..

- Geçen hafta Bursa galibiyetiyle kilidi kırdık, bugün de Antalya deplasmanında galip gelirsek takım tamamen oturur artık, galibiyet alışkanlık haline gelmiş olur. O yüzden bugünkü maç sezonun en önemli maçlarından biri, mutlaka kazanmamız lazım..

- Maç 20.03'te başlayacak..

-Şehitlerimize Allah'tan rahmet, tüm Türk milletine baş sağlığı, yaralı mehmetçiklerimize de acil şifalar diliyorum..

23 Ağustos 2011 Salı

Galatasaray'ın Transfer Değerlendirmesi!


Geçen yıl tel tel dökülen ve tarihinin en kötü sezonunu yaşayan Galatasaray'da ilk önce yönetim değişikliğine gidilmiş; tarihin en kötü başkanı Adnan Polat'tan kurtulunmuş, yerine Ünal Aysal'ın başkanlığında ve Ali Dürüst, Adnan Öztürk ve Abdulrahim Albayrak gibi çok güçlü isimlerin bulunduğu bir yönetim seçilmiştir.

Öncelikle bu yönetim teknik direktör işinde maceraya kaçmadan, takımı tanıyan, iyi bir Galatasaray'lı olan, Galatasaray'ın içinden olan Fatih Terim'i getirerek ilk doğru hareketini yapmıştır. Fatih Hoca da yardımcılıklarına Ümit Davala, Hasan Şaş ve Tafferel'i seçerek hem takıma abilik edecek hem de sürekli bahsedilen 2000 ruhunu takıma kazandıracak adamları toplayarak doğru iş yapmıştır. Aslına bakarsanız Fatih Hoca Galatasaray için son şans değil ama Galatasaray Fatih Hoca için son şanstır. Çünkü milli takımların ardından kendini tekrar ispatlamak isteyecektir. Buda başarıya aç olduğunu gösterir.

Fatih Hoca ile Galatasaray yönetimi arasındaki transfer uyumuda gözle görülmeyecek gibi değil. Şu ana kadar Fatih Hoca'nın istediği isimler bir kaç istisna haricinde alındı. Şimdi gelin o transferleri yorumlayalım:

Selçuk İnan: Geçen sene Trabzonspor'un başarısında %100 katkısı olan isimdir. Ben ilk başta Selçuk'un Galatasaray'a gelişine ihtimal bile vermiyordum; sonuçta Fenerbahce'in de onu istemesi ve Galatasaray'ın avrupa kupalarında olmaması beni bu fikre itmişti ama Selçuk'un içinde gerçek bir Aslan yatıyormuş meğer. Galatasaray'ın geçen yıl kazmayla dolu olan orta saha bölgesine ilaç gibi geldi, hazırlık maçlarındaki performansıylada bunu gösterdi. Hoşgeldin yerli Xavi :)

Johan Elmander: Baros'la çok uyumlu değiller, ikisi birlikte oynamaz ama Elmander, Baros'un iyi bir alternatifi olabilir. Çok hırslı ancak Liverpool maçındaki golü dışındaki herhangi bir hareketini hatırlamıyorum. Adapte süreceni çabucak atlatıp formunu yakalaması lazım yoksa bu gidişle ilk 11 şansı bayağı zor.

Ceyhun Gülselam: Orta sahada Mustafa Sarp veya Ayhan gibi isimlerin yerine onun alternatif olması gerçekten sevindirici.Orta saha yerine stoperde de oynuyabiliyor.Bu onun çok yönlü olduğunu gösterir. Zaten şampiyonluğa giden yolda yerlilerin kalitesi önemlidir her zaman Ceyhun da Trabzondaki formuyla iyi bir alternatif olduğunu gösteriyor.

