Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

Gençlerbirliği - Galatasaray: 0-1


-- Gençlerbirliği stadda maç öncesi ve devre arasında Pilli Bebek çalmaya başlamış, amirim gelip götürecekmiş gibi hissediyorsun başta..

-- Muslera'nın oyun rakip sahadayken kendi kendine ısınması aşina olmadığımız bir davranış, takdire şayan..

-- Aydın çok çalışıyor ama fiziğin bu kadar yetersizse daha süratli olman lazım, yok süratin bu kadarsa o zaman daha güçlü olman lazım; olmuyor işte uzatmanın manası yok.. Bu haliyle Galatasaray formasıyla değil Gençlerbirliği formasıyla sahada olması lazımdı..

-- Çıplak gözle izleyince Melo'yla Eboue'nin kalitesi göze çarpıyor değil, adeta göze batıyor; o derece..

-- Gökhan Zan tek kelimeyle müthiş, nazar değmesin.. Servet ise hantallaşmış..

-- Fatih Terim'in saha kenarında Atatürk gibi dolaşması güzel geldi bana..

-- Taraftarla Ayhan'ın arasının düzeldiğini görmek de keyif verdi..

-- Sercan Yıldırım bir ara jübile falan yaptı da biz mi kaçırdık..

-- Topla oynuyoruz ama bariz bir şekilde gol pozisyonuna girme eksikliğimiz var. İlk yarıda kaleyi bulan şutumuz yoktu..

-- i love you Melo demiş miydim :)

28 Kasım 2010 Pazar

Cana Mı,Guti Mi?


Askere gitmeme 15 gün kaldı ve bu süreçte Galatasaray maçı yazıp daha çok sinirlerimi yıpratmak istemiyordum ama bu Ali Sami Yen'deki son derbi, sırf bu yüzden izleyecem ve yazacam. Şu takımda Neill, Kewell, Baros ve Cana gibi bizi hala heyecanlandıran, sevindirme potansiyeli olan adamlar var ama çoğunluğu için aynı şeyleri düşünmüyorum. Yeniçerilerden birinin gol atması, hat-trick yapması, muhteşem oynaması falan beni zerre ilgilendirmiyor ve sevindirmiyor. Yani şu saatten sonra Servet, Sarp ya da Balta oyunlarına seviye atlatıp Puyol, Xavi ya da Bale olsalar çok da umurumda olmaz, sonuçta topçu olamazsınız demedik adam olamazsınız dedik!

Bu akşam Beşiktaş ile maçımız var. Galatasaray'ın Kadıköy'de 10 senedir alamadığı beraberlik hep konuşulur da bizim 6 yıldır Beşiktaş'a içerde puan göstermediğimiz hiç konuşulmaz. Bu Fener medyasından mı kaynaklıdır, yoksa 2 büyük kavramı var ya bilinçaltlarında onun dışa vurumu mudur? Bence 2 büyük var her zaman ama heralde medya da öyle düşünüyor. Evet Galatasaray 6 senedir puan göstermiyor içerde Beşiktaş'a ve bu maç da farklı olmayacak heralde. Bobo veya Q7'den biri sahada olsaydı biraz da olsa korkulabilirdi ama şu Beşiktaş'ın Galatasaray'a hele Hagi sistemiyle oynarken gol atması imkansız gibi. 4 çakılı defans, 3 ön libero ile oynuyoruz ve 3 ön liberomuz da sadece savunma yapan türde. E Beşiktaş kanatsızken, Nobre dışında forveti yokken bu takıma gol atması çok da kolay değil. Holosko eski günlerinden bir demet sunar, Guti'nin ara paslarını değerlendirebilirse bir nebze şansları var da Holosko'nun eski günlerine dönme şansı yok gibi. Ha ben böyle konuşuyorum da biri çıkıp son 5 maçta 2 gol atan bir takımın nasıl kazanacağını sorsa o konuyu açıklamak daha da zor. Schuster bu maçta ofansif oynayamaz, çizgi savunma kurduramaz, Toraman-Ersan ikilisini önde oynatamaz. O da defansif oynayacak ve çok kısır bir maç olacak, hepimiz fıtık olacaz. Ama Galatasaray Pino, Elano, Kewell gibi adamlara sahip ve Beşiktaş kadrosunda hiçbiri yok şu an. Ayrıca iyileşen Baros 15 dakika bile oynasa çok iyi olur Galatasaray için. 1-0 gibi kısır bir skor bekliyorum ama o da olmazsa 0-0'a kilitlenir maç, tabi bizim defansta bir 76 numara var ki ne yapacağı belli olmaz.

Galatasaray taraftarı için ASY'de oynanacak son derbi olması dışında bir önemi yok bu maçın. Beşiktaş taraftarı ise yine her Galatasaray maçında olduğu gibi 20 sene önce yaşanan Mühendis Oktay olayını açıyorlar. Ben o elem olayı okuyarak öğrenen biri olarak bunun acısını 20 sene sonra bile taze tutmayı anlarım ama hesabını bu dönemin tribünlerinden sormayı anlayamam. Sizin amacınız yas tutmak değil, kitleleri kışkırtmak. çArşı grubu kusura bakmasın ama içleri gittikçe boşalıyor. Bizim tribünün "Gücüne güç katmaya geldik." bestesine yaptığı kontra ne kadar anlamsız ve gereksizse, Mühendis Oktay'ın hesabını şu tribüncülerden sormak da o kadar anlamsız ve gereksizdir. Yani her zaman dediğim gibi hepsi aynı bokun laciverti, yok birbirlerinden farkları.

Neden Cana resmi koydum. Çünkü bu maçta Galatasaray'ın kilit adamı Cana. Cana iyi oynarsa maç sonu yazılarında Cana resimleri göreceksiniz, iyi oynayamazsa da Guti resimleri :) İşte bu yüzden maçın kilit adamı Cana. Pino ve oynarsa Baros da hücum hattında etkili olabilecek isimler. Beşiktaş için Guti'yi saydık, diğer isimler de Holosko ve Ersan bence. Holosko hızıyla, Ersan da iyi savunmasıyla etkili olabilir. Ernst'i söylemeye gerek yok, adam istikrar abidesi zaten. Kaybederlerse Schuster maç sonu Hagi'ye sallar, Yıldırım Demirören "Hocamızın arkasındayız." deyip hoca arayışına başlar vs. Beraberlik Hagi'ye yarar, sonuçta büyük takımdan alınan puanlar kümede kalma yolunda önemli!

26 Ekim 2010 Salı

Teşekkürler!


Maç hakkında yazı yazmadım, yazmayı da düşünmüyorum. Maçtan önce demiştim Rambo Yusuf olun diye, özellikle Cana, Elano ve Neill Rambo'luklarını gösterdi, sinmediler! Maç sonrası şunları görünce insan bir garip oluyor.

Biz eskiden şampiyonluğa bile bu kadar sevinmezdik yahu. Alışmıştık çünkü. Biz hep başarılar gelir geçer dedik ama hep başarılıydık, hep imrenilen takımdık. Fenerbahçelilerin siz hepiniz biz tek geyiğine gülüp geçiyordum ama sanki dün haklı çıktılar. Berabere kalınan maç sonrası üçlü çektirmeler, takımı Florya'da meşalelerle karşılamalar falan! Ne oluyoruz yahu? Bu takım bir zamanlar Avrupa Fatihi değil miydi? Neden Anadolu'da alınan beraberliğe bu kadar seviniyoruz, bunca tantana, yaygara neden?

Evet 10 sene sonra Kadıköy'de puan aldık, hem de çok zor şartlarda. E bu Fenerbahçe 10 yıldır ne zaman sıkışsa bizi yenip düze çıkmıyor muydu? Biz niye yenip düze çıkamıyoruz, gücümüz anca 1 puana mı yetiyor? Bana sakın kimse biz beraberliğe değil geri gelen ruha seviniyoruz demesin. Son 10 yılda 50 kere 2000 ruhu kelimesini duydum ben. O ruh gitti kardeşim, geri gelmeyecek. Sen eğer işini düzgün yaparsan 2010 ruhunu kazanırsın. Sen eğer şimdi devrimden vazgeçip eskiye dönersen aynı 2008'deki şampiyonlukta olduğu gibi 10 yıl geri gidersin. Eskiden Avrupa'da adını bilmediğimiz takımlarla oynarken "ne gerek var bu maça, sıradaki gelsin." derdik, şimdi Karpaty zor takım diyoruz yahu biz. Neyin ruhu, neyin bokunu konuşuyorsunuz siz hala!

Teşekkürler Adnan Polat, teşekkürler Adnan Sezgin, teşekkürler vasıfsız yönetim. Sayenizde küçük şeylerle mutlu olmayı öğrendik. Fenerbahçe beraberliği, Eskişehirspor galibiyeti falan sokağa döker oldu bizi! Aslantepe masalıyla uyuttunuz 10 yıldır. Şimdi o da gerçekleşti, yeni masalı bekliyorum zira çok uykum geldi!

23 Ekim 2010 Cumartesi

Rijkaard>Adnan Polat


Yazmayı istedim gidişini ama yazamadım bir türlü. Pazar gecesinden beri oturuyorum bilgisayarın başına ama hani insanın boğazı düğümlenir konuşamaz ya benim de cümlelerim düğümlendi, yazamadım. Oturup Servet'e, Balta'ya, Sarp'a saydırmak istedim. Pino'ya "tek top var ulan, hepiniz onla oynayacaksınız." demek istedim. Başkan'a artık oturduğu makamdan ötürü bile kendisine güvenilmeyeceğini, saygı duyulmayacağını haykırmak istedim. Olmadı, bugüne kadar ertelendi yazı.

