Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
milli takımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli takımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2011 Cumartesi

Neremiz Doğru ki!


Maç yazısı yazmaktı aslında niyetim ama maçın önüne geçen olaylar ve maçın sıkıcılığı maçı yazdırmıyor insana. Geldiler, bastılar ve gittiler. Buna başka isim bulmaya çalışmayacam çünkü gereksiz olur. Eğer rakip kaleyi bulan 1 şutumuz yoksa, maçı tartışmaya gerek yok.

Maçın önüne geçen olaylar sırasıyla Rıdvan Dilmen, Volkan Demirel, teknik heyet ve küçük enişte Emre Belözoğlu. Rıdvan Dilmen'le başlayalım.

Edirne'den çıkınca nasıl sıçtığını bir kez daha gösterdi bize. Corluka'ya forvet dedi önce. Modric'i pek tanımadığını gösterdi. Olic neyse ki 2008'de Sami Yen'de bize gol atmıştı da hatırlayabildi adamı. Mandzuka'yı hiç tanımıyormuş ki bölgesini de çıkaramadı bir türlü. Yanında Güntekin olmayınca daha da çıktı ortaya cehaleti. Tespitleri de öyle yavan ki. Al oğlum, ver oğlum. Neyse ki teknik direktörlüğü bıraktı.

Asıl bombayı ise protesto olayları esnasında patlattı. Hükümetin kıçını şöyle bi yaladı geçti. Bu muhteşem stadı yapan insanlar bile ıslıklandı burada dedi ki yine içkiyi çok kaçırdığı bir ana denk geldik galiba. Milli takım, milli maç lafları arasında damarımızdan vurmaya çalıştı bizi. Ama adama sorarlar Rıdvan efendi. Madem milli takım bu kadar önemliydi Almanya maçında neden kulaklığı bıraktın gittin? Neden oyuncuları sattın 70 milyonun önünde? Neden bir tek Fenerbahçeli oyuncuları eleştiremiyorsun? Neden 45 dakika boyunca takımın ağzına sıçan Gökhan Gönül'e iki laf edemedin? Neden Hiddink'e sürekli sallarken Oğuz Çetin ve Aykut Kocaman'a ağzını açamıyorsun? Neden 2 dakikalığına da olsa adam taklidi yapmıyorsun?

Volkan Demirel denen insan azmanı konusunda fikrim değişmedi hiç. Hala bildiğimiz gibi, söylediğimiz gibisin Volkan. Kıçıyla top tutan adama neden küfür edildi diyenin aklına şaşarım, altında art niyet ararım. Bu adam Sami Yen'de kıçıyla top tuttu, insanların gözünün içine bakarak hayalarını avuçladı milleti tahrik etti. Analar kutsaldır eyvallah ama annesi de kusura bakmasın, böyle bir oğlun varsa küfür yemek kaçınılmazdır. Ayrıca da taraftardan önce insan azmanı küfür etti, hareket yaptı. Sen küfür et binlerce kişiye sonra onlar edince auwww...

Küçük enişte Emre B. ise bambaşka bir kafada. Volkan'ın yanına gidip "siktir et onları." diyor, öbür tarafa dönüp binlerce taraftar için "orospu analılar" diyor. Ercan Taner bunları Emre taraftarı ve Volkan'ı sakinleştiriyor diye çeviriyor. Sen bu kadar adamın anasına söv sonra seninkine sövülünce artistlik yap. Bırakın ulan bu işleri. Milli maçlarda sizden önce hangi oyuncuya sövüldü. Aziz Yıldırım'ın yarattığı iğrenç Fenerbahçe etkisi bu işte. Kendinizi dev aynasında görüyorsunuz. Galatasaray'ın 2000 kadrosu da çirkefti ama siz iğrençsiniz ulan.

Son olarak teknik ekip. Hiddink başta olmak üzere hepsi gitmeli. Evet Oğuz Çetin de gitmeli artık. Fatih Terim yanındayken süt dökmüş kedi gibi duran Oğuz o gidince arkasından aslan kesilmişti, sıra Hiddink de. Hep suçlular hocalar ama yardımcıları Oğuz melek amına koyayım. Oğuz aslında bir Mourinho, bir Pep ama hakettiği yere gelemiyor bir türlü.

Hani bir laf var ya deveye sormuşlar boynun neden eğri diye, o da nerem doğru ki demiş. Bizim halimiz de aynı. Neden başarısızız? Şu berbat ortamda nasıl olalım ki başarılı? Herkes kendi derdine düşmüş, herkes rant peşinde. Kimse yükselemiyor, azıcık yükseleni çekiyoruz paçasından! Ha bu arada bugün fenerli arkadaşlar #benimmillitakimimfenerbahce demeye başlamışlar. Fenerbahçe ayrı bir takım olarak katılsın turnuvalara bizimkiler de onlardan oyuncu almasınlar, kendi cumhuriyetlerinde kendileri çalıp kendileri oynasınlar...

8 Eylül 2011 Perşembe

Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor!


Gerizekalı medya yine Hiddink gitmeli mi kalmalı mı diye tartışadursun iki gün sonra lig başlıyor. Daha iki sezon önce Ankaraspor'la başlayan lig onlarsız bitmişti. Bu sene de aynı prestij kaybıyla yüzyüze kalmak üzereyiz. Hala bu konuda yazılan ciddi bir yazı yok (spekülasyon amaçlı toplam iki günü geçmeyen yazıları saymazsak). Asıl tam bu günlerde konuşulması gereken konu bu şike davalarının olası sonuçları, uygulanacak yaptırımlar olmalıyken Hiddink'le Arda'yla uğraşıyoruz ya ne diyeyim bilmiyorum. Sanki Hiddink gitse Mustafa Denizli gelse 10'da 10 yapacaz amına koyayım... Millet bizi adam yerine koymayacak bu seneden sonra haberimiz yok!

