Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2011 Cuma

Avrupa Arenasındaki Türkler!

Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecek 2 takım kaldı maalesef. 5 takımla başlamıştık yine önce Gaziantepspor elendi sonrasında TFF daha çok tartışacağımız bir kararla Fenerbahçe'yi Avrupa'dan men etti. Dün gece Bursaspor da elenince Beşiktaş ve Trabzonspor'a kaldık ki bu pek sık gördüğümüz bir olay değil.

Kurayı görür görmez geçen seneki kadro bu grupta 3. olabilirdi dedim. Geçen seneki kadrosu çok mu kaliteliydi? Hayır. Çok mu kaliteli oyuncular kaybettiler o kadrodan? Evet. Defansın en iyisi Egemen, orta sahanın en iyisi Selçuk ve hücumun 3 bel kemiğinden ikisi Jaja ve Umut gitti. Aynı şekilde rotasyonda yer bulan Engin, Ceyhun gibi adamlar da gitti. Ki o Engin öylesine yetenekli ki Fatih Terim bile böyle bir adamı sorunlu olmasa bu kadar ucuza alamazdık dedi.

Özellikle Selçuk telafisi olmayan bir kayıp. Umut da çok önemli bir kayıp. Bu adamların yokluğu anlaşılacaktır zira geçen senenin yıldızı Burak, Umut'un boşalttığı alanlar ve Selçuk'un attığı nokta paslar olmadan geçen seneki performansını yakalayamaz. Zokora ve Henrique gibi iyi transferler yaptı Trabzonspor ama onun dışında bir şey yok. Volkan Şen gelirse etkili ve faydalı olabilir Şenol Güneş'in ellerinde.

Gelelim çektikleri kuraya. İnter'den içeride puan alabilirler, dışarıda da imkansız değil ama zor. CSKA'yı içerde yenerler bence. Lille'den hem içerde hem dışarıda puan alabilirler. En kötü ihtimalle 4, en iyi ihtimalle 8 puan bekliyorum Trabzonspor'dan. Gruptan çıkmaları imkansız bu tecrübesizlikle, amaçları 3.'lük olmalı.

Şenol Güneş Trabzonspor'un başına gelmiş en iyi şey. Umarım O'nun değerini bilirler bu sefer.

Beşiktaş Alaniya gibi bir 2. lig takımını çok zor bir şekilde geçtikten sonra çok zor bir kura çekti. Geçen seneden daha güçlüler aslında şu anda ama şike süreci onları çok yıprattı.

Dinamo Kiev hatırlarsınız geçen sene 4-1, 4-0'lık skorlarla elemişti Beşiktaş'ı. Zaten Beşiktaş onlara karşı direk bu psikolojiyle çıkacak sahaya ve dışarda puan almaları imkansız. İçerde seyirci gazıyla bir galibiyet alınabilir. Stoke City ile içerde berabere kalır dışarda direk yenilirler. Tel Aviv'in iç saha performansı etkileyici, İsrail'den puansız dönme ihtimali yüksek Beşiktaş'ın. Beşiktaş'ın da şu grupta maksimum 8-9 puan toplayacağını düşünüyorum.

Çok zor bir gruba düştüler. 1. torbada Kiev nispeten iyi bir kura olmasına rağmen 3 ve 4. kuralarda bence en zor takımları çekmişler. 3. torbada Stoke'la beraber Hannover vardı zor takım olarak. 4. torbada ise kimi istemezsin deseler direk Tel Aviv derdim. Buraya Panathinaikos'u eleyip geldi Tel Aviv. Kimse küçümsemesin İsrail takımını, zira küçümseyince başımıza neler geldi biliyoruz.

Her iki takımımız da zor kuralar çekti ama Beşiktaş'ın işi daha zor Avrupa Ligi'nde olmasına rağmen. Başarılar diliyoruz.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Son Çıkan Kapıyı Kapatsın!




Selçuk'un Trabzonspor'dan ayrılacağı anlaşıldığında açıkçası hiç umudum yoktu. Avrupa kupasında yokuz, berbat bir takımımız var, belirsizlikler almış başını gitmiş. Neden bize gelsin ki diyordum. Hem maddi olarak hem de olanaklar açısından Fenerbahçe daha iyi bir seçenek gibi gözüküyordu ki bize imza attığını öğrendik. Biz ne kadar sevindiysek diğer takım taraftarları da o kadar üzülmüştür eminim. Trabzonsporlular sitem ettiler ki haklılar sonuna kadar ama yönetim zaafiyetinin de farkına varsınlar. Selçuk bu takımın en önemli taşı ve sözleşmesinin uzatılması son seneye bırakılmamalıydı. Aynı şekilde iyi bir yedek olan Ceyhun'un da.