Mehmet Helvacı denen basiretsiz adam çıkıp pazartesi günü kararlar alınacağını açıkladığında pazartesi günü hiçbir bok açıklamayacaklarını biliyordum ama meraktan baktım, açıklayamadılar. Bu Galatasaray tarihinin en kötü yönetimi neyi doğru yaptı ki bugüne kadar. Özhan Canaydın başkanlığında Galatasaray daha kötüsünü göremez diyordum. Ama Adnan Polat Galatasaray ismini öyle bir küçülttü ki şimdi değil Aslantepe, şuraya bir Barnebau bile diksen adın tarihe geçmeyecek başkan. Galatasaray tarihi böyle yalancı, lafının arkasında duramayan, hizipçilik yapabilen bir başkan görmedi, göremeyecek de. Kankan Adnan Sezgin'i de alıp gittiğin gün Galatasaray'ın bayramı olacaktır, asıl bayramımızı o gün kutlayacaz biz.

Ercan Saatçi Galatasaray'a küfür etti, Hürriyet Spor Servisi'nin başına geçti. Biz "Hürriyet alma, aldırma" kampanyası yaparken sen gittin kucağına oturdun adamın. Şimdi kim Galatasaray'a saygı gösterir? Kim adımızı anmaktan korkar? Hiç kimse! Öyle bir hale getirdin ki bizi hakemler eskiden cehennem olarak anılan Ali Sami Yen'de, mabedimizde bizi doğrayabiliyor, oyuncularımıza siktir çekebiliyor! Sen Galatasaray adını küçülttün Adnan Polat. Rıdvan çıkıp hocana, oyuncularına hakaret etti. Gittin adamın programına katıldın, bizi izlemek zorunda bıraktın, adama reyting kazandırdın! Aziz Yıldırım'dan başka hiç kimseyle aran iyi değil! Arda Turan'ı savunmak Aziz Yıldırım'a kalıyor, sen ağzını açmaya korkuyorsun! 1 ay önce her halükarda Rijkaard takımın başındadır diyorsun, bugün Rijkaard'ı kovabiliyorsun! Keşke iş bitiren, 20.45 diye bağıran yöneticimiz olarak kalsaydın da hala seni sevebilseydik be başkan! Keşke bize "yalancı" yüzünü göstermeseydin! Şimdi de Hakan Şükür'le barışmaya çalışıyorsun! Bu da üçkağıt bu da dalavere ama hepimiz biliyoruz! F.G cemaatine yaklaşıp tepkileri azaltmaya çalışıyorsun! Biz kulüp tarikatın oyuncağı olmaktan kurtuluyor derken sen daha da kucağına itiyorsun bizi. Devam Adnan Polat, devir senin devrin ama az kaldı!


Hagi-Tugay Kerimoğlu ikilisini getirdiniz şimdi. Sıra Galatasaray'ın bu sevilen ikilisini mahvetmeye geldi heralde. Normal şartlarda Hagi'nin isminin geçtiği bir yerde hiçbir Galatasaraylı heyecanlanmadan duramaz. Ama siz Galatasaray taraftarının içindeki heyecanı öldürdünüz. Artık çevremdeki hiçbir Galatasaraylı eskisi kadar Galatasaraylı değil. Siz Rijkaard'ı gönderdiniz ama aslında herkes sizin gitmenizi bekliyor. Siz Rijkaard'ı gönderirken bizim içimizden kopanları göremediniz, çünkü siz bizim kadar Galatasaraylı değilsiniz. Siz bu takımı Fenerbahçeleştirdiniz ulan daha ne kötülük yapabilirsiniz bize.

Hagi "Galatasaray adının olduğu yerde umut vardır." demişti zamanında ama sizi öngörememişti kanımca. Şimdi Hagi'miz geldi. Hagi menşeyli ayrı bir yazı yazmam lazım ama Fenerbahçe maçından sonra yazacam. Eğer bildiğimiz Hagi'ye bu Hagi sahada yürüyen at görünümlü eşşekleri oynatmaz! Eğer 16 ve 76 numara sahada olur da bildiğimizden iyi oynarlarsa onlara yazıklar olsun!

14 Ekim 2010 Perşembe

Bırakın Yorumculuğu Hoca Olun!


Ülkemize gelen kariyerli, elit diye tabir edilen teknik adamların çoğunluğunun başarısız olması, bizim değnekle kovaladıklarımızın kısa süre sonra başka takımlarda çok başarılı olmaları tesadüf mü? Bence değil.

Rijkaard ilk geldiğinde bir röportajında "Türk futbolunda her şey var ama hiçbir şey tam değil." dediğinde ne anlatmak istediğini hepimiz anladık ama bir şeyleri düzeltmek işimize gelmedi. Biz hep O'nları suçladık. Hiddink Fenerbahçe'den kovulurken herkes çok mutluydu çünkü hiçbir şey değişmeyecek, sevdikleri düzen devam edecekti.  Aynı Hiddink kovulduğu günden beri gittiği her takımda çok başarılı oldu, her gittiği yerde tapılırcasına sevildi ve hep kendisi ayrıldı. Ama bizim suçumuz yoktu çünkü Fenerbahçe Aydınspor'a yenilirse hoca gider bizim ülkemizde. Del Bosque'yi Yeniköy Kasabı diye diye kovaladık adam gitti Avrupa Şampiyonu oldu.

Löw'e Dünya Kupası öncesi "üzerinizde baskı var mı?" diye soruyorlar adam "ne baskısı yahu ben Fenerbahçe'de çalışmış adamım." diyor biz yine anlamıyoruz. Aynı Löw Almanya'da futbol devrimi gerçekleştiriyor, 24 yaş ortalamalı takımıyla Arjantin'e, İngiltere'ye 4 atıyor. Rijkaard gibi kariyerinde hem hoca hem futbolcu olarak Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu olan bir adamla dalga geçiyoruz. Sergen Yalçın gibi futbol kariyeri Etimesgut Şekerspor'da bitmiş bir adam "Rijkaard hoca değil." diyebiliyor. Aragones'le, Kalli'yle dalga geçmek için zaten bir kariyerin olmasına gerek yok, 2 büyük futbol adamı bizim ülkemizde hakettikleri değerin 10'da 1'ini göremediler. Aragones Avrupa Şampiyonu olup geldi ulan buraya adamla bildiğin taşak geçtiler bu memlekette.



Hiddink Almanya'ya yenildiğimiz maçtan sonra "Dünya 1.'ymişiz gibi davranmayın kardeşim." derken bundan bahsediyordu işte. Hala ülke olarak en büyük başarımız 10 yıl önceki UEFA Kupası iken, hala bir turnuvada 3.olup diğerine gidemezken bu kibir bu ihtiras nerden geliyor yahu? Hıncal çıkar Hiddink'e çerçibaşı der, Rijkaard'a hoca değil der, Kalli'ye futbolu bilmiyor der, Skibbe'ye adam değil der vs vs. Ulan madem her boku siz biliyorsunuz bırakın yorumculuğu her biriniz bir büyüğün başına geçin, biriniz de milli takımı alın başarıdan başarıya koşalım!

Hiçbir takım bu saatten sonra para harcamasın. Galatasaray Hakan Şükür'ü, Beşiktaş Sergen Yalçın'ı getirsin. Milli Takım'a da Hıncal Uluç'u verelim ülkece coşalım yahu. Her şey bu kadar kolayken neden Rijkaard'lara, Hiddink'lere 3-4 milyon euro para veriyoruz ki!

30 Eylül 2010 Perşembe

Beşiktaş'ta 3 Türk,Rapid Wien'de 3 Türk!


*Quaresma oynadığı sürece resimdeki arkadaşa tecavüz etti. Direkten dönen şutu da şanssızlıktan başka bir şey değil.

*Hayır ırkçı değilim ama bugün süre alan 14 futbolcudan 10'unun yabancı olması içime sinmiyor ve evet Galatasaray da aynı şeyi yapsa aynı şeyi söylerdim.

*Beşiktaş'ın golleri Holosko ve Bobo, Rapid Wien'in golü Veli Kavlak. Komik.

*Ernst çok iyi topçu.

*Hakan Arıkan'ın tek hamlede top tuttuğunu gören var mı? Ama 1-2 iken yaptığı kurtarış çok iyiydi, her ne kadar ilk pozisyonda hatası da olsa ikinci kurtarışı yapmak kolay değil.


*Guti bazen krampon giymiş Mozart.(Okay Karacan)

*Guti dedikten sonra susacaksın abi." Guti iyi topçu ama" diye cümle kuranlara illet oluyorum. Guti lan bu aması mı var!

*Holosko aklını kaybetmiş gibi. Golden sonra 2 pozisyon üst üste neden pas vermezsin be abi!

*Hilbert hala vasat ama biliyor belli. Ferrari ağır ama futbol bilgisi yeter. Üzülmez oynadı mı bugün?

*Toraman'ın golden önce Veli'den yediği çalımı İngiltere'nin alt liglerinde oynayan savunma oyuncuları yemez. Altyapı yetersizliğimiz.

*Veli çok iyiydi, Yasin iyiydi, Tanju kötüydü. Veli'yi alsaydı keşke Galatasaray sene başında.


*Türk'üz işte abi, her yerde kendimizi belli ederiz. Anons komikti.

* "Viyana'yı kuşattık." lafını duymaktan tiksinti gelecek 2 günde.

*Beşiktaş pazar günü Trabzonspor'u yenemez ama sene sonunda ilk 2'ye girer.

*Schuster büyük hoca abi. Denizli'nin takımına 3 ayda bu topu oynatmak devrimdir!

28 Eylül 2010 Salı

Skor-8 Futbol-2



Haftanın en gollü maçıyla başlayalım. Kasımpaşa-Fenerbahçe maçı 8 gole rağmen sıkıcıydı. Mücadele yoktu sanki hiç. Topu alan karşı kaleye gitti ki bu Brezilya Ligi'nin karakterinde var bizde yok, olmasın da. Kasımpaşa'da her şey var gibi ama hiçbir şey tam değil, aynı Rijkaard'ın Türk Futbolu için dediği gibi. Sanki önliberosuz 4 defans-7 ofansif oyuncuyla çıkmış gibiydi Paşa maça. Fenerbahçe'de Emre-Dia-Niang ve biraz da Alex oynadı, 6 oldu maç. Topuz ve Selçuk'un çok az onlara katılması halinde ne olurdu çok merak ediyorum.