10 Temmuz 2011 Pazar

Burak Yılmaz & Colin Kazım


Burak Yılmaz, 1985 doğumlu, 2006 yılında Antalyaspor süper lige çıkarken kendisi 2 basamak daha üste çıktı, müthiş scout (başka da bi meziyeti yok zaten) Tigana'nın dikkatini çekerek Beşiktaş'a transfer oldu. O sene Okan Buruk'un yuvaya(!) geri dönmesiyle boşalan 7 numaralı formayı buna verdiler (beklenti büyük :p) Tigana sezon boyunca ısrarla Burak'ı oynattı. Ligin ilk yarısında bayağı verimli de oldu, gelecek 10 yıl götürür bu adam bizi gibilerinden yorumlar bile yapıldı tabi Beşiktaş camiasında. Lakin kazın ayağı öyle olmadı. 21 yaşında İstanbul'a getirip cebine ortalama bir sigortalının ömrü boyunca bir arada göremeyeceği kadar parayı koyduğunuz birçok genç gibi sapıttı Burak da. Ve zaten ertesi sezon Ertuğrul'un takımın başına gelmesiyle de gözden düştü, devre arasında Holosko'ya karşılık verilen 5 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Manisa'ya gitti. Ballı bir insan olduğundan 3 ay burada oynayıp Fenerbahçe'ye transfer oldu (bazı futbolcular böyle ballı oluyor, sürekli iyi transfer yapabiliyorlar, bilahare değinmek isteiğim bir konu bu da). İstanbul'a geldiği gibi gece hayatı da aynen devam etti tabi. Zaten saçma sapan bir sezon geçiren Fenerbahçe'de "daha iki ay önce Xavi'yi Iniesta'yı çalıştırıyordum ne halt ediyorum ben burada" ifadesi her daim yüzünden eksik olmayan Aragones'in de gözüne giremedi ve ertesi sene Eskişehir'e kiralandı. Es Es'te de üç ay kaldıktan sonra bu sefer Gökhan Ünal'a karşı verilen 3.2 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Trabzonspor'un yolunu tuttu. İşte burada ne olduysa oldu. Takımın başına Şenol Güneş geçti, Burak da "ulan artık bir şeyler yapmam lazım zira takım kalmadı" moduna girdi ve arada 25 yaşına da girdi. Nispeten daha rahat olan, daha az baskı hisseden Trabzonspor'da ikinci ayında Türkiye kupası finalinde eski takımı Fener'e gol de atarak kupanın kazanılmasında önemli rol oynadı. İki hafta sonra Bursa'dan gol haberinin gelmediği maçta da Fener'e gol atarak anadoludan ikinci şampiyonun çıkmasına kendi çapında katkı sağladı. Ve ardından müthiş 2010-2011 sezonu geldi. Herkesin bildiği gibi Şenol Hoca'nın önderliğinde bu sezon süper ligi sallayan oyunculardan oldu, milli takımda da Hiddink'in gözüne girdi ve şimdilik böyle gidiyor. Yaşı da 26 (bazı futbolcular böyle hızlı yaşıyor işte, misal Oktay Derelioğlu)

Kazım Kazım Richards, 1986 doğumlu. 19 yaşında Bury'de oynarken Coca Cola Kid seçildi. Aynı sene bir Brighton Albion taraftarı da Coca Cola lotosundan (şaka değil ha) para tutturunca 250 bin Euro'ya bu adamı Brighton'a transfer etti, sene 2005. O sırada da Brighton'un başında Maark Mcghee var. Mcghee İngiltere'nin kaliteli kalburaltı hocalarından. Hani bizdeki Hikmet Karaman değil de daha çok Abdullah Avcı gibi diyelim, ampuller yanar belki. Bir sene Brighton'da oynadıktan sonra Mcghee bakıyor bu herifin futbol oynamaya niyeti yok, yeni sezon başlarken almıyor kadroya. Kazım da gitmek istediğini söylüyor ve transfer sezonunun son günü Sheffield'e transfer oluyor(nasıl oluyorsa, dedik ya bazı futbolcular ballı oluyor işte). Premier Lig'de bir sezon boyunca tek golünü Bolton'a atıyor. Tabi o sırada milli takımlar sorumlusu olan Fatih Terim de kaçırır mı bu fırsatı. "Avrupa'da genç Türk oyuncu, premier ligde gol de atmış, hemen oynatalım milli takımda belki işe yarar" diyerek Ünal Karaman vasıtasıyla ümit milli takıma çağırıyor bunu. Gaza geliyor 3 ay sonra da A milli takıma çağırıyor. A milli takım formasını giydikten bir hafta sonra Beşiktaş'la Fenerbahçe medya üzerinden birbirleriyle tartışıyorlar bu adamı almak için. Üç gün sonra da Aziz Yıldırım imzayı attırıyor Kazım'a. Türkiye'de transfer böyle yapılır çünkü :) Ve o sene Kazım'ı şampiyonlar ligi çeyrek finalinde, akabinde de Avrupa şampiyonası(EURO 2008) yarı finalinde izleyen Brighton taraftarı da haklı olarak soruyor Mcghee'ye "aga bu nedir, biz niye sattık bu adamı" diye. Ama asıl müthiş nokta Mcghee'nin cevabı oluyor:
"Kazım'ı Brighton'a getirdik çünkü onun potansiyelinin farkındaydık ama o çalışılması imkansız biri çıktı. Onun potansiyeli hariç herhangi bir olumlu cümle kuramıyorum kaldı ki hala belli bir potansiyele sahip. Nasıl oluyor da son 4'e kalmış Türkiye Milli Takımının içerisinde yer alıyor bilmiyorum ama Sayın Terim onları son 4'e taşıdığına göre ne yaptığını biliyor olmalı. Henüz onu 10 metreden uzağa başarılı pas yaparken görmedim."
Ve artık Kazım'ın yaşı da 25. Ne yapmak istediğine karar vermeli artık. Serseri mi olacak, şebeklik mi yapacak yoksa futbolcu mu olacak karar vermeli. Bu sene onun da son şansı, Fatih Terim'in ona karşı inancını hıyarca harcamamalı, hem kendine hem bize hem de milli takım nezlinde Türk sporuna faydalı olmalı. Bekleyip göreceğiz..