Tomas Ujfalusi: Gerçek bir savaşçı, sert ve agresif. Sağ bek ve stoper mevkiilerinde rahatça oynayabiliyor. Hazırlık döneminde sürekli sağda oynadı gayet de başarılıydı. Geçen sene Messi'ye yaptığı sert hareket yüzünden ona bir antipati besliyordum; ancak eğri oturup doğru konuşmak lazım şuana kadar takımın en iyisi gibi gözüküyor. Yaşı daha genç olsa daha iyi olabilirdi, gerçi yaşı genç olsa Türkiye'de oynamazdı o ayrı.Takıma abilik yapması da ayrı bir artısı, kaptanlıkta bile düşünülüyor olması bunu açıkça gösteriyor.

Felipe Melo: Orta Saha'nın başka bir ilacı, şampiyonluk biraz da çirkeflikten geçiyorsa Melo bunu iyi yapıyor. Selçuk İnan ile iyi bir ikili olacaklarına eminim ve Galatasaray'ın kangren olmuş orta sahasını en yakın zamanda toparlıcaktır. 1+1 kiralık sözleşmesi var 2 sene sonra da bonservis fiyatı düşer ve satın alınabilir. İnşallah Elano'ya benzemez.

Fernando Muslera: Dünyanın en iyi 7.kalecisi olarak gösteriliyor. Gelmesine en çok sevinenlerdenim. Galatasaray'ın kalesi Mondragon'dan sonra bir türlü rayına oturmadı. Şampiyonluğa giden yolda kaleci faktörü gerçekten önemli bunun örneğini Volkan Demirel'de görebiliriz. Fenerbahçe'ye geçen yıl bir sürü maç kazandırmıştı. Muslera da bu sene bize bir sürü maç kazandırır umarım. Gerçi kaleci ne kadar iyi olursa olsun önündeki stoperler kötüyse kaderine mahkum olmak zorundadır. Bu sene Servet ve Gökhan iyi olur umarım ve Muslera'yı zor durumda bırakmazlar.

Emmanuel Eboue: Arsenal'deki lakabı joker. Gerçekten tam bir joker, Arsenal'de sadece 2 bölgede oynamamış. Galatasaray'a ilaç gibi gelecektir; çünkü böyle oyuncular her zaman takım için mücadele eder. Daha takımla herhangi bir maçını izlemedik ama kendisine son derece güveniyorum inşallah yanıltmaz bizi.

Engin Baytar: Çok yetenekli olmasına rağmen disiplinsiz ve çirkef olması takım içi huzuru bozabilir. Gerçi Fatih Hoca onu adam etmesini iyi bilir(!) Ama Arda'nın yerini kesinlikle dolduramaz ancak iyi bir alternatif olabilir.

Giden isimlerden bir tek Arda Turan'ı yorumlayacağım: Kendisi gerçekten Türkiye'de çok yıpratıldı; ancak Galatasaray sevgisi herşeyin başında gelmeliydi. Bir sene daha en azından Fatih Hoca için kalması lazımdı. Bununla ilgili en doğru sözü yine Metin Oktay söylemiştir: "Galatasaray'dan gitmek isteyen gönderilir, hep öyle olmuştur. Gitmek istemeyen de gitmemiştir."

Yolun açık olsun Arda, sürekli bahsettiğin Emre Abi'ni(!) örnek almazsın umarım.

@UĞUR

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Sana Seviyoruz!


Kazım, Keita, Eboue, Melo, Baytar, Akman, Baros, Ujfalusi, Sarıoğlu... Bu kadar çirkef adamla baş etmek zordur, ama başarırsan yenilmez bir takım çıkar ortaya. Böyle bir topluluğu bir araya getirecek mabat da ancak bir İMPARATOR'da olur zaten. Ağızlara sakız olan 2000 ruhu geri gelir mi bilmem; ama çirkeflikte bu kadro zorlar o kadroyu...

Tabi biz alışmışız en siktiriboktan faule bile 10 kişi itiraz eden bir takım seyretmeye, en gereksiz maçta bile asılan hırs yapan futbolcuları izlemeye. Hem özlemişiz hem de seviyoruz bu alışkanlığı. Umarım yanılmayız..

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Abdulkader Keita

Abdulkader Keita gelir mi gelmez mi bilmiyorum ama biz rengimizi belli edelim. Gelsin taklalar atsın biz yine coşalım, arka fonda Abdulkader şarkısı çalsın.