Ceyhun Gülselam çok iyi bir 11 oyuncusu değil ama çok iyi bir rotasyon adamı. Hem stoperi hem ön liberoyu yedekleyebilmesi çok önemli. Bu kayıp da kötü oldu Trabzonspor için. Selçuk kadar olmasa da üzmüştür taraftarı.

Egemen de Trabzonspor'dan kaçanlardan biri. Daha sezon bitmeden Beşiktaş'la anlaştığı ortaya çıkmıştı. Çok da fazla olmayan bir paraya ŞL'de oynama ihtimali olan bir takımı bırakması Trabzonspor'un basiretsizliğini gösterir. Egemen de Beşiktaş'ta 11 oynama ihtimali olan bir adam, sonuçta yabancı kontenjanını hep ön taraf için kullanıyor Beşiktaş.

Cale'yi neden bıraktılar nasıl bıraktılar bilmem de geçen sene 3 milyon euro veriyordu bir Alman takımı. Keşke para ederken satsalardı. Yönetim beceriksizliği bir kez daha gösterdi kendini.

Umut Bulut hayallerinin peşinden gitti. Sürekli baskı altında olduğu Trabzon şehrinden kurtulması gerekiyordu. Hem başarılı oldu hem de para kazandırarak gitti. Trabzonspor taraftarı olsam minnetle anarım Umut'u.

Son kaçan da Engin Baytar. Disiplinsiz, sorunlu ama çok yetenekli. Şenol Güneş çok uğraştı adam etmek için ama Engin olmadı, olamadı. Bir ara milli takıma kadar yükselmişti, umut vericiydi ama yine bozdu kendini ve düşüşe geçti. Şimdi o Engin Galatasaray'da. Fatih Terim adam edecem diyor. Sözleşmesi de aynı Kazım'ınki gibi ağır maddelerle dolu ve çok cüzi bir para alacak Engin. Zaten 1,1 milyon euro gibi yerli için düşük sayılacak bir maliyeti var. Sonuçta bu kadar yetenekli bir adam sorunlu olmasa bu paraya almak imkansız olurdu.

Trabzonspor taraftarları ne düşünüyor bilmiyorum ama her başarılı sezonun ardından Trabzonspor yaprak dökümü yaşıyor. Bir önceki başarılı dönemlerinde de Gökdeniz, Fatih, Szymkowiak gibi kemik oyuncularını kaybetmişlerdi. Trabzonspor taraftarı bu adamların kaçmasını yargılamak yerine, nedenlerini bulmaya çalışmalı. Trabzon'un şehir olarak sıkıcı olması mı? Taraftarın baskısı mı? Para mı? Neden kaçıyor bu adamlar?

Nedenini bulurken şunu da unutmasınlar kimse Trabzonspor'dan büyük değildir, kimsenin gidişi onları yıkmamalı. Atletico Madrid taraftarı da bu sene yaşanan yaprak dökümünde kendileri kadar tepki verdi ama son sözleri farklıydı,Aceto yazmıştı ;

Son çıkan kapıyı kapatsın!

10 Temmuz 2011 Pazar

Burak Yılmaz & Colin Kazım


Burak Yılmaz, 1985 doğumlu, 2006 yılında Antalyaspor süper lige çıkarken kendisi 2 basamak daha üste çıktı, müthiş scout (başka da bi meziyeti yok zaten) Tigana'nın dikkatini çekerek Beşiktaş'a transfer oldu. O sene Okan Buruk'un yuvaya(!) geri dönmesiyle boşalan 7 numaralı formayı buna verdiler (beklenti büyük :p) Tigana sezon boyunca ısrarla Burak'ı oynattı. Ligin ilk yarısında bayağı verimli de oldu, gelecek 10 yıl götürür bu adam bizi gibilerinden yorumlar bile yapıldı tabi Beşiktaş camiasında. Lakin kazın ayağı öyle olmadı. 21 yaşında İstanbul'a getirip cebine ortalama bir sigortalının ömrü boyunca bir arada göremeyeceği kadar parayı koyduğunuz birçok genç gibi sapıttı Burak da. Ve zaten ertesi sezon Ertuğrul'un takımın başına gelmesiyle de gözden düştü, devre arasında Holosko'ya karşılık verilen 5 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Manisa'ya gitti. Ballı bir insan olduğundan 3 ay burada oynayıp Fenerbahçe'ye transfer oldu (bazı futbolcular böyle ballı oluyor, sürekli iyi transfer yapabiliyorlar, bilahare değinmek isteiğim bir konu bu da). İstanbul'a geldiği gibi gece hayatı da aynen devam etti tabi. Zaten saçma sapan bir sezon geçiren Fenerbahçe'de "daha iki ay önce Xavi'yi Iniesta'yı çalıştırıyordum ne halt ediyorum ben burada" ifadesi her daim yüzünden eksik olmayan Aragones'in de gözüne giremedi ve ertesi sene Eskişehir'e kiralandı. Es Es'te de üç ay kaldıktan sonra bu sefer Gökhan Ünal'a karşı verilen 3.2 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Trabzonspor'un yolunu tuttu. İşte burada ne olduysa oldu. Takımın başına Şenol Güneş geçti, Burak da "ulan artık bir şeyler yapmam lazım zira takım kalmadı" moduna girdi ve arada 25 yaşına da girdi. Nispeten daha rahat olan, daha az baskı hisseden Trabzonspor'da ikinci ayında Türkiye kupası finalinde eski takımı Fener'e gol de atarak kupanın kazanılmasında önemli rol oynadı. İki hafta sonra Bursa'dan gol haberinin gelmediği maçta da Fener'e gol atarak anadoludan ikinci şampiyonun çıkmasına kendi çapında katkı sağladı. Ve ardından müthiş 2010-2011 sezonu geldi. Herkesin bildiği gibi Şenol Hoca'nın önderliğinde bu sezon süper ligi sallayan oyunculardan oldu, milli takımda da Hiddink'in gözüne girdi ve şimdilik böyle gidiyor. Yaşı da 26 (bazı futbolcular böyle hızlı yaşıyor işte, misal Oktay Derelioğlu)