14 Ekim 2010 Perşembe

Bırakın Yorumculuğu Hoca Olun!


Ülkemize gelen kariyerli, elit diye tabir edilen teknik adamların çoğunluğunun başarısız olması, bizim değnekle kovaladıklarımızın kısa süre sonra başka takımlarda çok başarılı olmaları tesadüf mü? Bence değil.

Rijkaard ilk geldiğinde bir röportajında "Türk futbolunda her şey var ama hiçbir şey tam değil." dediğinde ne anlatmak istediğini hepimiz anladık ama bir şeyleri düzeltmek işimize gelmedi. Biz hep O'nları suçladık. Hiddink Fenerbahçe'den kovulurken herkes çok mutluydu çünkü hiçbir şey değişmeyecek, sevdikleri düzen devam edecekti.  Aynı Hiddink kovulduğu günden beri gittiği her takımda çok başarılı oldu, her gittiği yerde tapılırcasına sevildi ve hep kendisi ayrıldı. Ama bizim suçumuz yoktu çünkü Fenerbahçe Aydınspor'a yenilirse hoca gider bizim ülkemizde. Del Bosque'yi Yeniköy Kasabı diye diye kovaladık adam gitti Avrupa Şampiyonu oldu.

Löw'e Dünya Kupası öncesi "üzerinizde baskı var mı?" diye soruyorlar adam "ne baskısı yahu ben Fenerbahçe'de çalışmış adamım." diyor biz yine anlamıyoruz. Aynı Löw Almanya'da futbol devrimi gerçekleştiriyor, 24 yaş ortalamalı takımıyla Arjantin'e, İngiltere'ye 4 atıyor. Rijkaard gibi kariyerinde hem hoca hem futbolcu olarak Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu olan bir adamla dalga geçiyoruz. Sergen Yalçın gibi futbol kariyeri Etimesgut Şekerspor'da bitmiş bir adam "Rijkaard hoca değil." diyebiliyor. Aragones'le, Kalli'yle dalga geçmek için zaten bir kariyerin olmasına gerek yok, 2 büyük futbol adamı bizim ülkemizde hakettikleri değerin 10'da 1'ini göremediler. Aragones Avrupa Şampiyonu olup geldi ulan buraya adamla bildiğin taşak geçtiler bu memlekette.



Hiddink Almanya'ya yenildiğimiz maçtan sonra "Dünya 1.'ymişiz gibi davranmayın kardeşim." derken bundan bahsediyordu işte. Hala ülke olarak en büyük başarımız 10 yıl önceki UEFA Kupası iken, hala bir turnuvada 3.olup diğerine gidemezken bu kibir bu ihtiras nerden geliyor yahu? Hıncal çıkar Hiddink'e çerçibaşı der, Rijkaard'a hoca değil der, Kalli'ye futbolu bilmiyor der, Skibbe'ye adam değil der vs vs. Ulan madem her boku siz biliyorsunuz bırakın yorumculuğu her biriniz bir büyüğün başına geçin, biriniz de milli takımı alın başarıdan başarıya koşalım!

Hiçbir takım bu saatten sonra para harcamasın. Galatasaray Hakan Şükür'ü, Beşiktaş Sergen Yalçın'ı getirsin. Milli Takım'a da Hıncal Uluç'u verelim ülkece coşalım yahu. Her şey bu kadar kolayken neden Rijkaard'lara, Hiddink'lere 3-4 milyon euro para veriyoruz ki!

13 Ekim 2010 Çarşamba

Emenike Türk Olsun!


Eğer Azerbeycan'a da yeniliyorsan bunun üzerine yorum yapmaya gerek kalmaz. Gazetenin manşeti her şeyi anlatıyor zaten. Avusturya ve Belçika'yla oynanan maçlarda bir galibiyet,bir beraberlik almak şart oldu şu anda. Belçika ve Avusturya'nın birbiriyle berabere kalması bu mağlubiyeti bir nebze olsun hafifletebilir. Ve Almanya'dan mutlaka içeride 1 puan almalıyız ayrıca zira iki takımdan biri Almanya'dan puan alabilir.

Milli Takım'a alınmayan oyuncuların bu kadar tartışıldığı bir ortamda bundan daha iyisini beklemiyordum zaten bu milli takımdan. Özellikle Volkan Şen ve Gökdeniz'in ahının tuttuğunu düşünüyorum bu takıma. Şimdi gidip Emenike'yi Türk yapın çünkü tek sorunumuz o değil mi?

10 Ekim 2010 Pazar

Devrekli Mesut



Mesut Özil ve ailesi yazları Türkiye'ye yani memleketleri olan Zonguldak/Devrek'e geliyor. Birkaç yıl önce yine Türkiye'deler. Milli takım teknik heyetinden bir kişi ile konuşuyorlar bu sırada. Bu kişi Mesut'u Beşiktaş'a aldırmayı öneriyor, ancak alınacak transfer ücretinden de komisyon istiyor. Mesut'un babası Mustafa Özil bunu duyar duymaz oğlunu alıp Almanya'ya dönüyor ve bugünlere yani "Vatan Haini" olarak anıldığı günlere geliyoruz.