Lincoln ve Keita konusunda hassasım. Her halükarda dönmelerini isterim. Oynar mı oynamaz mı, sisteme uyar mı, ama Keita yalnız içerideki maçlarda oynuyor falan filan. İnanın bunlar zerre umrumda değil. Ben futbol izlemeyi seviyorum ve bu adamlar bu oyunu oynuyor kardeşim!

Gel ulan Keita!

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Çamurlu 66


66>10... Bu su götürmez bir gerçek bir kere. Eminim her Galatasaray taraftarı "çamurlu 66"nın pazubantlı 10'dan büyük olduğunu kabul eder.

Arda dün satıldı ve dün Galatasaray-M.Boleslav maçının üzerinden tam 5 yıl geçmişti. Arda hayatımıza daha önce girmişti ama M.Boleslav maçında kalpleri fethetti. Maçtan önce kadroda Carrusca vardı ama sakatlanınca Arda 11 çıkmıştı. Altyapı menşeyli çocukların manyağı olan bizleri heyecan basmıştı tabi ki doğal olarak. Arda da harika 2 golle bizi utandırmamıştı. Ve dün yine bir 9 Ağustos'ta gitti Arda Turan.

Geçen sene sonundan beri satılması taraftarıydım Arda'nın, hatta dün de ilk duyduğumda 13 milyon euro güzel para dedim ama hakikaten gitti. Arda'yı bir daha Galatasaray formasıyla görememe riskimiz var. Evimizin küçük çocuğuydu resmen Arda. Herkes evin sevimli çocuğunu Arda'ya benzetiyordu, sadece Galatasaraylıların değil herkesin sevdiği çocuktu Arda. Hepimiz kızıyorduk ara sıra, ki haklıydık çoğu zaman ama kızarken bile içimiz acıyordu.

Bakmayın siz söven sayan Galatasaray taraftarlarına, içleri yanıyor onların da bizim kadar olmasa da. Dün twitter'da demiştim sanki 10 yıllık sevgilim beni terketmiş gibiyim diye. Hakikaten öyle oldum. Gitsin gitsin dedik ama resmi sitede "gidiyor" yazınca içim acıdı. Burda hatalarını, günahlarını sayıp kötülemenin manası yok zira giden sevgilinin ardından konuşan adam değildir!

Çok mutlu ol Arda. Başarılı olamasan da yüzün gülsün, attığın gollerden sonra sadece sevin, kimselere mesaj yollama kaygısı içinde olma. Oraya gidip kendine şerefsiz 5 numaralı abiler, Acun abiler, Rıdvan abiler bulma gerçek adamlarla takıl, sana yakışsın yanındakiler.

Çok mutlu ol ama bil ki orada sana tekme atıldığında o taraftarın içi acımayacak yine bizim içimiz acıyacak, yine biz üzülecez taa buralardan! Yine en çok küfürü biz edecez sana tekme atanlara...

Sen şimdi git ama unutma biz her zaman buralARDAyız...

9 Ağustos 2011 Salı

Arda ve Lincoln


Evet Lincoln'u özledim. Herkes Arda'dan bahsederken ben Arda'nın bize kaybettirdiği yıldızları düşündüm. Fotoğraf çok şey anlatıyor aslında. Cassio de Souza Soares Lincoln. Galatasaray'a yalnız geldi, yalnızdı ve yalnız gitti. Onu yalnız bırakanlar şimdi bizi de yalnız bırakıyorlar. Az önce GS TV'de denk geldim Lincoln'e. Çok özlemişim lan! Öyle böyle değil hem de içime oturdu resmen. Taraftarı selamlıyordu yine attığı bir gol sonrası. Lincoln'den lafı Arda'ya bağlayacam ama inanın kızmıyorum Arda'ya, belki ben de yabancıları dışlardım onun gibi. Sonuçta abilerinden böyle gördü ve abileri onun idolüydü maalesef.