Ersen Martin'in yaptırdığı penaltı sabotajdır başka hiçbir şey değildir. Yekta ve Şahin'e hayran kaldım, Keller vasat üstü her zaman. Fenerbahçe'de Dia muhteşemdi. Niang ve Emre de ona yakındı, Alex çok az kıpırdandı ve 2 gol 1 asisti var. 



Maç öncesi de söylemiştim Fenerbahçe'ye handikaplı oynayın, üstün üstü olur maç. Sebebi Fenerbahçe'nin iyi olması değil, Kasımpaşa'nın berbat olması. Kasımpaşa ilk yarıda 15 puan toplarsa öpsün başına koysun. Yılmaz Vural'ı kovsunlar, 2.yarı geri alsınlar!

Yobo Bilica'dan formayı aldı bu maç itibariyle geri vermez. Caner de Santos'tan formayı alabilir ama Santos'a dönülecektir mecburen çünkü Caner'den bir halt olmaz! Fenerbahçe'nin sorunları çok büyük, Galatasaray'dan bile kötüler ve düzeltmek daha zor gözüküyor. Volkan hep laubali, hala laubali. 

Kasımpaşa'nın Suçu Yok, Biz O'nu Cimbom sandık esprisi var ki Fenerbahçe forumlarında onlardan beklenmeyecek derecede kaliteli bir espri :) Araklama olabilir, kendileri bulmuş olabilir ama her neyse de çok güzel espri, seviyeli en azından.


19 Eylül 2010 Pazar

2008 Ayhan-2010 Ayhan


* Arda dün maça gitmeyeceğini söylemişti ama sürpriz yaparak takımı tribünden de olsa destekledi. Hala beklediğimiz, istediğimiz derecede kaptan olamadı ama uğraşıyor en azından. Kankası Serdar'la neden dip dibe oturmadılar merak ediyorum. Gönlümdeki kaptan hala Neill ama Arda'nın çabasını görmezden gelemem.

* Bülent Başgan'ın takımı olmasından mütevellit zor maç olacağını tahmin ediyordum ama zeminin bozukluğu tahmin ettiğimden daha zor geçmesine neden oldu. Zemin kötü değil, en hafif tabirle berbattı.

* Serkan Kurtuluş Ali Turan'dan sonra ilaç gibi geldi. Sakatlığından sonra dahi oyuna Ali'nin girmemesi çok mutlu etti beni. Çok iyiydi Serkan, Sabri'ye alternatif olabileceğini gösterdi.

* Insua çok iyi geldi. Hem hücuma dengeli çıkıyor, hem savunmayı sağlam yapıyor. Bugün gördüğü sarı kart çok akıllıcaydı, böyle akıllı topçu görmeyi özlemiştim.

*Neill her zaman iyi, Servet topsuz iyi ama topu ayağına almasın lütfen!

* Bülent Uygun'u yenmeyi özlemişiz :)



*Spikerin sürekli Ayhan-Sarp ikilisini övmesi ve onlar olmasaydı Galatasaray puan alamazdı demesi futbol cehaletidir. Hadi Ayhan yırtınıyor da Sarp ne yaptı be kardeşim! Neyin peşindesiniz anlamadım ki!

*Mustafa Sarp yine takımın en kötüsüydü. 90 dakika boyunca sahada kalıp nasıl sadece 6-7 defa görünür bir insan. Spiker ara ara kendisine ilan-ı aşk etmese oynamadığını düşünecektim.

*Ayhan'ın golü attığı pozisyon öncesindeki hareketlerine kaç kişi sövdü? Ben söverken gol geldi aptal bir sevinç yaşadım :) Hakkaten Ayhan şu topu alıp dönmeyi kimden öğrendi?

*65'e kadar çok umutluydum, 65'te 1-0 biter ama kim alır bilmem dedim. Ayhan golü attıktan sonra öyle biteceğini tahmin ettim zira bu sahada 2 gol olmayacağı belliydi.

*Ayhan Akman da bizim gibi Bülent Uygun'u sevmiyor galiba. 2008'de  3-5'lik maçta da sol ayağıyla yazmıştı hem de çok şukela bir goldü. Bugün de Bülent Başgan'ın takımını yaktı, sağolsun.


* Harry Kewell... Bu "adam" her maç forması için kavga ediyor ve hep tek başına kalıyor! Tamam bugün Orhan Ak'a attığı fırçaya üzüldüm, zira Orhan'ı hala çok severim. Fakat bu adam kavga ederken niye hep yalnız? Sadece o değil, hangi yabancı olursa olsun yalnız. Şuraya gelmesi gereken ilk adam Ayhan. Kim koşuyor? Pino. En sonunda da Sarp geldi.

*Sarp demişken. Pino'ya ettiği küfürü ben de ettim ama kendisinden ricamız "delikanlıysa" Ayhan, Arda, Servet hatta Aydın'a etsin aynı küfürü!

*Kewell ve Baros savaştı, bu sahada bu kadar az yardımla bu kadar oluyor. Misimoviç pek gözükmedi, zira topu bir türlü aktaramadılar ona. Zemin bozuk ve uyum süreci diyelim, inanıyoruz.

* Ufuk sakatlanınca çok korktum! Aykut da çok korktu, sanki hiç istemiyor gibiydi. Kulübede rahatım yeaaa der gibiydi gözleri.

*Pino... Sana çok sövdüm bugün ama umuyorum ilerde pas vereceğin yerleri öğrenip faydalı olursun. Pino çıksın, Aydın girsin demekten dilimde tüy bitmişti de neyse ki sonlara doğru iyi oynadın.

*Cana... Lütfen Sayın Rijkaard, Neeskens Dayı... Lütfen artık Cana oynasın, Cana can katsın (çok kötü espri.)

*Melih Gümüşbıçak Kewell'la ne alıp veremediğin var?

-Melih Gümüşbıçak ve Melih Şendil az konuşun da maçı anlatın lütfen!

Son 3 maçta 9 puan almak güzel oldu. Sivasspor'a verilen ziyadesiyle gereksiz bir 3 puan var ki bir daha ilk 10'daki takımlardan 3 puan alamaz Sivasspor. Yarın derbi var, 2 takımın kapışmasını cebimizde 3 puanla izlemek güzel ve rahat olacak, yeyin birbirinizi :D

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Koy Hakem'e Koy, Yönetim'e Koy. Koooy Hepsi Göt Olsun!



Eleştiri içeren ve çok karamsar bir yazı olacak. Bu mağlubiyetin suçunu hakeme bulmayacam ama bu angut kuşu hakkında 1-2 şey yazmak gerektiğini düşünüyorum. Ne iş yapar özel hayatında, nasıl bir insandır bilmem ama hakemliği 5 para etmez! Maç sonrası Volkan Şen gülerek "sağolsun hoca kırmızı vermedi." diyebiliyorsa ve hakemi zerre takmadığını belli edebiliyorsa zaten bu adamın hakemliğine diyecek bir şey yok. Baros omuz atıyor, dön at delikanlıysan. At ki ben de sana helal olsun ulan, ezdirmiyorsun kendini diyebileyim! Volkan'ın ilk sarı kartını tartışırım, aynılarını vermedi ama 2. sarı kartı vermemek haysiyetsizliktir. Orda o hareketi sarı kartı olmayan biri yapsaydı yapıştırırdı sarıyı suratına Abdullah aynı Elano'ya yaptığı gibi. 70. dakikada Ayhan'ı atman gerekiyordu atamadın, sana omuz atan ve saygınlığını -var mıydı ki- sıfıra indiren Baros'u da atamadın, sürekli itiraz eden ve oyunu yavaşlatan Ivankov'u da atamadın. Ulan adama sormazlar mı seni sahaya niye koydular o zaman? Kartları da bi tarafına sokaydın da kimse kart görmeseydi bu gece! Eğer bu hakem ASY'ye gelip Galatasaraylı oyuncuları ezebiliyorsa kusura bakmasın ama bi siktirsin gitsin Adnan Polat!


Mehmet Helvacı maç sonu taraftarın protestosunda haksız olduğunu söylemiş. Özellikle Adnan Sezgin'e kızılmaması gerektiğini söylemiş. Bu adamlar bizimle resmen kafa buluyor! Ulan Haldun Üstünel'in yetkilerini alıp bu adama vermediniz mi? Şu ana kadar yapılan transferlerin yetersizliğini görmüyor musunuz? E kime kızalım, bakkal Ahmet Amca'ya mı? Sıfata bak ya, otur sabaha kadar şu surata bakıp söv işte!


Fotoğrafa iyi bakın. Hüseyin Çimşir denen hacı kılıklı Kewell'la tartışıyor, Sercan ayırıyor. Ordan geçen bu takımın en adam gibi adamlarından Hakan Balta ne yapıyor? İZLİYOR! Sen orda biriyle kapışsan ilk gelecek adamlar Kewell ve Baros olur ulan! Ama sen böyle gördün ağabeylerinden, kaptanlarından de mi Hakan? Hazır "imparator" lafları da geçerken yerlilerle kötü olmamak lazım, yoksa nah görürsün formayı de mi? Yazık ulan yazık şu güzel adamlara yazık, kaç kurtar kendini Kewell ne işin var bu haysiyetsizlerin arasında.


Büyük kaptan Arda Turan! Yine küstü bugün büyük kaptan, yeni Metin Oktay (!). Sol taraf kendisi yerine Kewell'a verildi, o meşhur kıçı dayama hareketini bile yapmadı bütün maç. Barış'la, Ali Turan'la al gülüm ver gülüm oynadılar sağ kanatta. Kornerleri, frikikleri, ortaları her boku kaleye doğru kullanmayı öğrenmiş bu aralar sürekli bu maharetini gösteriyor bize sağolsun. Rıdvan'ın, Hakan Şükür'ün gazını almış dalgasına bakıyor sahada. Devam et Arda, buralar senin zaten buranın ağası sensin. 36 yaşına kadar oynarsın sonra biri "git" der, çıkar ağlarsın "vefasızlar" falan filan! Biz bu filmi daha önce gördük de mi?

Rijkaard sana bu kadar sahip çıkarken devam et böyle yapmaya ki "manevi baban F.T" gelsin de döve döve oynatsın sizi, ondan anlarsınız siz!