Zonguldaklı Muzaffer Saraç Milliyet Gazetesi köşe yazarı Melih Aşık'a anlatmış bunları. Tabi ki doğru olmayabilir ama hangimiz duyar duymaz bu olaya yalan diyebiliriz?

5 Ekim 2010 Salı

Koca Kafa Arda!


Sakat sakat gittiği milli takımda kasığı atmış Arda'nın ve en az 6 hafta yok diyorlar, ilk yarıyı kapatabilir diyen de var. Elbet suçlu aramak manasız ama futbolsever olarak Arda gibi adamı 3 ay izlememek, Galatasaraylı olarak uzun bir süre Arda'dan faydalanamamak gerçekten berbat ötesi. Ben bir Galatasaray taraftarı olarak "oynayabilir" raporu veren milli takım doktorlarına, federasyona ve teknik ekibe dava açılmasından yanayım. Artık bu işin vatanseverlikle alakası kalmadı. Sene başında Arda, Sabri ve Hakan Balta'yı milli takımda kaybettik. Özellikle Balta ve Arda sağlam gidip sakat döndüler.

Arda Turan ve Hakan Balta. Hakan Belçika maçı için yapılan antrenmanda, Arda Belçika maçında sakatlandı milli formayla. 4 maç Galatasaray formasını giymediler ve şimdi yine milli takım kampındalar. Bu adamlar maaşlarını Galatasaray'dan mı milli takımdan mı alıyorlar? Arda her olayda "milliyetçi" bir insan olduğundan dem vurur. Mevzu milliyetçilik değil mevzu akıllı olmak. Kardeşim milli takımda oynayarak vatanı kurtarmıyorsun, artık anla bunu. Belçika maçı sonrası "bir daha sakat sakat oynamak yok." demişti Arda. 4 hafta sürdü bu akıllanma devri. Lakabı Koca Kafa ama koca olduğu kadar kalın galiba.

Aykut Kocaman milli takımda verilen yüksek primlerden şikayet etmişti son Gençlerbirliği maçından sonra. Şimdi kendisine katılmaya başladım.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Cry Ulan Argentina, Cry Be!


Arjantin milli takımında teknik direktör Diego ile federasyon başkanı Grondona bir türlü uzlaşmaya varamadılar ve Maradona görevinden istifa etti. Futbol efsanesi daha önce milli takımdaki görevine devam etmek istediğini; fakat asla ekibinden kimsenin görevinden olmasına izin vermeyeceğini söylemişti. Grondona'nın da, Diego'nun yardımcılarından Alejandro Mancuso hakkında iyi düşünmediği göz önüne alınırsa bu istifa Mancuso yüzünden oldu diyebiliriz.

Diego dünya kupasındaki %100 hatalı kadrosunu savunurken sürekli "oynarken zevk alan, gereksiz yere hırs yapıp moral bozmayan, birbirlerine bağırmayan oyuncuları tercih ettim" demişti. Katılırsınız veya katılmazsınız hocanın kendi görüşüdür bu, her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Evet bu felsefe bu turnuvada başarısız oldu; ama oyuncuların tapar derecede hocalarına bağlılığı da gözlere çarptı. İşte bu genç kadronun bu bağlılığı, Maradona'nın da başarısızlıklardan elde ettiği tecrübeyle birleşince ileride özlenen başarıyı getirebilirdi belki, en azından ben böyle düşünüyorum. Ne yazık ki Grondona'yla Maradona'nın sidik yarışına kurban gitti bu umutlar. Bir daha bu jenerasyonu toplayacaksın da bir dünya kupası feda edeceksin de, peehh...

15 Temmuz 2010 Perşembe

Kurt Kocayınca!

Yıllarca Alman futbolunun övündüğü tek yıldız olma görevini başarıyla yürüttü Michael Ballack. Milli takımlar düzeyinde bir kupası yoksa bu adamın, tek sebebi kendi jenerasyonundan kendi seviyesinde başka adam çıkmamasıdır.

Şimdi ise çok güzel bir jenerasyon yakaladı Almanya. Ve Ballack da 33 yaşına geldi. Bir dünya kupası daha çıkarmayacağı kesin, avrupa kupası da şüpheli.. Boateng'in sakatlamasıyla kariyerindeki son dünya kupası şansını kaybetti ve bu turnuvada kaptanlık pazubandını Lahm taktı. Lahm'ın futbolculuğuna kimse laf edemez; ama "Kaptanlığı bırakmaya niyetim yok" tarzında açıklama yapması da hoş olmadı. Neticede karşısındaki adam hala Almanya'nın en kariyerli aktif futbolcusu. Hoş Ballack da cevabını vermiş ama Lahm'ın bu tavrı hoşuma gitmedi benim. Futbolculuk kariyerinde son dönemlerini yaşayan 2000'li yılların Alman efsanesi hakkında konuştuğunu unutmamalıydı.

Kararı Löw verecek tabi. Bu arada Chelsea ile sözleşme yenilemeyen yıldız futbolcu ilk şampiyonlar ligi finalini oynadığı Bayer Leverkusen'le iki yıllık sözleşme imzaladı, seneye kendisini tekrar Bundesliga'da izleyeceğiz.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Tanrı Görevde Kalmalı!