Arda'nın gidişiyle ilgili daha ayrıntılı bir şeyler yazacam ama daha sakin düşünerek yazmak lazım. Uzun süredir gitsin diyordum, hatta bugün de gitsin dedim ilk duyduğumda ama hakikaten gitti. Ağlamadım, Ergün'ün, Bülent Korkmaz'ın gidişi kadar koymadı ama ne bileyim lan üzüldüm işte.

Aceto demişti orda bi fotoğraf çektir gülerken, mutluyum yaz arkasına bize gönder Arda. Çok mutlu, çok başarılı ol oralarda!

31 Temmuz 2011 Pazar

I Love You Hagi


Gheorghe Hagi tam 15 yıl önce bugün Galatasaraylı olmuş.

Çok şanslıyız. Yaşayan, onu canlı canlı izleyebilen her Galatasaray taraftarı, her sporsever için geçerli bu söylediğim. Biz böyle bir efsaneyi canlı izleyebildik, onunla güldük onunla ağladık! Annesiyle babasını arka arkaya kaybetti, kimbilir kaç kişi ağladı kendisiyle beraber. Attığı golden sonra kollarını açıp koşarken kaç çocuk koştu onun gibi, kaç çocuk güldü onun gibi.

Daha önce de yazmıştım benim için dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Hagi'dir, bu değişmez. Ne Messi değiştirebilir, ne Cristiano Ronaldo. Bu saatten sonra en iyisi 2 numara olur, şampiyonum belli. Hagi ulan bu! Hocalığı değil ama hem topçuluğu hem adamlığı.

Hagi bir daha hoca olarak bu takımın başına gelmesin. Tugay da gelmesin, Ergün de Suat da. Çünkü bunlar adam. Ne yazık ki benim takımımın taraftarları eskisi gibi değil. Bir sürü başarıya alışmış adamla doldu tribün. O yüzden bu adamlar gelmesin, çünkü artık herkese küfür edebilen, hakaret edebilen bir tribün olduk biz de! Beşiktaş taraftarı Seba'ya küfür ettiğinde onlar adına utanmıştım, bizimkiler Hagi'ye, Terim'e hakaret ettiğinde kafamı sokacak delik bulamadım! 15 yıllık Galatasaraylı, hem de sapına kadar Galatasaraylı Hagi'ye küfür ettiler. Terim'i söylemiyorum bile. O yüzden bu adamlar gelmesin, bu adamlar güzel adamlar! Tribündeki yavşakları temizlemek mümkün olmadığından gelmesin, bilet satarken adamlık önemli olmadığı için gelmesin.

Hagi... İyi ki varsın, iyi ki 15 sene önce bu kapıdan geçmişsin.


13 Temmuz 2011 Çarşamba

Ayıdan Post Fenerbahçe'den Dost Olmaz!


İtiraflar, çözülmeler başladı. Şimdi çok daha kolay konuşmak. Ünal Başkan çok farklı bir çıkış yaptı. Genelde Aziz Yıldırım antipatisine karşı birleşir, toplu açıklamalar yapardı kulüplerimiz ama bu sefer Ünal Başkan'a, dolayısıyla Galatasaray'a karşı birleştiler. Resmen 17'ye 1 şu an durum. Sırayla herkes TFF'ye destek verip, Galatasaray'ı kınıyor. Normalde en büyük desteği Bursaspor, Beşiktaş ve Trabzonspor verirdi ama bu sefer öyle olmadı. Beşiktaş ve Trabzonspor'u anlıyorum, sonuçta pisliğe kendileri de bulaşmış, belli oldu! Ama şu durumda şampiyonluğun en büyük favorisi Bursaspor neden sessiz? Yoksa Yazıcı yine tutuklanmaktan mı korkuyor?