Servet Çetin. Geçen senenin ortasından beri konuşuyor ve hala 11'in bankosu. Konuştuğu kadar iş yapsaydı keşke. Bugün ilk golü dikkatle izleyin ve söyleyin bana Servet ne yapıyor orda? Sen hala bu takımdaysan Servet, bu yönetimin basiretsizliği ve acizliğindendir. Ama unutma bu taraftar seni unutalı çok oldu, seni sahada görünce tüylerim diken diken oluyor. Nerde o forması çamurdan görünmeyene kadar savaşan Servet?

Ali Turan diye bir adam var sağ bekte, resmini bile eklemiyorum görmek istemezsiniz zaten. Arkası dönük oyuncuya orta sahada, taç çizgisinin orda neden faul yapar bir insan? Beyni yoktur da ondan! Uzatmaya gerek yok, Horto siktir git demişti az demiş!

Mustafa Sarp diye bir adam var, 90 dakikada 5-6 defa gözüküyor adam resmen. 48-70 arası nerdeydi çok merak ediyorum! Ayhan bile götünü yırtarken bu adamın bu kadar kaçak oynaması beni deli ediyor. Alex kadar mücadele ediyor, ama Alex'in 26'da 1'i kadar yetenekli. 18 takımın ancak 8'inde 11'de oynar ve Galatasaray'da 11.


Ve tüm bu yazının yazılma amacı. Allah tez zamanda ikinizden kurtarsın bizi. Aslında A.S'ye bir şey dememek lazım. Sonuçta malzeme bu diyor adam, ben zamanında şikeyle suçlanmış, Aziz Yıldırım'la Fenerbahçe yararına şike yapmak üzere anlaştığıma dair iddialar olan bir adamım. Bir boktan anlamam, en iyi transferim İnamoto'dur. Paramı verirsen ekime kadar, vermezsen s.kime kadar Galatasaraylıyım! Beni işe alır mısın Adnan Polat?

E bu adamı sen maaşla işe alıp, milyon eurolarını bu adama emanet edersen bu adama ben sövsem boşa gider!  Bu takımın önce Adnan Polat'tan kurtulması lazım. Keşke gönlümüzde bu takımın genç yöneticisi, Galatasaray sevdalısı Adnan Polat olarak kalsaydın be başkan! Galatasaray'ı bana sevdiren adamlardan biriydin, şimdi sayende takımımı izlemek istemiyorum ve çok kişi var benim gibi. Burası Galatasaray Spor Kulübü. Burası Polat Holding değil, biz bu armaya aşığız senin gül cemaline değil! İstersen Riva'yı 1 milyar dolara sat sevmeyecem seni Adnan Polat! Sana haysiyetsiz diyemiyorum bulunduğun konumdan dolayı, yani saygım sana değil makamına. O koltuktan kalkarsan ne olduğunu herkes bağıra çağıra suratına söyleyecek!

İster 0 çek, ister sabah akşam yenil Fenerbahçe'ye, istersen küme düş. Bizi ne kadar üzersen, o kadar aşık oluyoruz sana GALATASARAY!!! Bugün sahada mücadele eden, her şeyini sahaya vermeye çalışan oyunculara ve saha kenarındaki muhteşem teknik ekibe çok teşekkür ediyorum. Her şeyim değilsin ama çok şeyimsin be Galatasaray!

22 Ağustos 2010 Pazar

Guti'ne Çok Güvenip Quaresma'yı Çizdirmek



Schuster spor medyasının kendisinden çok ekmek yemesini sağlayacak, aynı Rijkaard gibi. Rijkaard'ın başardıklarını rüyasında göremeyecek olanlar "korkak" dahi diyebiliyor kendisine. Bugün Schuster'e de giydirmeler başlamış ki Schuster'in hem hoca hem futbolcu olarak yaptıklarının yanına yaklaşabilecek olan bir adam yok bu memlekette Rijkaard hariç. Ama bir memleket düşünün ki 10 hoca sürekli takımları değişe değişe çalıştırsın ve bu 10 hoca birbirine dost görünüp, birbirinin kuyusunu kazsın. Bakın Denizli gibi bir adam bile yorumcu iken Ertuğrul Sağlam'ın kuyusunu kazıp, kendisi yerine geçtiyse söylenecek bir şey kalmamıştır.

Rıdvan Dilmen Daum'a ekranlardan giydirirken şimdi kankası Aykut'un hiçbir hatasını söyleyemiyor. Young Boys ve PAOK yenilgilerini utanmasaydı "sıcak havaya" bağlayacaktı, sanki rakip klimalı ortamda oynuyor ya da Fenerbahçe İskandinav takımı da sıcağa hiç alışkın değil! Ne yazık ki böyle bir memlekette futbol adına doğruları söyleyebilecek insanlar bloglardan sesini duyurmaya çalışırken, hiç haketmeyen palyaçolar ekranları parsellemiş ortalığı iyice sirke çeviriyorlar.

Neyse konuyu fazla dağıtmadan dün geceye geçelim. Schuster rotasyona giderken 2 hata yaptı dün. Zapo-Ferrari ikilisi Erhan'ın hatalarını kapatıyordu, eğer bu ikiliden birini keseceksen yanında Erhan'ı da keseceksin. Ersan Gülüm çok beğendiğim bir oyuncu ama 15 gün önce geldi ve bu kadar uyum sağlaması beklenemez, zira Beşiktaş'ın aynı kadroyla üst üste 2 maçı yok. Ve 2. hatası. Bu takımın şu anki santraforu Bobo'dur, değil daha iyisi ona yakını bile yok. Nobre-Holosko-Nihat'ı topla bir Bobo etmezler! Schuster İBB'yi tanımamış, Tayfur Havutçu da -ki işi bu galiba- tanıtamamış. İBB disiplinden hiç kopmayan, pırpır forvetleri olan, sürekli savaşan bir takım ki çıktıkları günden beri büyüklerin belalısı olmuş,geçen seneyi 6.sırada tamamlamış bir takım.

Beşiktaş orta sahayı da Necip-Ernst yapmayınca orta saha da düştü ve yenilgi kaçınılmaz oldu. Delgado-Nihat-Tabata resmen bitmiş, okeye dönecek halleri bile kalmamış. Özellikle Delgado çok beğendiğim bir oyuncu olmasına rağmen sakatlıklar kendisini mahvetmiş, değil Beşiktaş'ta Anadolu takımlarının bile çoğunda oynayamaz bu haliyle. E Tabata zaten bu sınıfın topçusu değil. Bakmayın Yıldırım Demirören'in verdiği 8 milyon euroya, 2 milyon bile fazla bu adama. Ha şimdi yolla tekrar Antep'e, Kayseri'ye, Eskişehir'e falan sınıf atlatır o ayrı. Nihat da ne yazık ki geri gelemeyeceğini gösteriyor gün be gün. Bırakın eski Nihat'a yaklaşmayı, Yusuf Şimşek kadar bile oynamaz bu saatten sonra.



Beşiktaş Guti-Quaresma gibi iki muhteşem yabancı transferi yaptı ve büyük ihtimalle Robinho da gelecek. E gelsin, o da gelsin ama sen hala sahaya koyacağın 5 Türk'ü bulamadın. Hadi o 5 Türk'ü buldun,rotasyona girecek diğer Türkler için ne diyeceksin? Beşiktaş'ın Robinho'ya değil, en az 1 tane kaliteli Türk oyuncuya ihtiyacı var. Volkan Şen veya Ozan İpek'ten biri ve Sercan Yıldırım alınsa mesela kimse duramaz karşısında Beşiktaş'ın bu ligde. E Robinho'ya vereceğin 26'nın 17-18'ini Bursaspor'a ver paket halinde bu 3'lüyü sana verir! Beşiktaş bu kadroyla gider Avrupa Ligi Kupasını alır sınırsız yabancı şansıyla ama TSL'de pek bir şey yapabileceklerine inanmıyorum.

Kaleci Cenk için 1-2 şey yazmak istiyorum. Rüştü veliahtım demişti kendisi için ben de şımarmazsa Rüştü'den iyi olur diyordum. Karakter olarak nasıldır bilmem ama çok yetenekli. Karakter olarak da çok düzgün diyorlar. Eğer İstanbul'a kendini kaptırmazsa Avrupa'da büyük takımlara transfer için Onur Recep Kıvrak ve Necip Uysal ile birlikte en önemli 3 adaydan biridir.


Beşiktaş taraftarı Abdullah Avcı'yla dalga geçmek için "yere yatsana, yere yatsana" dediler, oyuncular yere yattı 2.gol sonrası. Bu akıl dolu protestolu gol sevinci için tebrik ediyorum İBB'li oyuncuları. Hem hocalarının yerine cevap verdiler taraftara, hem izleyenleri gülümsetmeyi başardılar. Bu mütevazı takımın oynadığı oyunu, tarzını beğenmeyebiliriz ama hemen hemen sıfır transferle, taraftarsızken bu konumda olmaları saygı duyulmaya değer!

P.S : Başlık birkaç Beşiktaşlı arkadaşıma ithafen yazılmıştır. Çok sinir bozucu olmaya başlamışlardı ve bu bozgun iyi oldu onlar için, susarlar artık bir süre. Q7'yi servise çekin, kasko delindi!

15 Ağustos 2010 Pazar

Demagog Adnan,Bu Takım Senin Eserin



Bir Galatasaray taraftarı olarak ligin başlamasıyla birlikte mide ağrılarım da başladı tekrardan. Son yıllarda Galatasaray taraftarları potansiyel hasta. Her maç öncesi, maç esnasında ve maç sonrasında mide ilacı, ağrı kesici falan şart oluyor.

Eve girdiğimde 8. dk'ydı ve golü atmıştık. Ama golü atanın Sarp olması gole sevinirken bile bir tedirginlik yaşamamıza neden oluyordu zira bu maçı bu adamlarla aldığımız takdirde ve geri kalan maçlarda da bu adamların başarılı olması halinde bizim büyük demagog Adnan Polat "Transfere ihtiyacımız yok işte." diyebilirdi. Zaten bu hayaller de bir süre sonra sona erdi.