Oyuncuları yanlış çalıştırıyor, kadroyu yanlış diziyor, taktik veremiyor, Cambiasso, Zanetti falan derken Arjantin bugün memlekete iniş yaptı. Kanımca turnuva boyunca taraflı tarafsız herkesin bir kez daha sempatisini kazandı Diego. Arjantin halkı ve federasyon tanrının görevine devam etmesini istiyor. Bence de göreve devam etmeli. Taktik konusunda biraz yetersiz kalsada motivasyon konusunda oldukça iyiydi Maradona, takımda aile ortamını oluşturmuş resmen ve olabildiğince genç bir jenerasyon oturtmaya çalışmış. Milito'nun kulübede oturma sebebi de buydu zaten. Eleştirmeden önce Maradona'nın hocalık kariyerinde henüz yolun başında olduğunu unutmayalım. Ama buna rağmen adamın müthiş bir saygınlığı var futbolcular üzerinde. Oyuncuların hem hocası, hem babası, hem de abisi gibi. Hocalık geliştirilebilir ama karizma ya vardır ya yoktur, sonradan öğrenilemez. Eminim Diego hocalığını geliştirip oyuncular üzerindeki müthiş saygınlığıyla beraber hatırı sayılır başarılar elde edecektir. Bence tüm Arjantin'in de istediği gibi tanrı görevde kalmalı.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Teşekkürler Mahmut Özgener!


Guus Hiddink Türkiye A Milli Takımı'nın başında.İnsan duydukça inanası gelmiyor.Trapattoni bile benim için fazlaca iyiydi ama bu mükemmel yahu.Milli Takımlar uzmanıdır kendisi açık ara. Güney Kore'ye Dünya Kupası'nda yarı final oynatan adam şu potansiyelle neler yapmaz!Açıkçası Mahmut Özgener ve ekibini eleştirenlerin başında biz geliyorduk.Dünya çapında bir yabancı hoca getirileceğini söyledikleri anda kimse inanmadı,ben de dahil.Haldun Üstünel'i kullandılar mı yoksa kendi kendilerine mi başardılar bu işi bilmiyorum ama muhteşem iş yaptılar...Tebrikler Mahmut Özgener,tebrikler Lütfi Arıboğan.Yardımcı olarak Oğuz Çetin'i kim seçmiş bilmiyorum ama ben Abdullah Avcı'yı tercih ederdim.Hiddink yeter de artar bile ;)


Şimdiden Hıncal Uluç ve türevlerinin eleştirilerini düşünerek söylemeliyim ki nasıl ki Galatasaraylılar olarak Rijkaard'a sabır gösterilmesini istiyor ve bunu yapıyorsak Türkiye Milli Takımı'nda da Hiddink'e sabır göstermeliyiz.

Roman Abramovich'in elinde tutamadığı adamı getirdik yahu daha ne olsun!


10 Şubat 2010 Çarşamba

Morgan De Sanctis


Morgan De Sanctis buradan giderken bize çok az güzel anı bırakmıştı.Ben çok beğenenlerden değildim Sanctis'i fakat Leo adını duyduğumdan beri diyorum De Sanctis Simoviçse,Leo Franco Hayrettin'dir. Düşünüyorum da çok kötü maçı da yoktu Sanctis'in,önündeki 4'lü o kadar sık değişti ki arada biz bile karıştırıyorduk. Sanctis'in ipini çeken maç Hamburg maçıydı. Guerrero'dan yediği 2 kötü gol zaten az olan kredisini bitirdi.


Şimdi o Sanctis İtalya Ligi'nde Napoli formasıyla fırtınalar estiriyor.En iyi transfer seçilmiş,değer olarak da Gianluigi Buffon'u geçmiş.23 milyon euro değer biçilmiş Morgan'a ki sene başında Napoli'ye 1,5 milyon euroya transfer olmuştu.İtalyan gazetelerine bakılırsa son zamanlarda formsuz olan Buffon'dan formayı kapması an meselesiymiş de ben Buffon'u sene başından beri izliyorum o defansa rağmen adam gol yemiyor,deli gibi savaşıyor.Ama bu gönül ister De Sanctis'i Dünya Kupası'nda izlemeyi :)

8 Şubat 2010 Pazartesi

Kime Göre, Neye Göre?


Klasik ekşisözlük geyiğidir "kime göre, neye göre?" Biri kendi görüşünü "bu böyledir" tarzında açıklarsa ayar vermek amaçlı kullanılır. 2012 Avrupa Şampiyonası eleme grup kuraları çekildi bugün. Bilindiği üzere grubumuz şöyle:

Almanya
Türkiye
Avusturya
Belçika
Kazakistan
Azerbaycan

Kura çekildikten sonra televizyon programlarındaki yorumlara dikkat ettim, hemen hemen herkes gruptan çıkacağımızdan emin. Ama öyle bir eminler ki Rıdvan şey diyor mesela: "Türkiye bu grupta ya birinci ya ikinci olur, kesinlikle üçüncü olmaz. Almanlara yenilmezsek birinci olarak çıkabiliriz" diyor.. Breh breh breh!! Almanya'daki taraftar desteğinden dolayı birinci çıkacağımızı iddia edenler mi dersiniz, çok rahat ilk ikide olacağımızı iddia edenler mi dersiniz.. Yahu ya ben milli takımdan bihaberim, ya da dünya futbolundan çok uzağım! Abi nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? 2010 dünya kupasına katılamadık ki biz. Üstelik grubumuz bundan daha zor değildi.. Estonya'ya puan kaybettik biz, kendi sahamızda Belçika'ya puan kaybettik ne çabuk unuttunuz? Aynı Belçika'yla tekrar aynı gruptayız işte, nasıl bu kadar eminsiniz aynı şeyin olmayacağından. Benden habersiz milli takım çok büyük aşama mı kaydetti yoksa?

