Ligimizde dört büyüklerin de formasını giymiş tek futbolcudur Sergen Yalçın. Eğer Burak Yılmaz Galatasaray'a gelirse ikincisi de o olacak..
Türkiye'nin yetiştirdiği tartışmasız en yetenekli futbolculardan biridir Sergen. Ancak napalım adamın gözü yükseklerde değil. "Bir tarafımı yırtıp Real Madrid'de oynayacağıma İstanbul, Siirt takılırım" mantığıyla 30 yaşına kadar orada burada sürünen bir kariyeri oldu malesef. İkinci Beşiktaş döneminde o meşhur göbeğiyle bile neler yaptıklarını hatırlarsak, kendisine ne kadar yazık ettiğini daha iyi anlarız..
Sergen dört büyüklerde de oynamıştı dedik. Kendisi Beşiktaş'lı Sergen'dir zaten hiç tartışmasız. Ancak Galatasaray'lıların kalbindeki yeri de ayrıdır. Sarı kırmızılılara gelişi de gidişi de efendice, takıma katkısı da muazzam olmuştur. O yüzden Galatasaray formasına da aşinayız Sergen'in. Ama diğer iki büyük takımda kayda değer hiçbir şey yapmamıştır, dolayısıyla hafızalarda pek yer etmemiştir..
1999-00 sezonu başında Fenerbahçe tarafından kiralandı Sergen Yalçın. Fener'in başında Rıdvan Dilmen vardı. UEFA kupasından elenince Rıdvan istifa etti, yerine Zeman geldi. Moshoeu'yu sağa çiviledi, Sergen'i sola çiviledi, takım battı Sergen sallamadı derken devre arasında sözleşme fesh edildi..
Arada Galatasaray'ın efsane sezonunda yer alma fırsatı buldu Sergen; ama sene başında iki tane gerizekalı UEFA kupası maçı oynadığı için efsane kadroya ismini yazdıramadı..
2000-01 sezonu için Trabzonspor'a transfer oldu. Lange'li, Jarko'lu, Tamer Tuna'lı karadeniz ekibinde de beklentilerin gerisinde kaldı Sergen. Bunda tabi oynadığı takımların kötü jenerasyonuna denk gelmesi, takımın hedefsizliği, Sergen'in mutlu olmaması gibi etkenler de önemliydi..
Derken Sergen 2001-02 sezonu başında bir şeylerin farkına vardı. Galatasaray'a transferiyle birlikte Lucescu'nun talimatlarına itiraz etmedi, fazla kiloları verdi, antrenmanları aksatmadı ve bugün kendisini bu şekilde hatırlamamıza olanak sağladı. Fener ve Trabzon'da geçirdiği bu berbat iki sezon olmasa belki de hiç akıllanmayacak, 'napıyorum lan ben' demeyecek ve hatta hiçbir zaman efsane olamayacaktı. Ve biz de yukarıdaki Fenerbahçe ve Trabzonspor formalarının yanına Galatasaray ve Beşiktaş formalarını da ekleyip şöyle diyecektik: "Sergen Yalçın da Mustafa Kocabey gibi, Tarık Daşgün gibi gelecek vaad eden bir yetenekti; ama kendisini bir türlü geliştiremedi"
alışamadıklarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alışamadıklarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Şubat 2012 Salı
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Alışamadıklarımız! #6 [Abdullah Ercan - Galatasaray]
Abdullah Ercan; nam-ı değer "sarışın Türk!" Tarihimizde katıldığımız ilk Avrupa şampiyonası olan Euro 1996'nın tanıtım kitapçığında böyle bahsediyorlardı Abdulah için. "Türk'e benzemeyen Türk" de diyorlardı. Bu gereksiz betimlemenin konumuzla çok alakası yok tabi. Abdullah Ercan bordo mavili forma altında türk futbolunun 90'lı yıllarına damga vuran oyunculardan oldu. Ancak beklenen şampiyonluk bir türlü gelmeyince 1999 - 2000 sezonu başında Ogün'le birlikte bir zamanlar kapısından kovulduğu Fenerbahçe'nin yolunu tuttu.