Kazım Kazım Richards, 1986 doğumlu. 19 yaşında Bury'de oynarken Coca Cola Kid seçildi. Aynı sene bir Brighton Albion taraftarı da Coca Cola lotosundan (şaka değil ha) para tutturunca 250 bin Euro'ya bu adamı Brighton'a transfer etti, sene 2005. O sırada da Brighton'un başında Maark Mcghee var. Mcghee İngiltere'nin kaliteli kalburaltı hocalarından. Hani bizdeki Hikmet Karaman değil de daha çok Abdullah Avcı gibi diyelim, ampuller yanar belki. Bir sene Brighton'da oynadıktan sonra Mcghee bakıyor bu herifin futbol oynamaya niyeti yok, yeni sezon başlarken almıyor kadroya. Kazım da gitmek istediğini söylüyor ve transfer sezonunun son günü Sheffield'e transfer oluyor(nasıl oluyorsa, dedik ya bazı futbolcular ballı oluyor işte). Premier Lig'de bir sezon boyunca tek golünü Bolton'a atıyor. Tabi o sırada milli takımlar sorumlusu olan Fatih Terim de kaçırır mı bu fırsatı. "Avrupa'da genç Türk oyuncu, premier ligde gol de atmış, hemen oynatalım milli takımda belki işe yarar" diyerek Ünal Karaman vasıtasıyla ümit milli takıma çağırıyor bunu. Gaza geliyor 3 ay sonra da A milli takıma çağırıyor. A milli takım formasını giydikten bir hafta sonra Beşiktaş'la Fenerbahçe medya üzerinden birbirleriyle tartışıyorlar bu adamı almak için. Üç gün sonra da Aziz Yıldırım imzayı attırıyor Kazım'a. Türkiye'de transfer böyle yapılır çünkü :) Ve o sene Kazım'ı şampiyonlar ligi çeyrek finalinde, akabinde de Avrupa şampiyonası(EURO 2008) yarı finalinde izleyen Brighton taraftarı da haklı olarak soruyor Mcghee'ye "aga bu nedir, biz niye sattık bu adamı" diye. Ama asıl müthiş nokta Mcghee'nin cevabı oluyor:
"Kazım'ı Brighton'a getirdik çünkü onun potansiyelinin farkındaydık ama o çalışılması imkansız biri çıktı. Onun potansiyeli hariç herhangi bir olumlu cümle kuramıyorum kaldı ki hala belli bir potansiyele sahip. Nasıl oluyor da son 4'e kalmış Türkiye Milli Takımının içerisinde yer alıyor bilmiyorum ama Sayın Terim onları son 4'e taşıdığına göre ne yaptığını biliyor olmalı. Henüz onu 10 metreden uzağa başarılı pas yaparken görmedim."
Ve artık Kazım'ın yaşı da 25. Ne yapmak istediğine karar vermeli artık. Serseri mi olacak, şebeklik mi yapacak yoksa futbolcu mu olacak karar vermeli. Bu sene onun da son şansı, Fatih Terim'in ona karşı inancını hıyarca harcamamalı, hem kendine hem bize hem de milli takım nezlinde Türk sporuna faydalı olmalı. Bekleyip göreceğiz..

15 Haziran 2011 Çarşamba

Aynısından İki Tane!