Hakem bir faul verdi ve Rijkaard başta olmak üzere herkes itiraza koştu. Ulan altı üstü serbest vuruş, sanki penaltı verdi hakem. Rijkaard panik yapınca herkes panik yaptı. Zaten Aykut gibi bir kaleciniz, Ali Turan gibi bir sağ bekiniz varsa her an gol yiyebilirsiniz. Aykut ön direğe adam koymayıp kendi geçti ve ortada Ali Turan adamı tutmak yerine saçını düzeltmekle uğraşınca atlet görünümlü siyahi oyuncu Zita golü attı. Ondan sonra bir daha itiraz. Sanki adamı hakem kaçırdı, ön direkte durmasını Aykut'a hakem söyledi falan. Zan sahada kart göremiyorum, bari haneme bir kart yazdırayım dedi ve gitti kulübede otururken kart gören oyuncumuz oldu.

Gören de bir hırslılar, bir hırslılar sanacak. Ulan şu hakeme gösterdiğin isyanın yarısını sonuca göstersen 5 atıp dönersin şurdan. Ancak bıdı bıdı yapın başkanınızdan öğrendiğiniz üzre. Her halükarda suçlu hakem olursa oyuncu zaten işini yapmaz, takılır oralarda.

2.yarıda yine aynı boş Galatasaray. Yenen gol sonrası resmen maç bitmiş gibi davranan 6-7 oyuncu. Biraz Batdal, biraz Kewell, biraz da Neill isyan ediyor. Gerisi bitse de gitsek havasında. Baros belli idmansız ama kendi kendine bi şeyler yapma havasında. Servet efendi zaten bitmiş, okeye dönecek hali bile kalmamış. Rijkaard'ın altını mı oyuyor diye düşünüyor insan! Gerçi Rijkaard Arda'yı çıkararak, kaleye ısrarla Aykut'u koyarak kendi altını oyuyor da neyse!

Neyse Galatasaray tarihinin gördüğü en büyük demagog Adnan Polat yarın da çıkıp kaç bilet sattıklarını, kaç para kazandıklarını falan anlatır. Uyutmaya devam. Akşam maç var, resmi siteyi açıyorsun GS Bonus Card reklamı! Ulan işiniz gücünüz para, işiniz gücünüz ekonomi, işiniz gücünü demogoji. Adnan Sezgin'i çok seviyorsan al şirketinin başına koy, yeter şu kulübü yediğiniz. Has Galatasaraylı Haldun'u yedin, geçmişte adı şikeyle anılan Adnan Sezgin'i getirdin! Ne var bu Adnan Sezgin'de anlamadım ki, bizim göremediğimiz ne özelliği var merak ettim yahu! En yakın zamanda istifa etmen dileğiyle Adnan Polat, Canaydın'ı arayabileceğimi tahmin etmezdim ama sayende o da oldu.

Sivasspor hocaları gibi taraftarları gibi çirkef bir takım olmuş yine. Muhsin Ertuğral'ın yarattığı sempatiyi kaybettiler, yeniden tüm spor kamuoyunun nefret ettiği bir takım olma yolundalar. Ama en azından artık bir takıma maç sattıklarını düşündürmesinler yeter! Savunmalarındaki yabancı İskandinav topçuyu ilk defa izliyorum ama berbat bir topçu izlenimi bıraktı bende. Bouzid bu heriften kaliteliydi bence diyeyim, siz anlayın ne derece kötü olduğunu. Sedat denen çirkef kere çirkef adam için güzel laflarım var da yazılamayacak kadar güzel, Kewell'a hareket yapan her adama ettiğim güzel lafları sana da ediyorum Sedat ama en cafcaflısından.

Giden sadece 3 puan değil. Giden takımın özgüveni. En az 5 transfer lazım bu takıma. Kalede bu kazma Aykut oldukça çok aptal goller yemeye devam ederiz biz. Sabri'nin alternatifi yok, Neill'in yanında adam yok, orta sahaya bir b2b şart, kanatlar çok çok zayıf vs. vs. Ne denebilir ki demagog Adnan gidecekse başarısızlığa da razıyım!

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kazanan da Ferrari Kaybeden de Ferrari…



Alonso damalı bayrağı ilk sırada geçen pilot oldu bilindiği üzere. Tamam biliyorduk ve yazmıştık geçtiğimiz hafta sonu rekabetçi bir paket ile Almanya da bulunuyordu bu takım. Nitekim sıralama turlarının ancak son anlarında teknoloji yardımıyla anlaşılabilecek bir farkla Vettel 'e geçildi Alonso.

Yarışa gelirsek eğer sürpriz bekliyordum. Massa’nın da daha ilk virajda liderliği ele geçirmesi ve uzunca zaman koruması heyecanlandırmıştı beni şahsen. Yeni bir yüz görecektik podyumun tepesinde. Bence Massa için de bambaşka bir birincilik olacaktı bu. O talihsiz kazanın yıldönümünde pistlerde yeniden kazanan pilot olmak Massa için bambaşka bir duygu olacaktı. Ama ne yazık ki takımı saçma sapan bi mesajla buna engel oldu. Gönül isterdi ki Massa rest çeksin iki farklı takım pilotu gibi yarışsın Alonso ile. Tabi ki olmadı böyle bir şey Alonso rahat rahat geçti Massa’yı. Herkesin olduğu gibi benim de aklıma Ferrari’nin Schumi li dönemleri geldi. Rubins az çekmedi bu emirlerden. Bi özeleştiri yapmadan da edemeyeceğim Schumi Rubins’i takım emirleri ile geçerken sevinmiyor değildim. Takım emirleri ile ilgili bir yazı yazacağım bu hafta orda uzun ve daha geniş açıdan anlatacağım yeni olayı ve geçmiştekileri.



Vettel’in birinci sırada başladığı yarışı üçüncü sırada bitirmesine gelince memnuniyetsizliği her halinden belliydi. Normal bi durum tabi ki. En hızlı arabaları kullanmalarına rağmen ne takımlarda ne de pilotlarda birinci olamıyorlar. Dün yine Weber, Vettel, Red Bull üçgenindeki olayların aslında göründüğü gibi olmadığından bahsetti. Ama şu bir gerçek ki Vettel’in istikrarlı bir gidişi var kaza yapmadıkları durumlarda tabiî ki.



Yarıştan Kısa Notlar:

En hızlı tur zamanları aşık atışması gibiydi. Podyuma çıkan pilotlar arasındaki bu çekişme, pek geçiş imkanı olmayan bu piste heyecan veren bir unsurdu.

5 pilota ev sahipliği yapan bu piste Alman pilotların yüzü gülmedi.

En hızlı turu Vettel 1:15.824 ile gerçekleştirdi.

52. tur uzun zaman konuşulacak emrin yerine getirildiği tur oldu.

Ferrari’nin hiç çaktırmadan verdiği mesaj da bu başlık altında olmalı idi. (Alonso senden daha hızlı. Anladığını onaylayabilir misin? ) ("Fernando is faster than you. Can you confirm you understood that message?")

Neyse fazla uzatmayacağım bu yazıyı ama şunu da söylemeden edemeyeceğim yıllar yılı Almanya da hep konuşulan kırmızılar bu sene de konuşulmaya devam etti öyle ya da böyle…

Bu arada Ozan kusura bakma :)

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Yürüyedur Serdar!



Galatasaray'ın yerli transferlerine çoğu kişi burun kıvırdı,hatta kaale bile alınmadı ki çoğu kişi Cana gelince Galatasaray ilk transferini yapmış gibi davrandı. Halbuki 5 yerli transfer vardı ve bunların içinde Arda Turan'ın "benden daha yetenekli" dediği Serdar Özkan da vardı. Kimse sallamadı bu transferi, hatta duyanların çoğu yönetime tepki gösterdi. Serdar daha Galatasaray formasıyla resmi bir maça çıkmadan insanların önyargısından nasibini aldı.

Benim etrafımdan duyduğum ilk tepkileri sıralamam gerekirse ; 

*Alemci,işe yaramaz.
*Arda'nın torpiliyle geldi, bakalım Arda'nın torpiliyle takımda ne kadar süre alacak.
*Sigara, alkol, karı-kız, kumar, at yarışı. Ne ararsan var bunda.
*2. Gökhan Zan vakası.
*Devre arasında kovulur.

Ben Serdar Özkan'ın çok başarılı olacağını düşünüyorum, hatta Keita'yı unutturacaktır bizlere. Sağ tarafta Pino'yla değişmeli oynarlar ve çoğu zaman Pino'dan daha faydalı olacaktır. Sabri gibi bir kıt yetenekliyi bile bu hale getiren Rijkaard, Serdar gibi saf yeteneğe sahip bir oyuncudan maksimum düzeyde faydalanacaktır! Yürüyedur Serdar...


22 Temmuz 2010 Perşembe

İyi,Kötü,Güzel,Çirkin

Sözde Dostluk Maçı


 Maçı barda alkol ve muhabbet eşliğinde izlediğim için çok kapsamlı şeyler yazamayacağım ama gördüklerimden çıkardığım bir şey varsa o da rezil olduğumuzdur, bir kere daha. Sizin neyinize ulan dostluk maçı? Gelin burda annemizin evinde edin kavganızı, kol kırılsın yen içinde kalsın. Neymiş, Almanya'da gurbetçilerimiz için dostluk maçıymış! O meşale yakanlar, sahaya girenler falan hakediyor mu bunu? Tabi ki ben de isterim memleketinin takımını, tuttuğu takımı aradaki mesafeler nedeniyle izleyemeyenlerin yılda bir de olsa izlemesini ama önce adam gibi maç izlemeyi bilecek. Aynı adam B.Münih-B.Dortmund maçını falan izlerken bu bokları yiyebiliyor mu?