Fenerbahçe formasıyla 2000-01 sezonunda bir şampiyonluk yaşadı. Hocası da milli takımdan aralarının iyi olduğu Mustafa Denizli'ydi. Ancak Denizli'nin ayrılmasından sonra işler iyi gitmedi Abdullah için. Lorant döneminde ısrarla 3-5-2 oynatılan Fenerbahçe'de bilinen performansının uzağında kaldı; kadro dışı bırakıldı, affedildi, Elazığspor'la oynanan 3-3 sona eren maçtan sonra tekrar kadro dışı bırakıldı.
İşte ne olduysa bundan sonra oldu. İkinci kadro dışı kalma olayından sonra Galatasaray'la görüşmeye başladı. Fatih Terim'in "bonservisi elinde kimi bulursanız alın" kahramanlığından faydalanarak 2003-04 sezonu başında Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray kariyeri çok uzun sürmedi Abdullah'ın. Sadece 7 maçta forma giyebildi. 16. haftada Ali Sami Yen'deki Trabzonspor maçında Yattara tarafından döne döne oynatılması Galatasaray'daki son maçı oldu. Galatasaray taraftarı tarafından hiç benimsenmeden takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi Abdullah Galatasaray'da kaç numara giyiyordu desem, eminim cevap verebilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Daha sonra iki sezon da İstanbulspor'da forma giyip Tayfun Korkut gibi sessiz sedasız futbolu bırakmıştır.
Abdullah Ercan Türk futbolunun önemli isimlerindendir. Özellikle Trabzonspor döneminde müthiş performans göstermiştir. Ancak Fenerbahçe'ye zamansız transferi, oradan da yaptığı Galatasaray denemesiyle hiçbir takımda sevgiyle anılacak bir hatıra bırakmamıştır. Ayrıca "Çocukken Beşiktaş'lıydım, dört büyüklerden bir tek Beşiktaş'ta oynamadım" şeklinde bir açıklaması da vardır. Şu anda bilindiği gibi 16 yaş altı milli takımda antrenörlük yapmaktadır, ara sıra bu jenerasyonun kazandığı başarılarla gazetelere manşet olmaktadır hala. Yakın bir gelecekte bir süper lig takımının başına geçmesini beklemekteyim.
Galatasaray'daki forma numarası 22'ydi bu arada :)
25 Temmuz 2010 Pazar
Alışamadıklarımız! #5 [Oktay Derelioğlu - Fenerbahçe]
Henüz 24 yaşında, yani birçok futbolcunun hala tecrübesiz görüldüğü yaşta üç defa tarihe geçmişti Oktay Derelioğlu. Beşiktaş formasıyla Avrupa kupalarında 14 gole ulaşmış (ki hala kara kartalların Avrupa'daki en golü futbolcusudur), milli takımda San Marino'ya bir maçta 4 gol birden atarak Zeki Rıza Sporel'in rekorunu egale etmiş (Hakan Şükür daha sonra yakalıyordu bu başarıyı), ve yine milli takımdaki unutulmaz Belçika golünü atarak 90'ların en güzel golüne imza atmıştır. Henüz 24 yaşında bütün bunları yaşamışken, 33 yaşında Yılmaz Vural'ın futbolcu versiyonu haline gelerek ilginç bir biyografiye sahip olmuştur Oktay!
Futbola Karagümrükspor altyapısında merhaba demiş ve 14 yaşında A takımla maçlara çıkmaya başlamıştır. 1992 yılında, 17 yaşında Trabzonspor'a transfer olmuş; orada dayak yiyerek apar topar Beşiktaş'a kaçmıştır. Dayağın sebebi net değildir; kaleci Victor'un karısına sarkıntılık etmesi veya henüz 17 yaşında bordo mavililerin efsaneleriyle girdiği forma rekabeti arasında gider gelir bu sebep. Daha sonraki vukuatlarını göz önüne alırsak ilk sebebin daha uygun olacağını söyleyebiliriz. Oktay ise bu ayrılık için Trabzon'a alışamamasını söyler..