Konuyu dağıtmadan kendi konumuza geçelim. Ünal Aysal dün Galatasaray'ı diğer takımlardan ayıran açıklamayı yaptı ve konunun takipçisi olacaklarını söyledi. Şimdi TFF ve diğer takımlardan tepki yağıyor bize! Neymiş, fırsatçılık yapıyormuş Galatasaray. 2 sezon önce bizim basketbol takımımız bir bok yedi, net olarak bunu bok yemek olarak açıklayabilirim herhalde. 5 maç ceza alan ve bu cezayı hazırlık maçlarında çekebilecek olan Cemal Nalga bir hazırlık maçına sakat olan Tufan Ersöz'ün formasıyla çıktı. Birileri bunu o gün anladı ama sakladı bence, iyi günümüzü beklediler. Okan Çevik-Koray Mincinözlü yönetimindeki takımımızın Fenerbahçe Ülker'i yendiği maçtan sonra bu fotoğraflar basına servis edildi ve bir anda gündem değişti. Basın topla tüfekle takımın üzerine gitmeye başladı. Küme düşürülmemiz için çığırtkanlık yapılmaya başlanmış, hep bir ağızdan kötülenmeye başlamıştık.

İlk tepkiyi Galatasaray taraftarı koydu. Bu olay bize bir avantaj sağlamadı, hazırlık maçında oynadıysa ne oldu ki lan demedik hiçbirimiz. En küçüğünden en büyüğüne tüm Galatasaraylı bloggerlar, Galatasaray'la ilgili yazılar yazan taraftarlar "küme düşelim ama temizlenelim." dedi. 2 sene geçmesine rağmen hala ne Koray Mincinözlü ne Okan Çevik affedilmedi. Galatasaray taraftarı bu sınavı geçeli çok oldu anlayacağınız.

Peki Fenerbahçe resmi sitesi, yöneticileri ve taraftarları ne diyordu bizim olayımızda? Bizim olayımız bize bir avantaj sağlamadı ama siz ne dediniz? Takipçisiyiz dedi resmi site, "Rezalet" dedi yöneticiler ve taraftar. Basın bize bir tek "Şerefsiz" demedi! Yiğit Şardan olay açığa çıktığı gün istifa etti. Küme düşme potasından çıkıp Play-Off'a katılma potasına yükselmiştik ki yine Fenerbahçe çıktı karşımıza. Bornova Belediye'ye maçı vererek Play-Off'a katılmamızı engellediler.

Bize "fırsatçı" diyebilmek için önce karşıdakilerin adam olması lazım. Fenerbahçe düşsün çıksın kalsın gitsin yemin ediyorum sikimde değil. Ne olursa olsun "beter olun" der geçerim. Aziz Yıldırım'a insan olarak üzülürüm, yaşlı ve hasta sonuçta ama burda bütün stresi çekerken hiçbir şey olmuyordu da içeri girince mi nüksetti bu hastalıkları diye sorabilirim. Balayına gidecektin be adam, madem bu kadar hastasın emekli ol otur evinde. Kim kirlenmişse temizlensin gelsin kardeşim, varsa bi pisliğimiz bizden başlasınlar!

Bir kez daha anlaşıldı ki Fenerbahçe-Galatasaray arasında ne kadar dost rüzgarları eserse essin ayıdan post bu iki takımdan birbirine dost olmaz kardeşim. Çok sevdiğim ve gerçekten masum Fenerbahçeli kardeşlerime geçmiş olsun. Başınızı öne eğmeyin sizin bir suçunuz yok. Eminim ki sizler de bizim kadar istiyorsunuzdur aklanmayı!