Kimin yendiği kimin yenildiği tabi ki önemli ama ben Rijkaard'ın gençlerle, az forma şansı bulacak olanlarla çıkıp rakibine bu maçın da kendisi için sıradan bir hazırlık maçı olduğunu belli etmesini diliyor ve düşünüyordum. Lakin Rijkaard 1-2 kişi hariç as kadroyla sahaya çıktı ve önemli bir mesajı verme fırsatını kaçırdı. Galatasaray yine her zamanki gibi istekli ve baskılı başladı, bu da maçın başında biz Galatasaraylılara korkmamız gerektiğini gösterdi yine. Çünkü uzun zamandır iyi oynamamıza rağmen kaybediyorduk ve dostluk, hazırlık maçı da olsa Fenerbahçe'ye yenilmek kötüdür.

Fenerbahçe 10 kişi kalmasına rağmen Baroni bir daha atamayacağı bir çalım attı Sarp'a ve 10 yılda bir verebileceği bir ara pasla Andre Santos'u pozisyona soktu. Santos pozisyonu zora sokmasına rağmen Ufuk Ceylan ve Ali Turan'ın hantallığından faydalanıp golü attı. Şimdi hangisine kızalım, hangi birisine! En çok Sarp'a sinirlendim ki geçen seneki ilk Atletico Madrid maçından beridir bitik bir halde ve düzeltmek için hiçbir şey yapmıyor, hala takımda olması geçen seneki 15 maçının hatrınadır. Ufuk Ceylan da kendisine güvenen bu kadar Galatasaraylı'nın güvenini zedeledi, çalışmalı ve tekrardan güvenimizi kazanmalı. Söylenilenlere bakılırsa zor olacak bu ama yine de bir şansı hakediyor çünkü çok genç. Umuyoruz ki barlardan çıkıp sahada konuşmaya başlar.

Selçuk Şahin kendi kuyusunu kazdı resmen. Galatasaray maçı oynanıyor, bir gol atıp en az 3 yıl daha takımda kalma şansı var ve kendisi gidip hakeme çelme takıyor. Bünyamin, Selçuk falan olsa bir şey demezdi de Alman hakeme çatınca yedi kırmızıyı. Hangi mantıkla, hangi psikolojiyle yaptı bilmiyorum ama yaptığı şey mallığın daniskasıdır. Kaptanı küçük Emre'den öğrenmiş olmalı böyle pislikleri, ya da savunmadaki kuyu kazıcıdan. Ama onlar akıllı Selçuk senin gibi mal değiller, çaktırmadan yapıyor onlar. Hakemi takdir ettim de neden direk kırmızı kart göstermediğini merak ediyorum. Ayhan'ın Alex'e yaptığı faul sonrası sahada dostluğun gereklilikleri tam olarak yerine geldi. Bilica geldi küfür etti, Arda-Sabri A.Ş gelip olay çıkardı, Stoch bir pozisyon sonra gelip Arda'ya tekme attı falan. Biliyorduk bizim dostluk maçımızın ancak böyle olabileceğini de Lugano,küçük Emre, Emre Aşık, genç Semih falan yoktu keyfi çıkmadı kavgaların.

Sonuç olarak hepimiz kaybettik, Alman Federasyonu ve Mönchen Gladbach kulübünün misafirperverliğine yine en boktan cevabımızı verdik. Federasyonun gönderdiği hakeme çelme taktık, hakkında konuştuk. Stadını tahsis eden takımın stadına zarar verdik, meşalelerimizi yaktık yine. Saha içinde de kavga ederek gösterdik tüm dünyaya yüzümüzü. 3-5 kuruş para kazandı kulüplerimiz, çok mutlulardır şimdi!

Maçın İyi ve Güzelleri : Santos'un golü, Serdar Özkan'ın oyunu, Arda'nın oyunu ve frikikleri, Stoch'un çalışkanlığı

Maçın Kötü ve Çirkinleri : Selçuk ve çelmesi, Bilica ve pislikleri, Ayhan ve gereksiz siniri, Sabri ve Arda'nın küfürleri, stada giren ve meşale yakan Fenerbahçe taraftarları

8 Temmuz 2010 Perşembe

Cana Üzerinden Yeni Galatasaray

Evet sabahtan beridir ortalıkta dolaşan dedikodu gerçeğe dönüştü.Kaç paraya alındı,taksitle mi peşin mi falan filan bilmiyorum ama çok güzel transfer.Elano,Kewell,Baros kadar spektatüler bir transfer değil ama tam teknik kadroya gereken savaşçı transfer yapılmıştır.Lorik Cana tam bir liderdir,agresiftir,zor anlarda takımı ayağa kaldırır,direnir.

İki sezon önce Beşiktaş-Marsilya maçlarında çok dikkatimi çekmişti ve keşke alsalar demiştim ama Sunderland iyi para verip kapmıştı.Zaten bizimkiler o zaman başarısızlığı örtmek amacıyla ses getirecek isimlere yöneldiklerinden dikkatlerini bile çekmemişti eminim.Bu adam neden bize geldi diye düşünüyordum sabah,açıklamalarıyla cevabımı aldım.Arnavutluk'taki ailesine yakın olmak ve Avrupa'da boy göstermek adına Premier Lig'i bırakıp geldi.

Şimdi Cana ve gelmesi beklenen diğer 4 yabancı transfer üzerinden konuşmak gerekiyor.Galatasaray bir süredir her sene kadroda temizlik yapıp,yeni baştan kuruyor.Bu ilk Feldkamp'la yapıldığında tuttu çünkü Feldkamp eldeki kadrodan maksimum verim almayı bilen hoca,Sinan(Extensor) bunu sık sık yazmıştı zaten.Ama Rijkaard öyle bir hoca değil.Rijkaard ilk geldiğinde de tüm bloggerlar ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri söyledi.SABIR.Evet sabır çünkü Rijkaard iyi bir kadroyu oturtup oynatabilen hocadır.Oyuncunun verebileceğini alır,maksimumunu vermesini bir anda sağlayamaz.Hırslı,ısıran topçulara gaz vererek,"koçsun,aslansın." diyerek amansız olmasını sağlayamaz.Bu biraz daha Neeskens'in işi.Rijkaard yapılması gerekenleri anlatır ve yapmalarını bekler.Yapamayana da acımaz,keser takımdan ve gönderir.

Rijkaard bu hepimiz az çok biliyoruz.Ve tam kadro oturmak üzereyken,hoca herkesi tanımak üzereyken sil baştan yapıyoruz yine.Adnan Polat'ın açıklamalarını okuduk,Rijkaard'a uzatalım demiş Rijkaard başarılı değilim,uzatmam demiş.Önce başarılı olacak sonra kalmaya karar verecek.Anlaşılıyor ki Rijkaard bu sene başarılı olmazsa bırakacak ve büyük ihtimalle küçük bir takımla başarılar yakalamaya çalışacak tekrardan büyük,Gladyatörler arenasına çıkmak için.E durum buyken kadroyu dağıtıp,sürekli yenilemenin faydası olmayacağını düşünüyorum.Şimdi Rijkaard var diye teknik bir takıma dönüyoruz,Rijkaard bırakıp giderse savaşan oyuncuları aramayacak mıyız?Mental olarak biten Servet mesela.Kaldı Servet ama bir daha asla 8 milyon euro civarı para etmeyecek.Bu sene çok fazla forma şansı da bulamayacak ve Servet oynamazsa mutsuz olur.Sakat sakat oynayan bir insandan bahsediyoruz.Servet kazma da olsa bu takım için önemli ve kullanılması gerektiğini düşünüyorum mesela.

Evet Galatasaray yine yeniden yapılanmaya gidiyor.Cana ilk transfer ve bugün yönetim 4 yabancı daha geleceğini söyledi.Baros,Neill,Elano,Cana ve 4 transfer daha.Bu durumda 6+2+2'yi doldurmak için Kewell ve Franco kalacak.Kewell için de teklif yapılmış,cüzi bir garanti para ve maç başına para teklifi.Kewell kalmayacaktır teklif artmazsa ve 5 yerine 6 yabancı transfer yapılacaktır.Kaleci transferi yoksa işimiz zor zira ben ne Aykut ne Ufuk'a güvenmiyorum.

Cana geldi güzel transfer ve Fenerbahçe'ye bir transfer çalımı atılacağını hissettim Adnan Polat'ın açıklamalarından.Sidik yarışına biz de giriyoruz demektir bu.Hadi bakalım kim daha uzağa işeyecek!!!

Katalan Puyol'la İspanya Finalde!

Tek korkum Ahtapot Paul'un İspanya kazanacak demesiydi maç öncesi.Almanya'nın kesinlikle kazanacağını düşünüyordum ki form olarak çok daha iyi olmamız bunun başlıca sebebiydi.Bu turnuvada şu ana kadar en çok yıpranan takım olarak buraya gelmiş olmamız tabi ki dezavantajdı.İspanya Portekiz ve Paraguay gibi daha alt seviyede iki takımla oynarken biz İngiltere ve Arjantin'i 4'er golle geçtik ki bunu bile küçümseyenler var.

Trachowski ve Podolski azıcık kıpırdansa maç bu kadar zor geçmezdi.Maç boyu TRT spikeri en zayıf halka olarak Boateng'i gösteriyordu ama bunun asıl sebebi Podolski'nin berbat oyunuydu.Podolski ne savunmaya yardım etti,ne ilerde bir şey yapabildi.Özellikle kontrataklarda topu o kadar kötü kullandı ki en az 3 atağı kesti.Trachowski de berbat bir futbol oynadı.Hele 2.yarının başında bir pozisyonda çekmeye çalıştığı şut komikti artık.Etrafında 3 kişi varken neden ordan şut çekmeye çalışırsın be adam,hele ki önünde Pique varken.Kroos veya Marin çok daha erken alınmalıydı oyuna.

Mesut için bugüne kadar hep diyordum artık maç kopmadan önce bir şeyler yapması lazım.Sadece Gana maçında maç kopmadan skora katkı yaptı.Diğer tüm maçlarda maç koptuktan sonra iş yaptı ki bu beni korkutuyordu maç öncesi.Güçlü İspanya orta saha ve savunması karşısında çok çok etkisiz kaldı.Ama yine de ona yapılan penaltıyı verseydi hakem her şey çok farklı olabilirdi.Çakal Ramos hiç çaktırmadan diziyle vurdu ama hakemin görmesi çok zordu,görse kırmızı kart penaltıyla maçın seyri tamamen değişirdi.