"Şota ve Arçil’i getirdik. Bunlar 6 ay önce bizde kiralık oynamışlar ve çok gol atmışlardı. Biz de düşünmeden aldık. Ama kötü oynuyorlardı. Artık 4. maça geldik. Biz önde oturuyoruz. Arkadan biri bağırıyor. 'Ha bu yönetim ne kadar geri zekalıdır. Aynı adamlardan iki tane almış' diye." Faruk Özak (Trabzonspor Kulübü Eski Başkanı)

4 Ekim 2010 Pazartesi

7. Haftaya Bakış!



*Galatasaray orta sahaya çift yönlü bir oyuncu almadıkça sorun yaşamaya devam edecektir. Ledesma'yı kaçıranlar kafasını taşlara vursun.

*Aytekin Durmaz kötü niyetli bir adam, kötü hakem değil. Fırat Aydınus verse aynı kararı "hata" derdim ama Aytekin Durmaz eyyamcı.

*Galatasaray kötü oynamış olabilir ama kimsenin hakkını yemeye hakkı yok. Yönetimden beklemiyorum ama en azından bu adamı bir daha maçımıza vermemeleri sağlanmalı.

*7 maçta 12 puan. Kaybedilen 9 puanın en azından 3'ü alınmalıydı, berabere kalınmalıydı. Sivasspor'a yenilirsen telafi etmen zorlaşır, o 3 puanı çok arayacak Galatasaray çünkü potadaki hiçbir takımın Sivasspor'a puan vereceğini sanmıyorum.

*Servet Çetin özür dileyip takıma dönsün, özür dilemezse devre arasına kadar kadro dışı kalsın!

*Rijkaard üzüyor ama inadına Frank Rijkaard!

*Ankaragücü ilginç takım. Kadroları çok iyi ama top oynamıyorlar. Metin Akan'ın golü çok güzel. Güven Varol Stoke City'li Rory Delap'ı anımsattı, taçtan 1,5 asist yaptı.

*Ziya Doğan yine hakemlere sallamaya başladı, klasik Ziya Hoca.

*Abdullah Avcı Bursaspor'dan puan aldı, yine başlar Galatasaray'a yatıyor dedikoduları.

*Eskişehirspor kadrosuyla ters orantılı gidiyor, Türbülent kurtarır mı?

*Bucaspor'u sattı Bülent Uygun. İki yakası bir araya gelmesin!

*Niang büyük golcü, belirtmiştik zamanında. 8 golü var ama aslında 7. Fırat Aydınus Aykut'un kendi kalesine attığı golü Niang'a yazdı, tek gol farkla kral olursa ayıp olur.

*Dia ve Niang takıma yerleştikçe Fenerbahçe oynuyor. Orta saha ve sol beke yapılacak 2 transfer Fenerbahçe'yi şampiyon yapar. Zaten en iyi kadro onlarda ama Aykut en büyük engel takımda.

*Rıdvan Dilmen Aykut'u eleştirdiği gün gözümde objektif olur. Sarp'la Cana'yı kıyaslaması bilgisizliğinden değil , popülistliğinden.

*Hakan Şükür Sarp'ın yedek kalmasını anlayamıyormuş. Ben de Hakan Şükür'ü anlayamıyorum, ciddi mi?

*Trabzonspor-Beşiktaş maçı çok keyifliydi. Holosko maçın en kötüsüdür açık ara.

*Beşiktaş yenilince hiç konuşulmuyor, diğer büyükler yenilince kıyamet kopacak gibi oluyor. Neden acaba?

*Mustafa Yumlu iyi oynadı, gol attı çok sevindim.

*Selçuk İnan ve İsmail Köybaşı'nın maç öncesi sarılmaları çok hoşuma gitti. İkisi de İskenderun'lu, başarılı olmalarını görmek göğüs kabartıyor.

*Bizim ligden değil ama Mesut ve Nuri'nin gol atması mutluluk verici. Real Madrid'de bir Türk görmek çok sevindirici.

*Nuri Şahin A milli takımda oynasın artık. Hiddink büyük hoca, güveniyoruz ama Nuri konusunda duygusalım.

*Mehmet Topal neden milli takıma alınmaz?

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Aykut-Sivasspor/Onur-Liverpool



Aykut Erçetin. 28 yaşında. 2003'ten beri Galatasaray'da ve sadece 60 maça çıktı. Zaten 2001'de başlayan kariyeri boyunca 62 maça çıkmış Aykut. Galatasaray taraftarı tarafından Steau Bükreş maçındaki sakarlığıyla hatırlanır en çok. Benim için Sivas deplasmanlarının kalecisidir kendisi. 3 sene önce yani şampiyon olduğumuz sene Sivas ve Fenerbahçe'yle yarıştayız. Fenerbahçe'yi Nonda'nın kafasıyla geçtik ve önümüzde 2 maç kaldı. Biri Sivas deplasmanı, diğeri ise o zamanki ismiyle Gençlerbirliği Oftaş maçı, içerde. Sivasspor maçına defansif bir kadroyla çıktık ne de olsa 2 maçta 4 puan yetiyordu bize. Lincoln yedek, Ayhan 10 numara oynuyor falan o derece defansifiz zira Ayhan en son 2004-2005 sezonunda ofansif oynuyordu. Neyse lafı uzatmayalım sağ bek Song'du ve bir hata yaptı Aykut da hata yapıldı mı golü mutlaka yer ki yedi yine. Arda'nın Aykut'u kurtarma girişimleriyle alelacele attığı 2 gol vardı ve ilk ayrı böyle bitmişti.