10 Temmuz 2011 Pazar

Burak Yılmaz & Colin Kazım


Burak Yılmaz, 1985 doğumlu, 2006 yılında Antalyaspor süper lige çıkarken kendisi 2 basamak daha üste çıktı, müthiş scout (başka da bi meziyeti yok zaten) Tigana'nın dikkatini çekerek Beşiktaş'a transfer oldu. O sene Okan Buruk'un yuvaya(!) geri dönmesiyle boşalan 7 numaralı formayı buna verdiler (beklenti büyük :p) Tigana sezon boyunca ısrarla Burak'ı oynattı. Ligin ilk yarısında bayağı verimli de oldu, gelecek 10 yıl götürür bu adam bizi gibilerinden yorumlar bile yapıldı tabi Beşiktaş camiasında. Lakin kazın ayağı öyle olmadı. 21 yaşında İstanbul'a getirip cebine ortalama bir sigortalının ömrü boyunca bir arada göremeyeceği kadar parayı koyduğunuz birçok genç gibi sapıttı Burak da. Ve zaten ertesi sezon Ertuğrul'un takımın başına gelmesiyle de gözden düştü, devre arasında Holosko'ya karşılık verilen 5 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Manisa'ya gitti. Ballı bir insan olduğundan 3 ay burada oynayıp Fenerbahçe'ye transfer oldu (bazı futbolcular böyle ballı oluyor, sürekli iyi transfer yapabiliyorlar, bilahare değinmek isteiğim bir konu bu da). İstanbul'a geldiği gibi gece hayatı da aynen devam etti tabi. Zaten saçma sapan bir sezon geçiren Fenerbahçe'de "daha iki ay önce Xavi'yi Iniesta'yı çalıştırıyordum ne halt ediyorum ben burada" ifadesi her daim yüzünden eksik olmayan Aragones'in de gözüne giremedi ve ertesi sene Eskişehir'e kiralandı. Es Es'te de üç ay kaldıktan sonra bu sefer Gökhan Ünal'a karşı verilen 3.2 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Trabzonspor'un yolunu tuttu. İşte burada ne olduysa oldu. Takımın başına Şenol Güneş geçti, Burak da "ulan artık bir şeyler yapmam lazım zira takım kalmadı" moduna girdi ve arada 25 yaşına da girdi. Nispeten daha rahat olan, daha az baskı hisseden Trabzonspor'da ikinci ayında Türkiye kupası finalinde eski takımı Fener'e gol de atarak kupanın kazanılmasında önemli rol oynadı. İki hafta sonra Bursa'dan gol haberinin gelmediği maçta da Fener'e gol atarak anadoludan ikinci şampiyonun çıkmasına kendi çapında katkı sağladı. Ve ardından müthiş 2010-2011 sezonu geldi. Herkesin bildiği gibi Şenol Hoca'nın önderliğinde bu sezon süper ligi sallayan oyunculardan oldu, milli takımda da Hiddink'in gözüne girdi ve şimdilik böyle gidiyor. Yaşı da 26 (bazı futbolcular böyle hızlı yaşıyor işte, misal Oktay Derelioğlu)

Kazım Kazım Richards, 1986 doğumlu. 19 yaşında Bury'de oynarken Coca Cola Kid seçildi. Aynı sene bir Brighton Albion taraftarı da Coca Cola lotosundan (şaka değil ha) para tutturunca 250 bin Euro'ya bu adamı Brighton'a transfer etti, sene 2005. O sırada da Brighton'un başında Maark Mcghee var. Mcghee İngiltere'nin kaliteli kalburaltı hocalarından. Hani bizdeki Hikmet Karaman değil de daha çok Abdullah Avcı gibi diyelim, ampuller yanar belki. Bir sene Brighton'da oynadıktan sonra Mcghee bakıyor bu herifin futbol oynamaya niyeti yok, yeni sezon başlarken almıyor kadroya. Kazım da gitmek istediğini söylüyor ve transfer sezonunun son günü Sheffield'e transfer oluyor(nasıl oluyorsa, dedik ya bazı futbolcular ballı oluyor işte). Premier Lig'de bir sezon boyunca tek golünü Bolton'a atıyor. Tabi o sırada milli takımlar sorumlusu olan Fatih Terim de kaçırır mı bu fırsatı. "Avrupa'da genç Türk oyuncu, premier ligde gol de atmış, hemen oynatalım milli takımda belki işe yarar" diyerek Ünal Karaman vasıtasıyla ümit milli takıma çağırıyor bunu. Gaza geliyor 3 ay sonra da A milli takıma çağırıyor. A milli takım formasını giydikten bir hafta sonra Beşiktaş'la Fenerbahçe medya üzerinden birbirleriyle tartışıyorlar bu adamı almak için. Üç gün sonra da Aziz Yıldırım imzayı attırıyor Kazım'a. Türkiye'de transfer böyle yapılır çünkü :) Ve o sene Kazım'ı şampiyonlar ligi çeyrek finalinde, akabinde de Avrupa şampiyonası(EURO 2008) yarı finalinde izleyen Brighton taraftarı da haklı olarak soruyor Mcghee'ye "aga bu nedir, biz niye sattık bu adamı" diye. Ama asıl müthiş nokta Mcghee'nin cevabı oluyor:
"Kazım'ı Brighton'a getirdik çünkü onun potansiyelinin farkındaydık ama o çalışılması imkansız biri çıktı. Onun potansiyeli hariç herhangi bir olumlu cümle kuramıyorum kaldı ki hala belli bir potansiyele sahip. Nasıl oluyor da son 4'e kalmış Türkiye Milli Takımının içerisinde yer alıyor bilmiyorum ama Sayın Terim onları son 4'e taşıdığına göre ne yaptığını biliyor olmalı. Henüz onu 10 metreden uzağa başarılı pas yaparken görmedim."
Ve artık Kazım'ın yaşı da 25. Ne yapmak istediğine karar vermeli artık. Serseri mi olacak, şebeklik mi yapacak yoksa futbolcu mu olacak karar vermeli. Bu sene onun da son şansı, Fatih Terim'in ona karşı inancını hıyarca harcamamalı, hem kendine hem bize hem de milli takım nezlinde Türk sporuna faydalı olmalı. Bekleyip göreceğiz..