Genç futbolcunun sonraki durağı Beşiktaş olur. 18 yaşında siyah beyazlıların efsane kadrosuna katılır süper yetenek ve kariyerinin en parlak dönemlerinin başlangıcına adım atmış olur. Beşiktaş'ta gösterdiği performansla milli takıma kadar yükselir. Sergen'le birlikte takımın iki genç yıldızıdır, Sergen'e "kepçe" diye hitap etmesi de ayrı bir hoştur, manşetlere konu falan da olmuştur. 21 yaşında San Marino'ya 4 tane sallar, 22 yaşında da Belçika'yı ipe dizer. Beş ayrı futbolcuya yedi tane çalım atarak kaydettiği gol, 80'lerde Maradona'nın, 2000'lerde de Messi'nin üstlendiği misyonun 90'lardaki temsilcisidir. Yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi bu gol 90'ların en güzel golü seçilmiştir.
1997 yılında eşinin intihar etmesi sıkıntılı günlerin başlangıcı olmuştur Oktay'ın. Beşiktaş'ta kamptayken aldığı haber sonrası takım otobüsünün önünde Ertuğrul Sağlam'a sarılıp ağlarken ki görüntüleri hala hafızalardadır. Henüz 22 yaşında böylesine bir acıyı kaldırmak kolay değildir. Oktay için de kolay olmamıştır ve kariyerinde inişli çıkışlı günlere merhaba demiştir.
1999 yılında Karagümrük'ten beri takım arkadaşı olan Serdar Topraktepe'nin nişanlısını ayartıp evlenmesi büyük olay yaratmıştır. Serdar'la karşılıklı mafya dizilerini andıran basın toplantıları ikisinin de Beşiktaş'tan gönderilmesine sebep olmuştur. Daha sonra tekrar Beşiktaş'a dönüp yüzüncü yıl kadrosunda kendisine yer bulabilecek Serdar'ın adresi Kocaelispor, bir daha asla siyah beyazlı formayı sırtına geçiremeyecek Oktay'ın adresi de Sergen ve Alpay'ı da transfer eden Siirt Jet-Pa olmuştur. Oktay; Alpay ve Sergen'in aksine Siirt forması ile maça çıkarken dört maçta iki de gol atmıştır. Ancak bunun böyle olmayacağını anlamış olacak ki aynı sene Gaziantepspor'a imza atmıştır. Antep'te de 23 maçta 12 gol atarak fena olmayan bir performans sergileyip EURO 2000 kadrosunda kendisine yer bulmuştur.
Turnuvadan sonra kendisi de Arif, Tayfun ve Fatih Akyel'le birlikte pasaportuna İspanya vizesi yapıştırmıştır. Las Palmas takımının Türk basınında yer alma sebebi olmuştur Oktay. 10 maçta 8 gol gibi müthiş bir performans göstermesine rağmen parayı sorun ederek Trabzonspor'a kaçmıştır. İkinci Trabzon döneminde de oynadığı her iki maçta bir gol atma istatistiğini yakalamasına rağmen hiçbir maçta 90 dakikayı çıkaramaması da artık eski Oktay olmadığını göstermektedir.
2001-02 sezonunun başında şampiyon Fenerbahçe'ye transfer olur Oktay. Milli takımdan da kendisini tanıyan, yeteneklerine güvenen Mustafa Denizli'nin takımında oynamak; kariyerinde tekrar yükselişe geçmek için büyük şanstır ve henüz sadece 26 yaşındadır! Ama olmayınca olmaz işte. Oktay oldukça kötü bir performans gösterir, Denizli'den sonra gelen Lorant'ın da gözüne giremez. Bir sezon sonra süresiz kadro dışı bırakılarak dimağlarda hiçbir iz bırakmadan Fenerbahçe macerasına nokta koymak zorunda kalır.
Daha sonra tamamen seyyah günleri başlar 90'ların genç yıldızının. Samsunspor, FC Nürnberg, A.Sebat, Hazar Lankaran, Sakaryaspor, Diyarbakırspor, İstanbulspor ve Yalovaspor'da forma giyer. Gerçi Rasim Kara'nın teknik direktörlüğünü yaptığı Azerbaycan takımı Hazar Lankaran'da müthiş bir performans sergiler. 34 maçta 35 gol atarak gol kralı olur ve Azerbaycan'da yılın futbolcusu seçilir; ama Türkiye'ye geri döndüğünde onu artık sadece ikinci lig takımları ister. Birkaç saçma sapan transfer gerçekleştirdikten sonra doğru dürüst gol bile atamadığı, hatta maç bile yapmadığı sezonları geride bırakarak vefa borcunu ödemek adına yetiştiği klübe, Karagümrükspor'a geri döner. Burada da birkaç maç oynadıktan sonra futbolu bırakma kararı alır. 16 Ağustos 2008'de yıllar sonra İnönü Stadyum'unda taraftarının önüne çıkarak Beşiktaş - Hazar Lankaran jübile maçıyla aktif futbolculuk kariyerini noktalar.