Biz defansif oynuyoruz, 2.yarı kapanır böyle bitiririz maçı diyorduk zira o sene 9 maçı 1-0 kazanmıştık Kalli yönetiminde. Ama Aykut durur muydu hiç. Mehmet Yıldız'ın pasif şutunu da içeri aldı aktif bir şekilde ve biz terlemeye devam ettik, Aykut da övgülerimizden (!) nasibini alıyordu tabi. Sonra Ayhan abisi muhteşem bir gol attı ki heralde kariyerinin sol ayakla tek golüdür. Biz bir süre yok Ayhan değildir, Ayhan suretinde başka biridir derken Ayhan'ın saçlarını savura savura koştuğunu görünce o olduğuna inandık ve tebriklerimizi sunduk, bu seferkiler harbi tebrikti. Seviniyorduk ama unuttuğumuz bir şey vardı. Kaledeki normal bir kaleci değil, Aykut'tu zira kendisi kaleye gelen 2 toptan 3 gol yemeyi başarabilirdi. Sezer Badur'un golünde yapabileceği az çok bi şeyler vardı ama Aykut "bana ne lan" deyip direk savunmaya kızmayı tercih edince 3-3 oldu ve biz tekrardan elimiz kalbimizde, dualarla maç izlemeye döndük ki yine Arda Turan çıktı sahneye neyse ki ve 3-4 yaptı. Sivasspor'un bizim kaleye gelecek mecali kalmamıştı ki Hakan Şükür es kaza kaleye giderlerse yenebilecek golün farkına varıp hemen 5.'yi iteledi ve Sivasspor'un umutlarını göçertti.

Neyse geçen seneki Sivasspor deplasmanında yine Aykut vardı kalede. Leo Franco'nun kötü performansı sonrası kesilmesi nedeniyle kaleyi aldı ve fena da oynamıyordu aslında. Sivasspor maçının yıldızı olabilecekken yine ufak bir konsantre kaybı çekilen şutu içeri çelmesi ve golü yemesi. Zaten bu seneki maçta iki golde de aptalca hatalarını hepimiz biliyoruz. Sivasspor'la oynanacak bir deplasman maçında kalede Aykut'u görmezsem o gün en rahat maç izlediğim gün olacak kanımca!

Ve burdan Trabzonspor'un genç kalecisi, yeni Şenol Güneş'i Onur Recep Kıvrak'a geçelim. Henüz 22 yaşında. 2004-2008 arası Karşıyaka'da sadece 18 maça çıkmış ve 2008'den bu yana Trabzonspor'da 29 maça çıktı. Şu maçta kötü oynadı diyebileceğimiz bir performans sergilemedi. Her maç belli bir standardın üzerinde, çoğu maçta da muhteşem oynadı. Fenerbahçe'yi şampiyonluktan ettikleri maç zirve maçıdır Onur'un. O gün kalede başka bir kaleci olsa muhtemelen maç 4-1 falan biterdi, uzun zamandır bu kadar motive, bu kadar konsantre bir kaleci görmedim ben.

Onur Anfield'da maça çıktı. Bugün Anfield'a 22 yaşında, hiç Avrupa tecrübesi olmayan birini çıkarın o orda tir tir titrer. Onur ne yaptı? Joe Cole ve Roy Hodgson'ın maç sonrası "kaleci bu kadar iyi olmasaydı, sonuç çok daha farklı olurdu." demelerine neden oldu. Joe Cole'un penaltısını kurtardı ki kurtarmasa muhtemelen Trabzonspor şu anda elenmiş olurdu. Belki Trabzonspor elenecek ama emin olun Onur dünyanın en büyük takımlarının kalesini koruyacak 1-2 yıl sonra. Real Madrid'e giden ilk Türk olarak Mesut'la övünen bizler, Onur'la çok daha fazla gurur duyacaz. Umarım bu performansını sürdürür ve Milli Takımın kalesini götüyle top durdurmayı kendine yakıştıracak kadar karaktersiz olan Volkan'dan alır.