Kendimizi dev aynasında görmekten ne zaman vazgeçeceğiz acaba? Önemli olan bunları bizim söylememiz değil, rakiplerimizin bunu böyle görmesi. Acaba Avusturyalılar ne düşünüyor, Belçikalılar ne düşünüyor? Bizimle aynı fikirdelerse çok üzgün olmaları lazım gruptan kesinlikle çıkamayacakları için.. Acaba "Almanya'yla Türkiye güle oynaya ilk ikiyi alır biz de anca üçüncü oluruz, gitti 2012 şampiyonası" diye mi düşünüyorlar; yoksa "Almanya birinci olur ama bizim de çok ciddi şekilde ikinci olma şansımız var" diye mi düşünüyorlar? Çok üzgünüm ama ikinci örnekteki gibi düşündüklerine eminim malesef. Hayır abi kime göre neye göre favoriyiz ya?

Bizim gündem yaratma peşindeki spor(!) yazarları güle oynaya gruptan çıkacağımızı yazıp çizedursun, "Diğer takımlar da ikinci olma ihtimalleri olduğunu düşünerek oynayacak, o yüzden zor bir kura çektik" şeklinde yorum yapan Hakan Şükür'e takdirlerimizi sunalım biz de..

12 Ocak 2010 Salı

Milli Takıma Trapattoni-Avcı

Milli takım hocalığı için herkes bi şeyler söylüyor. Tolunay Kafkas ti'ye alıyor,Şifo Mehmet ti'ye alıyor,Yılmaz Vural tombala usülü olsun diyor vesaire vesaire... Bu konuşulanlar hoş değil ama federasyon güven vermediği için,bizim federasyon bunu halleder diyemediğimiz için tüm konuşulanlar sineye çekiliyor. Kariyerli bir yabancı dediler taaa Terim'in istifası sonrası. Hiddink,Scolari isimleri atıldı önce ortaya. Birileri Rijkaard gelsin dedi. Yılmaz Vural Türk mü yabancı mı tartışmasını çıkardı ve adayım dedi. İyice "Dallas" dizisine döndü ortalık anlayacağınız.

Bir süredir Giovanni Trapattoni konuşuluyor. Daha gelmeden yaşlı,burda ölür artık,emeklilik piyangosu demeye başladı birileri ama Kalli'nin Galatasaray'da yarattıklarını görüyoruz. Eğer gerçekten Abdullah Avcı yardımcısı olarak geliyorsa,diğer yardımcı olarak Almanya'da oynayan Türkleri kazandırmak için Alman Brehme geliyorsa buyursunlar gelsinler.3.yardımcısı da İtalyan Tardelli olacakmış. Derwall-Denizli,Piontek-Terim örneklerinde olduğu gibi yetiştirip daha sonra Avcı'ya bırakabilir yerini Trapattoni.

Neyse sadece ihtimal dahilinde şu an,umarız bir an önce sonuçlanır bu iş.

Kaynak : sporx.com ve DHA

Ayrıca Ali Ece de Giovanni Trapattoni için efsane bir yazı yazmıştır. Link burada.

17 Kasım 2009 Salı

Teknik Direktör Keşmekeşi!


Milli maç arası vardı bu hafta. Hak kazananlar play off oynadı, direkt çıkanlarla hak kazanamayanlar da hazırlık maçları yaptılar. Biz hariç tabi.. Niye hariç? Çünkü başımızda hocamız yok.. Üstelik İtalya fedarasyonu da maç teklifinde bulunmuş..

Neyse bu çok önemli değil, eğer adam gibi bir hoca getirilecekse bir kayıp değil bu hafta milli takımı toplamamak, maç yapmamak. Ama dediğim gibi gelecek hoca adam gibi olmalı! Kadroyu değerlendirebilmeli.. Buradan çok kaliteli kadromuz var dediğimi sanmasın kimse, zira kadromuz o kadar da kaliteli değil. Düne kadar bir Hamit'imiz vardı Avrupa'nın hatırı sayılır takımında oynayan, şimdi o da yedek. Tuncay'la idare ediyoruz, bir de Halil.. Bizi geçip giden Bosna'nın Dzeko'su var mesela, Misimoviç'i var.. Slovakya'nın Hamsik'i, Fransa'nın önünde grup birincisi olarak çıkan Sırbistan'ın Stankoviç'i var.. Bosna bizden iyi takım mı şimdi deriz biz, küçümseriz. Ama Misimoviç'in bize attığı frikik golünü atacak adam yoktur bizde; hakeza bir defa atmış olsa da istikrarlı olarak atan, iyi frikikçimiz yoktur yani.. Oyunu değiştirecek, rakibi korkutacak futbolcumuz yoktur mesela. Hiçbir rakip aman Arda'ya özel önlem alayım, Tuncay'ı boş bırakmayayım diye düşünmez. Zamanında bi Hakan Şükür'ümüz vardı böyle, ikincisini çıkartamadık..

Neyse konu başka yerlere gidiyor.. Milli takımın başına gelecek adam evvela bu kadro keşmekeşini çözmeli. Daha santraforumuz belli değil, savunmada Servet'in partneri kim belli değil, orta sahamızda kim oynuyor belli değil. En az 8 kişinin belli olması gerekir takımda, istikrar bunu gerektirir.. Bizde bir maç Nuri ilk onbirde, ikinci maç bir bakıyorsun adam tribünde oturuyor, onsekize alınmamış. Bu sadece Fatih Terim döneminin sorunu değil, Ersun Yanal dönemindede böyleydi. 1993 - 2004 jenerasyonundan sonraki geçiş dönemini 5 senedir hala atlatamadık. Tabi çok entresan bir takımız bu arada avrupa kupasında yarı final oynadık bu oturmamış kadroyla, o da Fatih Terim'in başarısıdır bence.. Fatih hoca kendi kafasındaki problemler yüzünden yeni bir jenerasyon yaratamadı yalnız, o da ayrı bir tartışma konusu şimdi değinmeyeceğim..