Oktay Derelioğlu, Arif Erdem'le beraber Hakan Şükür'le anlaşabilen tek forvet olmuştur. Kendisini Arif ve Hakan'dan ayıran süper yetenekleri sayesinde efsane olabilecekken henüz 24 yaşında unutulmaya yüz tutmuştur. Oktay'la ilgili bu kadar anıyı sadece 24 yaşından önce yaptıklarından hatırlamamız ne kadar acı değil mi? Üstelik şu anda ülkenin süper yeteneği olarak gösterilen Arda Turan'ın bu sezon sonunda 24 yaşında olacağını da göz önünde bulundurursak Oktay Derelioğlu'nun büyüklüğünü, yeteneklerini daha iyi anlarız galiba.
"Beni Beşiktaş'lı Oktay olarak hatırlayın" demesine rağmen lig tv'de birkaç maç Fenerbahçe yorumculuğu yapması ilginçtir. İşte bu adam şu anda Hazar Lankaran klübünde genel menajerlik yapıyor ve mutlaka süper ligde bir takımın teknik direktörlüğünü yapıp futbolcuyken yakalayamadığı başarıları yakalayacağını söylüyor..
15 Temmuz 2010 Perşembe
Alışamadıklarımız! #4 [Tayfun Korkut - Beşiktaş]
1995 yılında 21 yaşındayken Erol Bulut ile birlikte Türkiye'ye gelip kendilerinde klüp aramaya başlarlar. Önce Beşiktaş'ın kapısını çaldıkları söylenir. O dönemde Beşiktaş'ı çalıştıran Christoph Daum, Tayfun ve Erol'u beğenmediğini söyler ve şampiyonluk apoletinin sağladığı otoriteyle de transferlerine izin vermez. Genç futbolcuların ikinci adresi Fenerbahçe olur. Parreira bu genç adamları beğenir ve böylece Fenerbahçe kadrosuna katılırlar.O sene gelen şampiyonlukta büyük payı vardır Tayfun'un. 2-2 sona eren Altay maçında son dakikada beraberliği getiren golü atar, maçtan sonra kaçan iki puan nedeniyle oluşan tepkilere cevap olarak başkan Ali Şen'in "Tayfun'un golü bize şampiyonluğu getirecek" şeklindeki açıklaması hafızalardadır.
Tayfun sürati, risksiz futbolu ve her mesafeden çektiği sert şutlarıyla hızla parlar. Aynı sene milli takıma kadar yükselir. Fatih Terim tarafından Türkiye'nin katıldığı ilk Avrupa şampiyonası olan Euro 96 kadrosunda da kendisine yer bulur. Derken ligimizde sözü geçen futbolculardan biri olmuştur artık Tayfun.
2000 yılında Avrupa şampiyonasından sonra Arif Erdem'le birlikte Toshack'ın La Liga'ya kazandırdığı futbolcular kervanına katılırlar; fakat adres Real Madrid değil Real Sociedad'dır. Arif Erdem aynı sezon geri dönerken, Tayfun 2003 yılına kadar klübün formasını giyerek Nihat Kahveci'ye de takım arkadaşlığı yapar. Hatta klüp tarafından kendisine ikinci kaptanlık bile teklif edilir; ancak Tayfun klübün küme düşmesi halinde Espanyol'a transfer olacağını söyleyerek bu teklifi kabul etmez.
2002-03 sezonu sonunda Sociedad'ın küme düşmesiyle Espanyol'a transfer olur. Burada da bir sezon top koşturduktan sonra sessiz sedasız Türkiye'ye döner ve yıllar önce kapısından çevrildiği Beşiktaş'a imza atar. Bu dönemde Daum'un Fenerbahçe'nin başında olması da ilginç bir ayrıntıdır!