İspanya mükemmel bir takım.Her hattıyla çok etkili olabiliyor.Turnuvanın başından beri yavaş yavaş vites yükselttiler ki bu maçta son sürat oynadılar.Capdevilla bile hücumlara katılınca dedim biz bunları yenemeyiz.Kaptan Puyol'un müthiş golü sonrası artık her şey bitmişti ama Kroos o golü atsa İspanya da maçı çeviremezdi.

Hollanda-İspanya maçı çok sıkıcı olabilir ama Hollanda'nın meşhur şanslı golleri devreye girerse ve erken öne geçerse maç keyifli olabilir.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Yarı Final // Almanya - İspanya [Maç Öncesi]

Almanya ve İspanya tam anahtar kilit uyumlu rakipler. Panzerler çok sağlam savunma yapıp kazandıkları toplarla, dripling yapabilen adamlarını kullahıp baskın ataklarla gol buluyor; hatta İngiltere ve Arjantin karşısında farka koştu bu taktikle. İspanya ise kontrolü hiçbir zaman elinden bırakmayıp sürekli pas çevirerek rakibe topu pek göstermeyen, fırsatını yakaladığı anda da kale önünde bir anda gol pozisyonuna girip işi bitiren bir takım. Şimdi bu durumda maç boyu topun İspanyollarda olacağını, Almanların da ani top çalmalarla çok tehlikeli ataklar geliştireceğini, genel itibariyle bu şekilde oynanacak bir karşılaşma izleyeceğimizi söyleyebiliriz.

Almanlar İngiltere maçında Glen Johnson'un kanadını, Arjantin maçında da Otamendi'nin kanadını otobana çevirmişlerdi. Ancak İspanya'da Ramos da Capdevilla da buna izin verecek adamlar değiller. Bu yüzden o kadar rahat kanat akını geliştiremeyecekler bu sefer. Ramos'un gaza gelip arkasını çok boş bıraktığı bir anda kazandıkları bir topla gol bulurlarsa da İspanyolların işinin çok zorlaşacağını düşünebiliriz. Del Bosque, Paraguay maçına kadar sağ kanadı sadece Ramos'a emanet ediyordu. Paraguy maçında Iniesta'yı o bölgeye kaydırarak Ramos'un yükünü azaltmayı denedi ve başarılı da oldu. Iniesta tam anlamıyla bir kanat oyuncusu değil; ama zaten takımın kanat bindirmelerine dayalı bir oyun sistemi olmadığı için, yani Iniesta'dan bindirme yapması, adam eksltmesi beklenmediği için bir problem olmuyor. Adamı deli eden pas trafiği biraz daha geniş alana yayılmış oluyor ve rakibin direnci düşüyor, top rakipteyken de sağ kanatta tek adam yerine iki adamla karşılıyorlar. Iniesta'nın oyuna katkısı biraz düşüyor ama rakibin etkili bek ve açıklarına karşın Bosque tekrar bu önlemi alacaktır.

Ortada Puyol ve Pique ikilisi, Alonso ve Busquets'in de yardımlarıyla Klose ve oyun esnasında pozisyona bağlı olarak o bölgeye gelen Podoski-Mesut ikilisinin rahat pozisyona girmesine izin vermeyeceklerdir. Bu üçlüye nazaran Capdevilla'nın savunduğu kanatta oynayacak olan Trachowski(Kroos)'in daha etkili olacağını düşünüyorum.

Orta sahada ise bariz bir İspanya üstünlüğü var. Tek handikap Schweinsteiger - Khedira ikilisinin canlarını dişlerine takarak İspanyol orta sahasının pas trafiğini engellemesi. Ömer Üründül gibi dönüp dönüp aynı şeyi söylemek istemiyorum ama İspanya'yı yenmenin başka yolu yok. İsviçre böyle yenmişti, aynı şekilde oynayan Paraguay da neredeyse turu geçiyordu. Schweinsteiger'in de Khedira'nın da bizim sevdiğimiz amatör ruhlu oyuncular olması bu ihtimali gerçekleştirme şanslarını oldukça arttırıyor, bu da Almanya'nın avantajı tabi. İspanyollar'da da dediğim gibi Iniesta'nın sağ kanada yakın oynaması orta saha güçlerini biraz azaltıyor; ama yine de o bölgede şu anda dünya üzerindeki en iyi milli takım İspanya.

Son olarak Alman kale sahasının önü ile İspanya'nın hücum bölgesini incelersek turnuvadan önce kime sorsak kağıt üzerinde o bölgede İspanyolların daha üstün olduğunu söylerdi. Ancak turnuvada Friedrich - Mertesacker - Neuer üçlüsünün muazzam performansı, Torres'in yokları oynaması bu durumu neredeyse tersine çevirdi. İspanyanın gol yükünü Villa tek başına çekiyor. Ve Villa'nın kanadını Lahm'ın savunması İpanya için büyük şanssızlık, çünkü Lahm'ın kaltesi bir yana açık ara turnuvanın en iyi sağ beki durumunda. Villa'yı Paraguay maçındaki gibi ortaya çekip o kanadı boş bırakmak da Capdevilla'nın savunduğu bölgeyi kamikaze yapmaya itmek olur. Zira karşılarında sadece Capdevilla'yı bulan Lahm - Trachowski(Kroos) ikilisi hücum bakımından en kolay maçlarından birini çıkartırlar. Elbette futbol mekanik bir oyun değil. Villa'yı ortaya yakın oynatınca sol kanat tamamen boş kalmayacaktır, Busquets - Alonso ikilisinden biri o bölgeye kayacaktır ama o zaman da orta saha üstünlüğü kaybolacaktır. Yani iki ucu boklu değnek durumu söz konusu Bosque için. O yüzden riske girmeyip Villa'yı sol çizgiye yakın oynatacak, maç boyunca da bizlere Villa-Lahm mücadelesi izletecektir İspanyol hoca.

Maçın analizini ters köşeye yatıracak tek şey Torres'in bu maçta patlama yapmasıdır. İşte o zaman Almanların işi çok zorlaşır, maç tam anlamıyla karambole gider. Ama turnuva boyunca tutuk oynayan oyuncuların öylesine önemli bir maçta çıkıp takımı ipten alması böyle kısa süreli turnuvalarda pek gördüğümüz bir durum değil. Rooney o patlamayı yapamamıştı, Torres'in de yapacağını düşünmüyorum. İki taraf için de kolay maç olmaz, birbirlerine bariz üstünlük sağlayamazlar. Konsantrasyonunu ve dayanıklılığını kaybetmeyen takım finalde portakalların rakibi olur.

(Ben de 1-2 kelam edeyim bari takımımla ilgili.İlk golü Almanya atarsa Arjantin maçındaki kadar rahat değil ama rahat bir galibiyet alır.İlk golü İspanya atarsa Torres şov yapar.Maçın kilit adamları Almanya adına Schweinsteiger,Lahm ve Mesut.İspanya adına ise Ramos,Torres ve İniesta.

Müller'in olmaması büyük handikap bizim adımıza ama Trachowski hızı ve şutuyla,Kroos da tekniği ve aklıyla kapatmaya çalışacak.Hangisi oynarsa elinden geleni yapacaktır ama biraz daha defans zekası olması nedeniyle Trachowski oynamalı diyorum.Sağ bekte Ramos çıkacağı için Boateng'in dikkatli olması,Podolski'nin ona yardıma gitmesi lazım.Ayrıca Ramos'un boş bıraktığı yerlere Mesut girerek orada tehlikeli olabilir.

Çok güzel maç olacaktır.Bu maçta en çok güvendiğim adam Bastian Schweinsteiger.Orta sahada yapacağı akıllıca işlerle İspanya'nın pas trafiğini engelleyecektir.-İl Capitano)

4 Temmuz 2010 Pazar

İspanya - Paraguay: 1-0 // Tecrübe Galip Geldi

Maç öncesi yazımızda Paraguay'ın kazanmak için İsviçre gibi savunma yapmaktan başka çaresinin olmadığını; ama sürpriz İsviçre mağlubiyeti nedeniyle İspanyolların bu sefer daha temkinli olacağını bu yüzden Paraguay'ın işinin çok zor olduğunu yazmıştık. Dediğimiz gibi Paraguay karşılaşmaya müthiş bir savunma anlayışıyla çıktı. Topun olduğu her yerde baskı kurdular, İspanyolların ilk defa bu kadar pas hatası yaptığını gördüm. Yine de topla oynama oranları %59'a %41'di, en fazla pas hatası yaptıkları maçta bile bu kadar yapabiliyorlar demek ki..

Del Bosque bu sefer Villa'yı sol kanattan biraz daha iç tarafa yerleştirmiş, Iniesta'yı da biraz daha sağ çizgiye kaydırmış olarak sürdü takımı sahaya. Böylece Ramos'un yükünü hafifletmiş, Torres'in yarattığı boşluklardan da Villa'yı daha etkili bölgede topla buluşturmayı düşünmüştü. Ama Paraguay öyle bir pres uyguluyordu ki İspanya takımı öldürücü pas trafiğini bir türlü yapamıyordu. Pique - Puyol ikilisinin olduğu bölgede bile rahat bırakmıyorlardı İspanyolları öyle ki Casillas ilk defa pas trafiğine bu kadar katılmak zorunda kaldı. Ancak bu oynatmama üzerine kurulu sistem savunma anlamında ne kadar işe yarasa da hücum anlamında çok baltaladı Güney Amerika temsilcisini, neredeyse hiç pozisyona giremediler ve ilk yarı pozisyon bakımından oldukça kısır sona erdi.

