Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2012 Salı

2005-06 Sezonunda Teşvik Yoktur, ŞİKE Vardır!!!


Denizli maçında teşvik var diye bir günde ortalığı ayağa kaldırdılar. Milletimiz gerçekten balık hafızalı. O sezon Fenerbahçe'nin elle, kolla, olmayan penaltılarla kazandığı puanları ne çabuk unuttular. Daha da şaşırtıcı olanı 'nasıl' unuttular yahu? Ortalık çalkalanmıştı bu hakem hatalarıyla o sezon. Son maçta şampiyonluğu Galatasaray kazanınca pek deşilmedi Fenerbahçe'nin bu haksız puanları; ama o sezon Fenerbahçe şampiyon olsaydı hala bu şaibeli puanlar konuşuluyor olacaktı. Madem şimdi o sezonu tekrar açtılar biz de önlerine sürelim bakalım bu şerefsizce kazanılan puanları, eminim herkesin hatrında hemen canlanacaktır.. Ulan bir de 2006 Nisan'ında kulüp kasasından çıkan 1m dolar araştırılıyor, Denizli lafı yok iddianamede, buna rağmen ortalığı nasıl ayağa kaldırdılar. Allah muhafaza bizim de 10000 sayfa tape'miz olsaydı n'aparlardı kimbilir :)

Tarih 21.08.2005 - 2005/06 sezonu 3. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe sezonun ilk iki maçından da beraberlikle ayrılmış, rakibi Galatasaray ise üçte üç yapmış 9 puanla zirvede. Sarı lacivertli ekip de Çaykur - Rizespor deplasmanına çıkıyor. İlk yarıyı Okan Öztürk'ün golüyle 1-0 önde kapatıyor Rizespor. İkinci devrenin başında Nobre'nin resimde gördüğünüz hareketi ve gol geliyor. Daha sonra Semih'in de golüyle Fenerbahçe maçı 1-2 kazanıp ligdeki ilk galibiyetini alıyor ve takım moral buluyor. Maçın hakemi Metin Tokat ise, "Nobre elle kontrol etmiş; ama benim bunu görmem imkansızdı" diye açıklama yapıyor




Tarih 01.10.2005 - 2005/06 sezonu 8. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe, Konyaspor deplasmanında. Lider Galatasaray'la puan farkı iki. Sarı kırmızılı ekip Trabzonspor deplasmanına gidecek. Trabzon, hocası Lazaroni'yi kovmuş, takımda kaos var, Galatasaray mutlak favori. Fenerbahçe'nin puan kaybı yaşamaması lazım yoksa fark daha da açılacak. Konyaspor'un başında da Aykut Kocaman var. Konyaspor ilk yarıyı 2-0 önde kapatıyor. İkinci yarıda Anelka'nın yandaki fotoğrafta gördüğünüz golü geliyor. Ve Fenerbahçe maçı çeviriyor, puan farkı açılmamış oluyor. Maçtan sonra Aykut Kocaman: “Böyle kararların alındığı bir ülkede futbol adamı olmanın da futbolla ilgilenmenin de hiçbir anlamı kalmamıştır. Görevimden istifa edip, futbol hayatımı da noktalamak istiyorum“ şeklinde bir açıklama yapıyor ve kamuoyuna bomba gibi düşüyor bir Fenerbahçe efsanesinin yaptığı bu açıklama. Derken gel zaman git zaman Aykut hoca futbolu bırakmıyor tabiki ve bir daha bu konu hakkında tek kelime etmiyor...



Tarih 29.10.2005 - 2005/06 sezonu 11. hafta karşılaşması:

Bu sefer rakip Gaziantepspor, yer Şükrü Saraçoğlu Stadı. Hadzıbegiç yönetiminde çıktığı 5 deplasman maçında 4 galibiyet alan bir Gaziantepspor takımı var. 90 dakika 0-0 sona eriyor. Derken 90 +2'de Alex ceza sahası içinde herhangi bir müdahale yokken kendini yere atıyor ve kazanılan penaltıyı yine Alex gole çeviriyor. 90 +2'de olmayan penaltıyla maç ve 3 puan kazanılıyor. Bu hafta başlamadan önce Galatasaray'la puanlar eşit. Bu hafta ise Galatasaray, Ankara'da İsmail Güldüren'in ceza sahası içinde Hakan Şükür ve Ümit Karan'a güreş yeteneklerini gösterdiği maçta Gençlerbirliği'ne 2-1 kaybediyor, İsmail Güldüren 90 dakika sahada kalıyor, liderlik el değiştiriyor..