İşte Onur, işte Aykut. İkisine de destek veririz, sonuçta "bizim" çocuklar. Ama Onur bu desteği haketmek için bi yerlerini yırtarken Aykut'un bu kadar umursamaz olması beni çileden çıkarıyor! Ufuk da kafasını duvarlara vursun. Şu dönemde de kaleyi alamazsan, bir daha kaleyi alamazsın Galatasaray'da ve sen bu berbat Aykut'un yedeğisin! Aynaya iyi bak Ufuk!

7 Ağustos 2010 Cumartesi

İkinci Liverpool Kuşatması!


Uefa Avrupa Ligi'nin en şanssız eşleşmesi oldu Trabzonspor-Liverpool eşleşmesi. Piyango Trabzon'a vurdu. Şimdi eminim şehirde 1976'da yaptık yine yaparız, Allah Allah söylemleri havada uçuşuyordur. Şapkayı önümüze koyup bir düşünelim bakalım..

Liverpool takımının 1998'den itibaren Houllier'le başlayan çıkışını Benitez devam ettirmişti; ancak şimdi rahatlıkla söyleyebiliriz ki Liverpool takımı 1998'e geri döndü. Aynı durum, aynı belirsizlikler var. Takımın başına Hodgson getirildi, ki iyi hocadır, ama takımı ateşleyip aynı potada tutabilecek mi kesin değil, şüpheler var. Açıkçası ben Hodgson'un o kadar başarılı olacağını düşünmüyorum. Sebebi kariyeridir elbette. Küçük takımlarda, vasat oyuncularla beklentinin üstünde işler başaran iyi bir taktisyen ve motivatordür Hodgson; hocalara ders vermişliği vardır. Ancak Liverpool ayarında çalıştırdığı tek takım Inter'di ve orada beklentileri karşılayamadı. Liverpool'a da iyi futbol oynatıp iyi sonuçlar alacaktır; ancak büyük takım istikrarını yakalayamayacaktır.

Trabzonspor'da ise iyi bir hava var. Şenol hoca hem şehri hem takımı tanıyan tecrübeli bir hoca. Eminim takımı iyi hazırlamıştır, maçlara da nasıl motive edeceğini bilir. Ancak şu gerçeği de unutmayalım Liverpool ne olursa olsun Trabzonspor'dan iyi takım. Dediğim gibi eminim şehirde bir "biz bunları eleriz" havası oluşmuştur. Bu hava zamanla yerini "Liverpool'da kimse kalmadı, eski Liverpool değil. Bizim bunları kesin elememiz lazım."a dönüşecektir. Ve elenmek durumunda "Allah belanı versin Umut, sen futbolcu musun? Defolun gidin..."e dönüşecektir. Peki bu ne demek? Daha sezonun başında futbolcuları iptal etmek demek. Ve malesef ben Trabzon halkını tanıyorsam, ki tanıyorum, olacak olan budur! Bundan kurtulmanın tek şartı Şenol hocanın mantıklı davranması, takımı ve taraftarı ona göre hazırlaması, taraftarın beklentilerini makul düzeylere çekecek açıklamalar yapmasıdır. Zira Şenol Güneş şehirde sevilen ve saygı duyulan bir otoritedir, taraftarı yönlendirecek kapasiteye sahiptir.

Sonuç olarak gönül ister ki Trabzonspor, Liverpool'u elesin; bayram yapalım. Ama malesef daha geçen yıl UEFA finali görmüş bir hocanın, play-off'larda takımını yem edeceğini düşünmüyorum. Avni Aker'de alınacak bir galibiyet ve iki maçta ortaya konulacak güzel futbol bir umut ve heyecan olabilir bordo mavili ekip için.

Trabzonspor taraftarı dikkat! Lütfen saçma sapan hareketler yapıp takımınızın gardını düşürmeyin, bu sene adam gibi bir Karadeniz fırtınası izleyelim!!!

1 Temmuz 2010 Perşembe

Trabzonspor Yeni Sezon Formaları


Beyaz forma her zamanki gibi asil, bordo forma da güçlü duruyor. Çubuklu ve yarı parçalı için ise hiç uğraşmamış gibi Nike, geçen senekilerin aynısını sürmüş bu sene de..

Trabzonspor da farklı renkli forma stratejisine girmiş bu sene (turuncuyu saymıyorum çünkü ona alıştık bayağıdır). Gri rengi seçmişler ana renk olarak. Renk bence gayet güzel, bordoyla mavinin yanına da iyi gitmiş. Ancak tasarım biraz özensiz olmuş sanki. Daha çok pijamayı andırıyor forma bu haliyle. Taraftarın da geneli gri formanın 'olmadığı' yönünde, Trabzonspor yönetimi üzerinde birkaç rötuş yaptıracak gibi duruyor..

Umarım gri uğurlu gelir Trabzonspor'a da kendilerini bu sene şampiyonluk yarışında daha iddialı görürüz.