Yeni gelecek hoca işte bu iskeleti kurmalıdır. Yahu Schalke'de oynayan forvet oyuncumuz var, Sercan gibi, Batuhan gibi 18'ine yeni girmiş müthiş yetenekli oyuncularımız var. Ulan bu ülkede kimsenin adam yerine koymadığı ama Fransa'da Sessegnon'la birlikte PSG'yi sırtlayan Mevlüt'ümüz var be. İşte bunları alıp milli takımın forvet oyuncuları işte bunlar diyebilecek bir hoca lazım. Öyle bir maça Sercan'ı diğerine Batuhan'ı çağıracak adam değil, hepsini birden çağıracak altına imzasını atacak adam lazım.. O zaman ne Tekke sorunu kalır bu ülkede ne de Semih.. Ümit Karan da böyle vazgeçmedi mi milli takımdan..

Nuri sorunu var mesela. Çocuk ne olduğunu şaşırdı. Bir maça ilk onbirde başlıyor, diğer maç tribünde, sonraki maç kulübede başlıyor kurtarıcı olarak sokuluyor oyuna. Böyle şey mi olur allah aşkına? Bir maç Mustafa Sarp çağrılıyor kadroya, diğer maç Ayhan. Arada Ceyhun Gülselam falan oynuyor orada.. Ceyhun Eriş ve Yusuf saçmalıklarını saymıyorum bile. Bu yaştan sonra keşfedilecekler sanki; bildiğimiz Ceyhun'la Yusuf işte, ne katabilirler ki takıma? Bu takımda onlardan önce oynayacak zibil gibi adam var. En basitinden Arda, Hamit, Tuncay, Nihat(bu ara formsuz olmasına rağmen), Nuri var zaten elinde; Ceyhun kim Yusuf kim ya?

2000 yılındaki milli takım kadrosunu herkes ezbere sayar bu ülkede yedeklerle birlikte, 2009'dakini ise sayamaz. 4 tane kadro çıkar. İşte problemimiz bu! 50 tane sağ açık özelliğinde adam davet edilmez milli takıma.. 2000 yılında Okan vardı, yedeği Tayfun'du (Davala'yı saymıyorum çünkü o jokerdi) Belliydi yani kimin oynayacağı. Şimdi kim peki sağ açığımız?? Bir maç Hamit, diğer maç Kazım, bir başka maç Gökdeniz, arada Sabri.. Lan bu ne? Tuncay'la Arda'nın oyun esnasında o bölgeye kaydırıldığı maçları saymıyorum bile!

Stoper desen ayrı bir komedi. Genelde Zan oynuyor Servet'in yanında ama sakatlandığı zaman komedi oluyor işte. Emre Aşık oynuyor bazen, bazen Önder oynuyor(ki ondan önce bir sürü adam var orada oynayacak). Bazen Gülselam deneniyor, bazen Eren Güngör.. Böyle şey mi olur? Ya diyelim ki olur, hepsini anladım da Hakan Balta'nın o bölgede oynatıldığını hatırlıyorum birader, yani koskoca memlekette stoper mi yok!! İroniye bak be.. Lan diz işte kadroyu şu şekilde:


------------------volkan (sinan)--------------------


g.gönül(sabri) g.zan(egemen) servet(ali turan) h.balta(i.köybaşı)


tuncay(hamit) emre(ayhan) topal(sarp) arda(nuri)


----------------halil sercan--------------------

------------(mevlüt) (batuhan)-----------------


Al sana 22 kişilik kadro. Üçüncü kaleci olarak Hakan, iyileşmesi durumunda Aurelio, ekstrem bi durum olursa da Nihat'ı, Ali Turan'ı falan çağırırsın.. Kolay sayılabilecek maçlarda kesersin Emre - Topal'dan birini, Hamit'i veya Nuri'yi koyarsın oraya; form durumlarına göre, Tuncay - Hamit - Arda değişiklikleri olur, forvette de yazdığım şekilde yedekleşilir.. Onun dışında kadro belli olur, kimin nerede oynayacağı belli olur. Öyle Kazımlarla mazımlarla uğraşmazsın, bir maç ilk onbir oynayan adam ikinci maç tribünde bulmaz kendini, ligde iki gol atan asist yapan adam direkt dünya kupasına katılıp katılamama maçında oynarken bulmaz kendini veya aynı maçta kurtarıcı görevi verilmez kendisine..

İşte bu iskeleti kurabilecek adam lazım, bu istikrarı sağlayabilecek adam lazım. Umarım beklediğimize değer..

11 Kasım 2009 Çarşamba

Robert Enke!

Efendi kaleciydi, magazinel hiçbir yanı yoktu. Medyamız sadece bir maç tahammül edebildi ona. Oysa Barcelona'dan gelmişti. Tek maçta Balili'den yediği üç gol sonu oldu. Fenerbahçe yönetimiyle karşılıklı anlaşarak sözleşmesi feshedildi ve memleketinin yolunu tuttu. Lehmann'ın bırakmasından sonra milli eldivenleri tam eline geçirecekti ki tren kazasında kaybettik. İntihar olduğu söyleniyor, hatta polisin elinde bir veda mektubu varmış; fakat içeriği açıklanmadı henüz. Futbolun bu efendi, kendi halinde adamının vefatı beni çok üzdü nedense. Futbolumuza bir şeyler katabilecekken harcanan değerler aklıma geldi.. Neyse çok uzatmadan yakınlarına baş sağlığı dileyip bitireyim bu postu, harcanan değerler konusuyla ilgili bilahare bir post gelecek..

13 Ekim 2009 Salı

Şaka Mı?