Tarih 31.01.2006 Türkiye kupası Kayseri Erciyesspor maçı:

Fenerbahçe yönetimi o sene 23 yıldır kazanamadığı Türkiye kupasını kazanmak için de gözünü karartmış. Gruptan çıkabilmek için Fenerbahçe'nin mutlak puana ihtiyacı var. Rakip deplasmanda Kayseri Erciyesspor. Maçın sonlarına doğru Agali'nin kafa vuruşunu Luciano ceza sahası içinde elle kesiyor. Bir sürü tartışma, olay; ama hakem Hakan Sivriservi penaltıyı vermiyor. Maçtan sonra MHK başkanı Mustafa Çulcu, hakem Hakan Sivriservi'nin ve birinci yardımcı hakemin 6 hafta süper lig maçı yönetemeyeceğini açıklıyor; ancak Fenerbahçe bu maçtan aldığı puanla bir üst tura çıkıyor..



Tarih 11.02.2006 - 2005/06 sezonu 21. hafta karşılaşması:


Bu sefer rakip Samsunspor yer Samsun 19 Mayıs Stadı. Maç ortada gidiyor. Derken ceza sahası içerisinde yandaki resimde görülen pozisyonda, kaleci Kerem'in eliyle arasında neredeyse yarım metre mesafe olmasına rağmen Nobre kendini yere atıyor. Hakem Serdar Tatlı penaltı noktasını gösteriyor ve Kerem kırmızı kartla oyun dışında kalıyor. 10 kişi kalan, üstelik kalecisi atılan rakibi karşısında Fener karşılaşmayı 5-0 kazanıyor. Maçtan sonrasına Kerem'in gözyaşları ve Nobre'nin pişkinliği damgasını vuruyor. Ve gerçekten artık Fenerbahçeliler bile bu pozisyonu savunmuyorlar..
 
 
 
 
 
 
 
Şimdi soruyorum beyler: Sezonun son maçı olan Denizli maçına gelene kadarki bu şaibeli puanların hesabını kim verecek???

20 Ocak 2012 Cuma

Gökhan Zan'la Fatih Terim Arasında Ne Yaşandı??


Ezbere futbol konuşan, Rıdvan'ı ciddiye alan kitlenin genelinin sevmediği bir futbolcudur Gökhan. Takımdaki futbolculardan en ön yargıyla yaklaşılanı tartışmasız kendisidir. Biraz objektif olalım bakalım. Bu sezonun ilk 8 maçına ilk 11'de başladı Gökhan, 6 maçta da 90 dakika sahada kaldı. Sekizinci maç olan Gaziantepspor maçının 33. dakikasında sakatlandı, yerine oyuna giren Servet de on dakika sonra fiziksel yetersizliğinden ötürü adamını kaçırıp kırmızı kart görünce her şey değişti. Semih kadroya girdi, bir daha da formayı bırakmadı, çok sevindik falan..

Objektif bir değerlendirme yaparsak Gökhan bu sene oynadığı maçlarda Beşiktaş'taki ilk sezonunu anımsattı. Fizik olarak mükemmel durumdaydı, sakatlanmıyordu, iyi maçlar çıkarıyordu ve kesinlikle Servet'ten çok daha hazır durumdaydı. Tek eksisi çok pas hatası yapmasıydı, bu da Fatih Terim'in oyunu kurma görevini kendisine vermesiyle alakalıydı. Aldığı her topu sağındakine solundakine verip hiç dikine oynamaya kalkmasa ne hatasını söyleyebileceklerdi Gökhan'ın?

Gaziantepspor maçından sonrasına bakalım. Kayseri, Mersin, Beşiktaş ve Sivas maçlarında ilk 18'e bile giremiyor Gökhan. Sahaya Ujfa-Semih ikilisi çıkıyor, yedekte de Servet var. Gökhan esame listesine dahil değil! Peki ne oluyor sonra, 4 hafta yedek olarak bile kadroya giremeyen Gökhan, 5.hafta Gençlerbirliği maçında ilk 11 başlıyor. Servet-Gökhan ikilisi çıkıyor sahaya. Ve tribünde izlediğim bu maçta en az 3 defa Servet'in arkasına kaçırdığı topa hızla fırlayıp tehlikeyi önlediğini gördüm Gökhan'ın. Servet fizik olarak kötü durumda olmasından dolayı topa girmeyip hep kaçak güreşirken (ki Servet bu konuda çok zeki bir futbolcudur), Gökhan bütün toplara basıp Gençlerbirliği ataklarını başlamadan bitiriyordu. Lafın kısası Servet'ten iki gömlek daha iyi durumdaydı Gökhan. Ama nedense üç gün sonraki Fenerbahçe maçında yine Servet yedekler arasındaydı, Gökhan 18 kişilik kadroda yoktu! Ve sonraki lig maçlarının hiçbirinde yine kadroya giremedi Gökhan. Semih'in cezalı olduğu ilk yarının son maçı Manisa maçında bile ilk 18'e alınmadı..