İkinci yarıda Paraguay bulduğu ilk kornerde Pique'nin Cardozo'yu indirmesiyle penaltı kazanma şansına nail oldu. Eğer golü atsalardı böylesine konsantre savunma anlayışına bir de moral ve kendine güven eklenecekti, İspanya'nın işi iyice zorlaşacaktı. Yarı finale çıkmaları işten bile değildi yani. Ancak sahneye o dakikaya kadar ellerini kullanmaya pek ihtiyaç duymayan Casillas çıktı ve resmen 'kurtardı' Cardozo'nun penaltısını, sektirmedi bile. İşte bu dakikadan sonra afalladı Paraguay takımı ve penaltının hemen ardından gelişen İspanya atağında bu kez gösterilen penaltı noktası karşı kalenin önündeki oldu. Xabi Alonso topu ağlara yolladı ama ceza sahasının ana baba günü olması dolayısıyla hakem atışı tekrar ettirdi ve Alonso bu kez kaçırdı. Kalecinin sektirdiği topun devamında gol olmasın diye can havliyle bir penaltı daha yaptı Villar aslında ama hakem bu sefer düdüğünü korner için çaldı. Carlos Batres, Alonso'nun ilk penaltısındaki gözlemini Cardozo'nun penaltısında da yapsaydı atış sırasında İspanyolların ceza sahasını işgal ettiğini görüp penaltıyı tekrar ettirmesi gerekirdi.

Zaten bu dakikadan sonra Paraguay'ın mental olarak daha geride kaldığını hissettik. Şans meleği Marchena kenarda oyuna girmeye hazırlanırken Inıesta&Pedro ikilisinin Barcelona'dan alışık olduğumuz organizasyonarından birini izledik ve Pedro'nun vuruşunda direkten dönen topu Villa ağlarla buluşturdu, İspanyollar rahat bir nefes aldı. Klasik geyik tabiriyle "Marchena'nın görünmesi bile yetti".
Kalan dakikalarda skoru değiştirmeye Paraguay'ın ne kalitesi ne de mental gücü yetmedi ve İspanyollar yarı finalde Almanya'nın rakibi oldu. Almanların ilk defa ciddi bir rakiple karşılaşacak olmasına ne kadar sevindiysem Larissa Riquelme'nin vediği sözü tutamayacak olmasına o kadar üzüldüm.. Bu arada arkadaş eğer İspanya'yı geçerlerse çıplak koşacağını taahhüt etmişti :)

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Uruguay - Gana: 1-1 (4-2) // Direkten Dönen Yarı Final

Son zamanların en dramatik çeyrek finaliydi bu maç. Ne 2002'de Senegal'in Türkiye'ye elenmesi, ne de 1990'da Kamerun'un İngiltere'ye kaybetmesi bu kadar dramatik değildi. Turnuvanın süpriz yıldızı Asamoah Gyan kaçırdığı penaltıdan çok maçtan sonraki gözyaşlarıyla hatırlanacaktır benim nezlimde..

Gana müsabakaya oldukça tutuk başladı. Bunda takımın hücum organizasyonlarının beyni Ayew'in olmayışının büyük katkısı var tabi. İlk 20 dakika neredeyse 'yok'ları oynadı Gana. Ama bu süre zarfında maça her zamanki gibi kontrollü başladığı için Uruguay'dan da dişe dokunur bir pozisyon izleyemedik. 30. dakikaya doğru Gana biraz kıpırdanmaya başladı; ancak Uruguay da bu kıpırdanmaya paralel olarak mücadelesini arttırdığı için Gana da pozisyon bulamadı. Takımlar ilk yarının son düdüğünü beklerken Ayew'in yerine ilk 11'e giren Muntari'nin garip golü Afrika aslanlarının soyunma odasına avantajlı gitmesini sağladı..

İkinci yarıya daha kontrollü başlayan taraf haliyle Gana'ydı. Savunmayı aslında iyi yapıyorlardı ama 55. dakikada Forlan'ın frikikten attığı, insanı gereçekten futbolun adaletsizliğini sorgulatan golü geldi: Fuck Jubilani, Fuck Adidas!! FORLAN'IN KRAMPONLARININ DA ADİDAS OLDUĞUNU HATIRLATMAKTA FAYDA GÖRÜYORUM!!!

Evet maç bu skorla bitti, uzatmalarda geçen maçta da 120 dakika oynadığı için Gana'nın oyundan düşeceğine dair saçma bir yorum geldi spikerden. Ya o maçın 6 gün önce oynandığının farkında değil ya da bir futbolcunun fiziksel ve mental olarak eski düzeyine gelmesi için 6 günün yeter de artar bir süre olduğunu bilmiyor. Eğer bilmiyorsan o mikrofonda ne işin var senin ,kaç seneni bu iş için harcamış olursan ol. Nitekim uzatmalarda da fırtına gibi top oynadı Gana ve maçın en acı olayı da 120. dakikada kazanılan penaltıyı doğurdu bu yorulmazlık, bu maçın peşini bırakmama arzusu..

Suarez o noktada tereddüt etmeden, yarı finalde oynamama pahasına doğru olanı yaptı. Zaten bunu yapmasa oynayacak bir yarı final olmayacaktı. Aldığı kırmızı kartla yaşadığı hüzün, her kaçan penaltıyla büyük bir sevince dönüştü dakikalar içinde. Asamoah Gyan'ın penaltısı direkte patlayınca eminim birçok futbolsever koltuklarında çöküp kalmıştır. Bu kadar enfes bir futbolun bir saniyede elenmeyi bekler pozisyona girmesi kimi üzmez ki?.. Gene de penaltı atışlarında ilk penaltının başına yine Gyan'ın gelmesi beni tekrar umutlandırmıştı, ama arkasından gelen arkadaşları temdit penaltısının şokunu Gyan kadar kolay atlatamamışlardı anlaşılan. Ve gerçekten dramatik bir şekilde turnuvaya veda etti Gana, akıllara da Gyan'ın maçtan sonra akıttığı onurlu gözyaşlarını kazıyarak üstelik...

Hollanda - Brezilya: 2-1 // Yılın Bidonu Felipe Melo

İki takımın da ortak özelliği takımlarıyla özdeşleşmiş futbola neredeyse zıt bir kurguyla oynamalarıydı bu turnuvada. Elde bulunan kadro gereği bu yola girmiş ve başarılı da olmuştu iki teknik adam. Kariyerinde bir Avrupa kupası olan Van Marvijk ile nispeten daha tecrübesiz olan Dunga'nın kapışmasından Hollanda'lı hoca galip çıktı, hem de oyuna bariz etki ederek..

İki takımda bu turnuvada bize alıştırdıkları oyun düzenleriyle başladı maça, Hollanda'nın zayıf karnı stoperlerinin aksaklığı yüzünen Brezilya daha etkindi oyunda ve nitekim yıllar sonra da bu maçla hatırlanacak Melo'nun ara pasında stoperlerin bakışları arasında Robinho topu ağlarla buluşturdu.
Bu golden sonra Heitinga biraz leylalaştı sahada; ama Dunga bunu kullanmak yerine daha sağlam durmak istedi ve kontrollü oyuna geçti. Halbuki burada biraz daha hücumu düşünse soyunma odasına daha avantajlı gitmesi içten bile değildi.

İkinci yarıda Dunga yine takımı nispeten daha geride tuttu, Van Marvijk de mecburen takımını biraz daha ileri çıkardı. Hollanda yine her zamanki müthiş savunmasını yapıyor; sağdan soldan Kuyt, Robben ve Sneijder'le bastırıyordu. Brezilya ise bir iki zayıf kontra girişiminden başka bir şey yapmadı, geride bekledi. Burada Kuyt'a ayrı bir parantez açmak lazım. Adam gerçekten terinin son damlasına kadar takımına bir şeyler vermek için uğraşıyor ve bunu öküzlemesine yapmıyor. Çok faydalı ve 'ruh'lu bir oyuncu, ona sahip olan kulübün şimdi bu durumda olması oldukça üzücü..

Hollanda'nın kanat akınları sırasında Sneijder'in etkili orta şut karışımı vuruşunda Julio Cesar ile Melo'nun anlaşmazlığı bir anda beraberliği getirdi portakallara. Ancak Melo'ya yılın bidonu deme sebebim bu değil. Zira bu pozisyonda Cesar'la aralarında ne gibi bir iletişim problemi olduğunu bilemeyiz, sadece Melo'yu suçlamak haksızlık olur.

Bu golden sonra bu sefer afallayan taraf Brezilya oldu ve Van Marvijk ilk yarıda Dunga'nın yaptığının aksine bunu kullanmayı seçti. Belki hala elinde skor avantajı olmadığından bunu yapmıştır; ama işte Dunga'nın alamadığı bu karar Hollanda'yı yarı finale çıkardı. Afallayan Brezilya savunmasının üzerine giden portakallar çok güzel bir korner organizasyonu neticesinde ikinci golü buldular ve rahatladılar.

Bu dakikadan sonra Holanda geri çekilip kontralarla gol aramaya başladı, Brezilya'da çaresiz ve şuursuz saldırmaya başladı. Dunga'dan Nilmar hamlesi geldi ama hiçbir şeyi değiştirmedi bu. Hollanda etkili isimleriyle farkı arttırma şansını birkaç kez yakaladı, yakaladığı pozisyonlar arasında "lan bu da kaçar mı" dedirtecek cinsten olanları bile vardı. Bu da kendisine çok inandığım Dunga'nın bir handikapını gösterdi bize. Takımını skor dezavantajındayken motive edemedi, bir gol bulacaklarına inandıramadı ve bu inançsızlık aynen takıma da yansıdı. Yılın bidonu Melo gereksiz bir şekilde gereksiz bir yerde (taç çizgisinin orda) takımını en ihtiyacı olduğu zamanda 10 kişi bıraktı. Burada Melo'nun bidonluğunun etkisi olduğu kadar, Dunga'nın da takımı inançsız düşürmesinin etkisi olduğunu düşünüyorum. Ancak inanıyorum ki bu genç teknik adam için iyi bir tecrübe olacaktır, üstüne koyarak ilerleyecek ve dünyanın sayılı teknik adamlarından biri olacaktır. Ben kendisinden çok umutluyum..
Cruyff'un takımından sonra dünya kupalarında Brezilya'yı yenen ikinci jenerasyon oldu bu takım, kendilerini finalde görmek istiyorum..
Aşağıdaki resimde mavili oyuncuların yüz ifadeleri her şeyi özetliyor sanırım..
Related Posts with Thumbnails