18 Şubat 2010 Perşembe

Biri Şuna Ayna Versin!

Büyük Şef Rigobert Song'u bu haliyle kabilesine bile almazlar yeminle.Ne yaptın kendine Afrika Aslanı :)

3 Şubat 2010 Çarşamba

Fatih Sultan Tekke


Fatih Tekke Trabzonspor'a gelecek mi gelmeyecek mi tartışmaları nihayet sona erdi.Trabzonspor Teogol'üne kavuştu,Tekke de yeni takımına. Dubai'de Zenit'le kampta olmasına rağmen Spaletti'nin sistemine uymaması dolayısıyla Avrupa içi bir transfer yapacağını biliyordum Tekke'nin. Gökdeniz kıyağıyla mı bilmiyorum ama son 2 yılın şampiyonu Rubin Kazan transfer etti Tekke'yi.

Trabzonspor'da yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen,birbirlerinin saha içi ve dışında en yakın arkadaşları olan Tekke ve Gökdeniz Rusya'da buluştu. Türkiye'ye dönmemek onlar için en hayırlısı çünkü eminim ki birileri geldikleri anda "şike-bahis skandalı" ile ilgili yorumlar yaparak hem onların hem gittikleri takımın huzurunu bozacaktır.Dominguez'in Valencia'ya transferi sonrası Tekke'nin forma şansı artmıştır kanımca. Zaten Gökdeniz ona attıracağı gollerle arkadaşının takımdaki yerini sağlamlaştırır. Hayırlı olsun hem Tekke için hem Trabzonspor camiası için.2 tarafın da kafası az da olsa rahatlamıştır bu transferle.



15 Ocak 2010 Cuma

Çok Şükür Gökhan!

Gökhan Ünal Galatasaray mı,Fenerbahçe mi yoksa Trabzonspor'da bir şans daha mı derken Fenerbahçe ile anlaştı. Çok şükür diyorum çünkü bıkmıştım her gün Gökhan haberi okumaktan. 3,5 milyon euro+Burak Yılmaz deniyor şu an ama Burak gelmek istemezse başka bi oyuncu isteyebilir Trabzonspor. Çok kişinin aksine iyi transfer olduğunu düşünüyorum ben. Galatasaray sistemine daha uygun bir oyuncu ama Alex'le de iyi anlaşır kanımca. Araya çok iyi kaçıyor,duvar görevi görebiliyor ayrıca son vuruşu da Guiza'ya nazaran daha iyi.

Fenerbahçe tek forvet oynamasına rağmen şu an elinde 11 oynayabilecek 3 forvet oldu. Bu da demek oluyor ki Guiza-Semih-Gökhan üçlüsünden biri yedek kalacak,çünkü başka mevkide oynama özelliği yok hiçbirinin.

Bu transferden her iki takım da karlı çıkmıştır. Galatasaray bu parayı vermezdi Trabzonspor ve takasta da kullanacağı Burak kalitesinde oyuncu yok. Fenerbahçe'nin işi biraz daha riskli ama Gökhan'ın faydalı olacağını hatta Daum adaletli olursa 11'e yerleşeceğini düşünüyorum.

Her iki takıma da hayırlı olsun oyuncuları.Fenerbahçe'nin 2 transfere daha ihtiyacı var,özellikle sol tarafa bir oyuncu şart bence.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Dört Büyüklerden Biri!


Trabzon'daki gelişmelerle ilgili yazacağım; ama nasıl başlayacağımı bulamadım.. Bir sene Trabzon'da yaşadığım için şehrin yapısı, takıma bakış açısı, takımdan beklentileri gibi konuları çok iyi biliyorum..

Trabzon'a ilk gittiğinizde çok şaşırırsınız. Eskişehir'de, Bursa'da da bulunmuşsunuzdur belki ama Trabzon halkının takımlarından beklentileri çok başkadır. Her sene şampiyonluk beklerler mesela. Ömürleri boyunca Trabzonspor şampiyonluğu görmemiş 20-21 yaşında gençler bile her sene şampiyonluk bekler ve buna inanır. Ligde 4 büyükler diye bir kavram varsa ve bunlardan biri Trabzonsporsa bu beklenti normal gelebilir belki ama bunu takıma hissettirmeleri başkadır..

Trabzon küçük yer. Futbolcuların, teknik heyetin, yöneticilerin takıldıkları yerler bellidir. Ben mesela defalarca uzun sokaktaki Nike'ta gördüm Yattara'yı. Gittiğim berberde Gökdeniz'le yanyana traş olmuşlğum vardır. Öyle öğrencilerin gidemeyeceği yerlerde takılmıyor yani futbolcular. Gayet halkla iç içeler.. Bu da inanılmaz derecede baskı oluşturuyor takım üzerinde. Nasıl mı? Anlatayım..