Son olarak kupadaki Adana Demirspor maçında Servet'in sıçtığını kaç kez gördük, hem de bu kez tribünde olmaya da gerek yoktu, öyle gerzekçe hatalar yapıyordu ki Servet, ekran başından da çok net fark ediliyordu, fark etmeyenin art niyetli olması lazımdı.. Ancak 3 gün sonraki Karabük maçında yine Servet ilk 11'deydi ve Gökhan yine yedekler arasında bile değildi..

Şimdi merak ettiğim soru şu: Fatih Terim'le Gökhan arasında ne geçti?? Fatih Hoca ki en formsuz zamanlarında bile milli takıma çağırmıştı Gökhan'ı. Şimdi ne oldu ki bu kadar formda ve hazır durumdayken kesik yedi Gökhan? Adam kaç maç 18 kişilik kadroya bile girmiyor, birdenbire ilk 11'e alınıyor, çıkıyor oynuyor ve yanındaki hıyarın da açıklarını kapatıyor, sonraki maçta bir daha 18'de yok.. İşler bu kadar tıkırında giderken kimsenin dikkatini çekmiyor bu durum; ama Fatih hoca sanki çaktırmadan bizle taşak geçiyor, üstelik yılar sonra ilk defa Gökhan bu kadar formda ve bu kadar istekli oynarken.. Şaka bir yana ne geçti bu adamla aranızda hocam, neden emeğinin karşılığı verilmiyor Gökhan Zan'a??

9 Ocak 2012 Pazartesi

Bay Bay Ankaragücü!


"Taraftarların üç kuruşluk bütçelerinden ayırıp futbolculara prim vermesi bile Cemal Aydın, Melih Gökçek, Cengiz Topel Yıldırım gibi isimlerin vicdanını sızlatıp toplanmalarına vesile olmuyorsa; kimse kusura bakmasın bay bay Ankaragücü..."
Hakan Can

4 Aralık 2011 Pazar

Aydın Yılmaz'ın Olayı Ne?


Aydın Yılmaz diye bir adam var Galatasaray'da. Çok değişik bir adam bu. Bugüne kadar Galatasaray, İBB, Manisaspor ve Eskişehirspor'da oynadı. En az 11-12 iyi hocayla çalıştı. Oynadığı maçların %90'ında berbat oynadı. İyi oynadığı maçlar parmakla sayılır. Mesela Galatasaray'da muhteşem oynadığı bir Maccabi Netanyahu maçı vardır. Sever böyle kalitesiz rakipleri Aydın. Karşısında öyle kötü topçular olur ki tanımayanlar Aydın'ı Messi sanabilir. Ama karşısına çok da kalburüstü olmayan orta seviyede bir topçu bile çıkarsanız Aydın yine asıl Aydın'ı gösterir size. Dün karşısında Beşiktaş'ta tutunamayan, yıllardır orta sıra takımlarda kendine yer bulmaya çalışan Mehmet Sedef vardı. Aydın dün Mehmet'i bir kez bile geçemedi. Mehmet'e kendini Abidal gibi hissettirmiştir muhtemelen. Aydın Yılmaz Gerets, Feldkamp, Skibbe, Rijkaard, Bülent Korkmaz, Hagi, Abdullah Avcı, Giray Bulak gibi hocalarla çalıştı. Şimdi de Fatih Terim'le çalışıyor. Bu hocalar kariyer itibarıyla çok da kötü hocalar değil, hatta çoğu kalburüstü hocalar. Bu kadar hoca da adam edemediyse kim edecek bu çocuğu? Mourinho mu getirelim Aydın için? Yoksa Aydın'ı mı gönderelim Real'e?

Aydın Yılmaz Konyaspor'a bir gol attı yıllar önce. Hala onun ekmeğini yiyor bu adam. Onun jenerasyonundaki birçok topçu vasat takımlarda sürünürken kendisi hala Galatasaray'da ve burdan sıçrama yapmayı geçtim burda kalmak için bile çaba göstermiyor. Bu vurdumduymazlığı kime borçlu bu adam? Nasıl bu kadar kötü durumda olmasına rağmen yıllardır bu takımda? Bu adamın torpili nerden, kimden? Bu fizikle, bu yetersizlikle Galatasaray'da 5 dakika bile durmaması gerekiyor bu adamın. Aydın'a verilen şans kime verildi? Cem Sultan'ın, Özgürcan'ın, Mülayim'in, Cafercan'ın suçu neydi? Lobi yapmamaları mı?