Beşiktaş'ta iki sezon top koşturan Tayfun artık eski formundan çok uzaktadır. 2002 dünya kupası kadrosundan çıkartılmasıyla başlayan düşüşünün önüne burada da geçemez. Kayda değer bir şey yapamadığı siyah-beyazlı klüpten 2006 yılında ayrılarak Gençlerbirliği'ne transfer olur. Burada da 3 ay oynadıktan sonra aktif futbol yaşantısını noktalar. Beşiktaş'tan ayrılırken alacaklarını son kuruşuna kadar tahsil etmesi siyah beyazlı taraftarları kızdırır. Bu alacakların Galatasaray ile oynanan süper kupa maçının hasılatıyla tahsis edildiği söylenir.
Tayfun Korkut yıllar sonra yaptığı açıklamada Beşiktaş'a transferinin hata olduğunu, hiç de beklediği ortamı bulamadığını, kendisini Fenerbahçeli Tayfun olarak hissettiğini ve insanların da böyle düşünmesini istediğini söyler.
Tayfun Korkut'un Beşiktaş'a transferi diğer incelemelerimizin aksine parladığı klüp olan Fenerbahçe taraftarını kızdırmamıştır. Bunun nedeni olarak o dönemde Fenerbahçe'nin zaten Tayfun'la ilgilenmemesi, kariyerinde de büyük bir düşüşün içinde olması düşünülebilir.
Son olarak Tayfun Korkut'un şu anda Real Sociedad'ın 19 yaş altı takımında yardımcı antrenör olarak görev yaptığını söyleyerek yazımızı noktalayalım.
13 Temmuz 2010 Salı
Alışamadıklarımız! #3 [Okan Buruk - Beşiktaş]
1992-93 sezonunda Feldkamp tarafından a takıma çıkarıldığında 19 yaşındaydı. TSYD kupasında herkesi adeta kendisine hayran bıraktı. Henüz futbolu bırakmamış olan Maradona'ya benzettiler bu ufak tefek adamı. Derken Trabzonsporla oynanan bir kupa maçında Soner Tolunguç tarafından iki ayağı birden kırıldı. Maçın hakemi Erman Toroğlu'nun pozisyondaki devam kararı, Soner'in iki sene sonra Galatasaray'a transfer olup Okan'la barışma pozları vermesi hala geyik konusudur.Ayağının kırılmasından sonra futbol hayatı bitti diye bakılan bu adam, futbol sahalarında ender görülen biçimde toparlandı ve ilk 11'in değişmez isimlerinden biri oldu. Karşılaşmanın başlangıç düdüğünden bitiş düdüğüne kadar mütemadiyen koşuyor, pres yapıyor, kaptığı on toptan beşini geri kaptırıp sonra tekrar kazanıyordu. Evet tekniği çok iyi değildi ama mücadeleci ruhuyla taraftarın sevdiği futbolculardan biri oldu.
Galatasaray'ın altın yıllarında Emre ve Suat'la birlikte voltranı oluşturmuşlardı, o kadar iyilerdi ki Tugay'ın gözden çıkarılmasına sebep oldular ve taraftar o dönemde Tugay'ın satılmasına hiç kızmadı. Bu üçlüden ikisinin Galatasaray'a ihanet etmeleri de çok ilginç ve acı tabi..
Okan'ın kendisini yetiştiren kulübe ilk kazığı 2001 yılında oldu. Menajer Ahmet Bulut'un, ki bu adam da Galatasaray'da top oynamıştır, üstün becerisiyle Emre'nin yanında bonus olarak Inter'e bonservis bedeli olmadan imza attı bücür. Hatta üst üste beşinci şampiyonluğun gittiği Ankaragücü maçında sakatlanmamak için bilerek kırmızı kart gördüğü söylenir. Zamanında boş mukaveleye imza atan bu futbolcunun nasıl bu duruma geldiğini hala merak ediyorum.