8 Temmuz 2011 Cuma

Güle Güle Güzel İnsan


Bu takıma son 10 yılda Kewell'la birlikte gelen en güzel 2 insandan biriydi Cana. Bir Kewell, bir Cana ne hata yaparsa yapsın deli gibi savunuyordum. Penaltı yaptırdığında bile, top kaptırdığında bile bence bir nedeni vardı. Belki medya çok üstüne gittiği için, Rıdvanlara yedirmemek için bu kadar çok savunduk O'nu. Sadece ben değil hemen hemen tüm Galatasaraylı bloggerlar aynı şeyleri yazıyordu. Bizim için Cana candı, 40 yıllık Galatasaraylıydı, kaptan olmalıydı, sahada kardeşlerine diklenenleri savunmalıydı -ki savunuyordu-.

Şimdi o Cana kaleci Muslera'yla takas edildi. Gelen Messi olmadıkça Galatasaray taraftarı mutlu olmayacaktı ki olmadı da. Muslera yine gelsin ama Cana gitmesin diyorduk. Yine engel olamadık. Galatasaray taraftarı bir tek Kewell'ın 1 sene daha kalmasını sağlayabildi hatırlarsanız. Olmadı Lorik, tarihin en kötü yönetilen Galatasaray'ına, kadro olarak da en kötüsüne geldin maalesef. Kadro olarak çok kötü değildik ama içimizdeki hainlerle başa çıkamadık, onları sindiremedik ve medyanın sizleri sindirmesine izin verdik. Yerlilere güçleri yetmediğinden sizin üstüne geldiler, biz gücümüz yettiğince bağırdık ama tarihin en kötü yönetimi bir kez daha neden en kötü yönetim olduğunu gösterdi. Pasif, aciz ve sürekli başkalarının oynattığı iplerle hareket eden yöneticilerimiz gittiği için çok mutluyum.


Lazio benim taraftarı olabileceğim bir takım değildir, siyasi görüşlerinden ötürü ama Cana varsa en azından çaktırmadan da olsa desteklenebilir. Sadece Cana değil, Klose, Ledesma, Zarate, Hernanes gibi güzel adamlar var takımda. Orta sahaları çok sağlam olacaktır. Hernanes, Ledesma ve Cana birarada olduğunda çok sağlam iş yapabilir. Umuyorum her şey güzel olur Cana için ve yine umuyorum ileride bir kez daha yollarımız kesişir, ama hoca ama futbolcu olarak farketmez Cana bu formayı, bu renkleri bir daha giysin de.

Cana'dan Bank Asya'da 30 tane var diyordu Rıdvan. Hemen gidip alalım da seneye Zarate'yle takas yaparız onu da! Dilimin ucuna gelen çok sağlam küfürler var!
Related Posts with Thumbnails