Abi Trabzon'da herkes futbol hakkında bilgi sahibidir. Ama "bence şöyle olabilir" şeklinde değil; "bir kere bu böyle" düzeyinde bilirler futbolu! Ve düşüncelerini söylemekten de diretmekten de çekinmezler. Yani Trabzon'lu futbolcu berbere gittiğinde berberin sahibi de kalfası da "abi nasıl yenemedik.."le başlayan cümleler kurabilir, bu tartışmaya o anda yan koltukta bulunan başka bir Trabzon'lu abi de kesinlikle katılır. Zaten bu memleketin insanlarının farklı düşündüğü zamanlar az olmuştur. Eğer Umut Bulut kötü futbolcu denmişse, 7'den 70'e herkes bunu böyle kabul eder ve savunur.

Şimdi kendini Umut Bulut'un yerine koy. Kahvede, sokakta her yerde herkes senin kötü olduğunu düşünüyor ve konuşuyor. Markete gidiyorsun kasiyer surat yapıyor, kasaba gidiyorsun laf sokuyor, berbere gidiyorsun adam ilk transfer olduğun dönemdeki gibi ilgilenmiyor senle.. Maçlarda tribünden inanılmaz ıslıklar, baskılar.. Bu kadar baskının olduğu ortamda beynini nasıl toplayacaksın, maçlara nasıl hazırlanacaksın?

Dikkat edin Trabzonspor'un başarılı olduğu dönemde futbolcularının çoğu Trabzonludur. Neden peki? Çünkü adam zaten Trabzon'lu ona da normal geliyor halkın bu tavrı, kafaya takmadan oynayabiliyor. Ama dışarıdan gelen biri bu kadar normal karşılayamıyor tüm şehrin kendisine cephe almasını.

Okulda her gün yüzyüze baktığım adamın stadda rakip takım tribünündeyim diye kafama bozuk para fırlatmasına hala anlam verememişimdir mesela..

Bu ülkenin vatandaşı olmama rağmen ben anlam veremiyorsam, elin Belçikalısı nasıl anlam versin buna? Trabzonspor'un başarılı olduğu dönemdeki teknik adamlar da Trabzonludur mesela..

Şimdi şapkayı önüne koyup düşünmesi lazım Trabzonspor yönetiminin. Bu takıma Trabzon'lu hoca şart. Takıma abilik yapacak futbolcuların da, kaptanın da Trabzon'lu olması lazım. Geçmişte bu böyleyken başarılar geldi. Şampiyonluklar böyle geldi. 90'ların ortasındaki başarılar da böyle geldi. Ogünlerle, Hamilerle geldi. Yabancılar bile Gürcistan'lıydı; Brezilya'lılarla, Avrupa'lılarla olmuyor demekki.. 2000'li yıllardaki lig ikincilikleri de Fatih'li, Gökdeniz'li kadronun işiydi. Tek istisna geçen seneki Ersun Yanal'ın takımıydı, o da Ersun hoca'nın teknik direktörlük başarısıdır zaten. Eğer Ersun Hoca kalsaydı bugün bu takım bu halde olmazdı, o da ayrı tartışma konusu ki yukarıda yazdıklarıma tamamen zıt ama açıklaması var, girmeyeyim şimdi o konuya..

Neyse ne diyorduk. Takımı Trabzonlu futbolculardan temizleyerek olmaz o iş. Çünkü Trabzonspor bir şehir takımıdır, böyle başarılı olmuştur. Türkiye takımı değildir, Türkiye çapında taraftarı yoktur çünkü. Taraftarı da Trabzonlu'dur. Sadri başkan ve ekibi eğer bunu kabul edip öyle hareket ederse başarılı olur, aksi halde bir sürü milyonlar boşu boşuna harcanır. Marcelinho'lar, Musampa'lar gelir gider. Kendi altyapındaki Barış Memiş'i kaybedersin, sonuçta sen kaybedersin, senin şehrin kaybeder..

Trabzonspor bir renktir, İstanbul kulüplerine başkaldırının sembolüdür; Anadolu takımlarının içinde en ufak bir şampiyonluk umudu varsa bu Trabzonspor'un sayesindedir. Ama Trabzon şehrinin Trabzonspor'u sayesindedir, yabancı futbolcuların Trabzonsporu'nun sayesinde değildir. İşte unutulmaması gereken nokta budur! Bu noktada Şenol Güneş ve Fatih Tekke'yle görüşülmesi doğru adımlardır..

Son olarak kadro dışı bırakılan oyuncular hakkında yapılacak açıklamayı merakla bekliyorum. Zira Fenerbahçe, Gökhan Ünal için pusuda bekliyor gibi..
Related Posts with Thumbnails