Inter'de beklenildiği gibi kulübenin adamı olur Okan. Gerçi Türk medyasında bu durum 'İtalyanların öküzlüğü' olarak yorumlanır; ama Okan'ın ayaklarına hakim bir futbolcu olmadığı gerçeği orada ön plana çıkmıştır aslında. Galatasaray'da oynarken mücadeleci futboluyla bunu kapatıyordu, hatta bu sayede 'kaptırdığı topu geri kazanmaya çalışan futbolcular' sıralamasında da birinciliğe oynar, ama ecnebi memlekette bunun sökmediğini gördük. Tabi olaya Okan'ın tarafından bakarsak üç sezon hiçbir şey yapmadan dünyanın parasını kazanmak da hiç kötü bir durum değil.
2004 yılında üç yıllık mukavelesi bitti Okan'ın. Kendisiyle hem Galatasaray hem de Beşiktaş ilgileniyordu. Hatta Yıldırım Demirören'in seçim vaatlerinden biriydi. Derken bilindiği gibi 500bin$ daha fazla ücret veren Beşiktaş'a imza atar Okan ve Galatasaray'a ikinci kazığı da bu olur. Burada kalsa gene bir yere kadardır Galatasaray taraftarı için; ama üstüne bir de "Futbolu spor olsun diye oynamıyoruz" şeklinde açıklama yapınca taraftar için tamamen bitmiştir Okan. Forumlarda adeta savaş ilan edilir, tribünlerde "O KANSIZ" yazılı pankartlar görülür. Üstelik bu kazığın, sarı kırmızılıların 100. yılında atılması daha bir fenadır. Hoş Okan artık eski Okan gibi oynamıyordur; ama yine de kendi yetiştirdiği çocuğunun ihaneti gibi gelmiştir bu taraftara.
Okan'ın hikayesi diğerlerinden biraz daha ilginçtir. 2006 yılında Beşiktaş'la sözleşmesi bitince tekrar döner Galatasaray'a veya diğer bir deyişle ona tekrar kucak açan klüp Galatasaray olur. 'Galatasaraylı Okan' olduğu günlerdeki gibi boş mukaveleye imzalar atılır, "Okan yuvaya döndü" tarzı manşetler görülür. Ama taraftar bir daha asla eskisi gibi kabullenmez bücür futbolcuyu. Ve çoğunluğu kulübede geçen iki sezonun ardından İBB'ye transfer olur.
Okan Buruk'un hikayesi yukarıda da söylediğimiz gibi daha önce anlattığımız Revivo ve Feyyaz'dan biraz farklıdır. Bu iki futbolcu takımlarından adeta kovularak gönderilmiştir, Okan ise klübüne iki defa kazık attıktan sonra boşta kalınca tekrar klübü tarafından sahiplenilmiştir. Geçtiğimiz aylarda UEFA kupasını alan kadroyla birlikte Galatasaray klübünün üyesi de olmuştur; ama hala alisamiyen.net'de 19.10.1973'te doğduğu 13.05.2001 tarihinde de öldüğü yazar..
4 Şubat 2010 Perşembe
Alışamadıklarımız! #2 [Feyyaz Uçar - Fenerbahçe]
Yeşil sahaların esprili, çapkın ve sıradışı gol kralı; Beşiktaş'ın efsanevi MAFyasının "F"siydi! Bülent Karpat'ın bir maçtan önce kendisine yönelttiği "Gol sözü veriyor musun Feyyaz?" sorusuna "Yok!" diye ayar verip kıçımızın yağlarını eritmişliği vardır.Avcılarspor altyapısından Beşiktaş alyapısına, Beşiktaş'ın Avcılarspor kadrosundaki futbolculara birer takım forma yaptırması karşılığında transfer oldu. Derken A takımı ve şampiyonluklar geldi. Attığı goller ve umursamaz tavırlarıyla Beşiktaş taraftarının sevgilisi olmakta zorlanmadı..
Ancak her güzel şeyin bir sonu vardı. Nasıl olduysa 1994-95 sezonu başında kulüp tarafından verilen çekin tarihi geldiğinde bankada paranın henüz yatmadığını gören Kibar Feyzo çekin arkasını yazdırmış, bunu duyan efsanevi başkan Seba da "Beşiktaş'ta böyle şeyler olmaz!" diyerekten Feyyaz'a kapıyı göstermiş..