"25 yıldır bu ligde çalışıyorum. Eğitimim var. Yabancı dilim var. Bize verilen imkanlarla neler yaptığımız belli. Milli takıma çok futbolcu yetiştirdik. Ben kendimi aday görüyorum, ama bir tane gazetede adımız geçmiyor."
Aman Allah korusun Hocam... 25 yıldır çalışıyorsun da neden Trabzonspor'un üstüne çıkamadın??? Şu pozuyla da Maradona'ya nazire yapıyor Yılmaz Hoca :)

11 Ekim 2009 Pazar

Bir Veda Havası

"Çarşamba akşamı Bursalı futbolseverlerle birlikte tüm Türk futbolseverlere veda edeceğim. Bursa'daki Ermenistan maçı benim için bir veda maçı olacak. Mahmut Özgener ve federasyondan yetkililer görevimi bırakmamam için bana telkinde bulundular ancak benim kararım kesindir. Başarısız olduk ve bunun tek sorumlusu vardır o da benim. Hiçbir zaman başkalarını suçlamadım, hele futbolcularımı asla. Takımı yüzüstü bırakmamak için çarşamba günü oynanacak olan Ermenistan maçının ardından görevi bırakıyorum. Görevimi bıraktıktan sonra Türk futbolunu çok yakından ilgilendiren çok net ve çok çarpıcı bilgiler vereceğim bir basın toplantısı düzenleyeceğim. Ama bu basın toplantısını, maçlar bitip olaylar durulduktan sonra, gelecek haftasonuna doğru yapacağım"

FATİH TERİM

Sistemsizlik Mi Şanssızlık Mı???

Milli formayla görebilmek için çırpındığım oyunculardan biri Nuri,hatta en çok istediğim. Nuri istediği kadar formda olsun Fatih Hoca onu oturtup Ceyhun Gülselam'ı,Yusuf Şimşek'i falan oynatır. Nuri'ye de hep prestij maçlarında,hazırlık maçlarında görev verir. Estonya'ya karşı maçı almak için Emre'nin oynaması şarttır sanki,ne kadar yorgun olursa olsun,farketmez. Nuri her zamanki gibi hiçbir gereği olmayan,sadece prestij için oynanan bir maçta oynadı. Yanında Topal veya Sarp olmalıyken kendisi kadar top kullanmayı seven Ayhan'la topu paylaşmak zorunda bırakıldı bu maçta. Önlerinde de Hasan Şaş'ın şanssız versiyonu Ceyhun Eriş vardı. Kısacası tek top yetmedi bu arkadaşlara bi türlü.

Sadece Anadolu takımlarında izlediğim genç ve yetenekli çocuklara milli forma verecek,adaletli bi hoca istiyorum milli takımın başında. Kayserisporlu Furkan'ın,Bursaspor'lu Volkan Şen'in,Gençlerbirliği'nden Aykut'un ya da herhangi bir Anadolu takımında parlayan bi oyuncunun 4 büyüklere gitmeden de milli takımda oynayabilmesini istiyorum.

Günü kurtarmak için Ceyhun'a,Yusuf'a sarılmaya gerek duymayacağımız günleri görmek istiyorum. Tamam Brezilya,İspanya,İngiltere olamayız ama en azından Danimarka gibi,Hollanda gibi bi ekolümüz olsun istiyorum.
Gökhan Gönül Aragones'le çalışmaya başladığından beri düşüş içinde ve bugün bana "Sabri buna 5 basar." dedirtti sonunda. Uzun süredir tartışmalarda Sabri'den iyi olmadığı söylenirdi ve ben her seferinde "Tamam,bir Maicon, bir Sergio Ramos değil ama Sabri'yi katlar." diyordum. Estonya maçında düşüş başladı,Bosna maçında arttı ve bu gece tavan yaptı. Kademesine giremedi,ilerde bol bol top ezdi,orta yapacağında çalıma gitti,Hamit yanındayken yapması gerekeni -yani topu Hamit'e vermeyi- yapmadı vs vs vs... Tamam moral bozukluğu diyebilirsiniz,gereksiz bi maçtı diyebilirsiniz. Ama Gökhan bir an önce bi şeyler yapmazsa Sabri'den bile daha kötü olduğunu düşünmeye başlayacam,Uğur Uçar'la kıyaslamaya bile başlayabilirim :)
Şu fotoğraf size ne anlatıyor? Teknik kadromuz : Fatih Terim ve bir grup basiretsiz adam!!! Bunun sebebi de Fatih Terim! Rijkaard ne kadar bizciyse,Daum ne kadar Koch'un katkısını kabul ediyorsa bu adam o kadar "BEN" diyor... Sonuç ; Sistemsiz,doldur boşaltla başarılar kazanan,günü kurtaran takım... Biraz "bahtsız" olunca,90'da Arda'nın şutu girmeyince Dünya Kupası yalan oldu! E girince "şans" diyenlere kızıyordunuz,şimdi ne oldu da "şanssız" oldunuz?
Kameraman bi ara bu futbolsever güzel bayanı gösterdi,sporx.com da fotoğrafını yayınlamış. Adı sanı nedir bilmem ama bu geceki en güzel şey kendisidir açık ara :)

25 Eylül 2009 Cuma

Maradona & Ortega

Maradona, Gana ile oynayacakları hazırlık maçının kadrosunu tamamen arjantin ligi'nde oynayan oyunculardan kurmuş. 94 Dünya Kupası'nda kendisinin ihraç edilmesinden sonra veliahtı olarak kadroya çağrılan ama fos çıkan Ortega'yı da davet etmiş milli takıma.. Ardından bir de "kimse bana hangi oyuncuları seçeceğimizi söyleyemez. ben herkesi dinlerim, ama kimse benim yerime karar veremez. burada kararları veren kişi benim" diye açıklama yapmış. Yeni bir "ders almam, ders veririm" olayı. Arjantin halkına hayırlı olsun ve Allah sabır versin diyorum.. O değil de koskoca Maradona ne hale geldi be, gel de içme!
Related Posts with Thumbnails