Beşiktaş taraftarı uzun bir süre bu kararı kabullenmedi tabi. Ne "Büyük başkan Feyyaz'ı bize bağışla" tezahüratları, ne de "Feyyaz'sız Beşiktaş, yumurtasız menemene benzer" pankartları etkili olmadı Seba'yı bu kararından döndürmeye. Ve Fenerbahçe'de soluğu aldı Bay Gol! Fenerbahçe'de bir seneden biraz fazla oynadı ama ne sarı lacivertli taraftarlar benimsedi onu, ne de siyah beyazlılar unutabildi. Zaten Feyyaz hiçbir zaman diğer kaypaklar gibi çıkıp "Ben zaten Fenerbahçeliyim" veya "Çocukken feneri tutardım" diye açıklamalar yapmadı. Onun yerine "Beşiktaş'lıyım ama Fenerbahçe bana en kötü zamanımda sahip çıktı" diyebildi, bunu diyebilecek kadar da adamdır!
Sonuç olarak Türk futbolunun en büyük değerlerindendir Feyyaz Uçar. Keşke çek olayı hiç yaşanmamış olsaydı da jübilesini kara kartallarda yapabilseydi Bay Gol!!
3 Şubat 2010 Çarşamba
Alışamadıklarımız! #1 [Haim Revivo - Galatasaray]
Bazı futbolcular vardır oynadıkları takımlarda yaşadıkları/yaşattıkları başarılarıyla özdeşleşmişlerdir. Ama öyle bir gün gelmiştir ki şartlar ezeli rakibin formasını giymek zorunda bırakır. Genellikle de gittikleri ezeli rakiplerinde eski şaşalı günlerinden uzak kalırlar. İşte onları anlatan bir yazı dizisi olacak bu. Sizin de mutlaka yazılmasını istediğiniz transferler varsa yorumlarda bildirirseniz mutlaka değerlendiririm. Yalnız bu diziye Sergen Yalçın gibi gittiği kulüpte benimsenen veya Fahri Tatan gibi gittiği iki kulüpte de tutunamayan futbolcular konu edilmeyecektir..
İlk olarak Haim Revivo'yla başlamak istiyorum. Galatasaray'ın tarihinin en başarılı yıllarının ardından artık şampiyonluğu kesin olarak isteyen, bu yönde teknik kadro ve oyuncu kadrosu bazında büyük revizyona giden Aziz Yıldırım'ın (gerçi o günlerde yılda iki defa revizyona gidiyordu Aziz başkan; ama bu sefer ilk defa aklı başında yapıyordu bu işi) Celta Vigo'dan transferiydi İsrailli..
Fenerbahçe'de 10 numaralı formasıyla fırtına gibi esti. 2000-01 sezonunda gelen şampiyonluğun en büyük pay sahibiydi. 2001-02 sezonunda da takımın en önemli silahıydı ve yine iyi maçlar çıkardı.
2002-03 sezonunda ise Ortega'nın da transfer edilmesiyle gözden düşmeye başlamıştı artık. Yedek kalmaktan şikayet eder, huzursuzluk çıkarır olmuştu. Devre arasında da bir diğer yıldız Rapaiç ile birlikte bonservisleri ellerine verildi. Fatih Terim'le eski günlerine dönmek isteyen, Felipe'yi ülkesine kaçırmış Galatasaray'da aldı o da soluğu. İlk çıktığı Bursaspor maçında biri frikikten olmak üzere attığı üç gol umut vermiş olsa da hafızalarda yer eden başka maçı olmadı. Bir tek Fenerbahçe maçında direkten dönen aşırtmasını hatırlıyorum ben.. Sarı kırmızılı formayla 10-12 maç yapıp ülkesinin yolunu tuttu.
Sonuç olarak akıllarda Fenerbahçeli Revivo olarak kaldı ve öyle de kalacak. Ancak değişik bir adam bu arkadaş. Ülkesinde FC Ashdod forması giydi ve bu takımda futbolu bıraktı. Futbolu bıraktıktan sonra bu klübü satın aldı ve mavi-beyaz olan renkleri sarı-kırmızı'ya çevirdi. Formalar da Galatasaray formalarının aynısı olarak dizayn ediliyor; bir örneği de aşağıda, aynı 2001-02 sezonunda giyilen forma. Neden Celta Vigo veya Fenerbahçe değil de Galatasaray? Haim Haim bir acayip adam!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