23 Ağustos 2011 Salı

Galatasaray'ın Transfer Değerlendirmesi!


Geçen yıl tel tel dökülen ve tarihinin en kötü sezonunu yaşayan Galatasaray'da ilk önce yönetim değişikliğine gidilmiş; tarihin en kötü başkanı Adnan Polat'tan kurtulunmuş, yerine Ünal Aysal'ın başkanlığında ve Ali Dürüst, Adnan Öztürk ve Abdulrahim Albayrak gibi çok güçlü isimlerin bulunduğu bir yönetim seçilmiştir.

Öncelikle bu yönetim teknik direktör işinde maceraya kaçmadan, takımı tanıyan, iyi bir Galatasaray'lı olan, Galatasaray'ın içinden olan Fatih Terim'i getirerek ilk doğru hareketini yapmıştır. Fatih Hoca da yardımcılıklarına Ümit Davala, Hasan Şaş ve Tafferel'i seçerek hem takıma abilik edecek hem de sürekli bahsedilen 2000 ruhunu takıma kazandıracak adamları toplayarak doğru iş yapmıştır. Aslına bakarsanız Fatih Hoca Galatasaray için son şans değil ama Galatasaray Fatih Hoca için son şanstır. Çünkü milli takımların ardından kendini tekrar ispatlamak isteyecektir. Buda başarıya aç olduğunu gösterir.

Fatih Hoca ile Galatasaray yönetimi arasındaki transfer uyumuda gözle görülmeyecek gibi değil. Şu ana kadar Fatih Hoca'nın istediği isimler bir kaç istisna haricinde alındı. Şimdi gelin o transferleri yorumlayalım:

Selçuk İnan: Geçen sene Trabzonspor'un başarısında %100 katkısı olan isimdir. Ben ilk başta Selçuk'un Galatasaray'a gelişine ihtimal bile vermiyordum; sonuçta Fenerbahce'in de onu istemesi ve Galatasaray'ın avrupa kupalarında olmaması beni bu fikre itmişti ama Selçuk'un içinde gerçek bir Aslan yatıyormuş meğer. Galatasaray'ın geçen yıl kazmayla dolu olan orta saha bölgesine ilaç gibi geldi, hazırlık maçlarındaki performansıylada bunu gösterdi. Hoşgeldin yerli Xavi :)

Johan Elmander: Baros'la çok uyumlu değiller, ikisi birlikte oynamaz ama Elmander, Baros'un iyi bir alternatifi olabilir. Çok hırslı ancak Liverpool maçındaki golü dışındaki herhangi bir hareketini hatırlamıyorum. Adapte süreceni çabucak atlatıp formunu yakalaması lazım yoksa bu gidişle ilk 11 şansı bayağı zor.

Ceyhun Gülselam: Orta sahada Mustafa Sarp veya Ayhan gibi isimlerin yerine onun alternatif olması gerçekten sevindirici.Orta saha yerine stoperde de oynuyabiliyor.Bu onun çok yönlü olduğunu gösterir. Zaten şampiyonluğa giden yolda yerlilerin kalitesi önemlidir her zaman Ceyhun da Trabzondaki formuyla iyi bir alternatif olduğunu gösteriyor.

Tomas Ujfalusi: Gerçek bir savaşçı, sert ve agresif. Sağ bek ve stoper mevkiilerinde rahatça oynayabiliyor. Hazırlık döneminde sürekli sağda oynadı gayet de başarılıydı. Geçen sene Messi'ye yaptığı sert hareket yüzünden ona bir antipati besliyordum; ancak eğri oturup doğru konuşmak lazım şuana kadar takımın en iyisi gibi gözüküyor. Yaşı daha genç olsa daha iyi olabilirdi, gerçi yaşı genç olsa Türkiye'de oynamazdı o ayrı.Takıma abilik yapması da ayrı bir artısı, kaptanlıkta bile düşünülüyor olması bunu açıkça gösteriyor.

Felipe Melo: Orta Saha'nın başka bir ilacı, şampiyonluk biraz da çirkeflikten geçiyorsa Melo bunu iyi yapıyor. Selçuk İnan ile iyi bir ikili olacaklarına eminim ve Galatasaray'ın kangren olmuş orta sahasını en yakın zamanda toparlıcaktır. 1+1 kiralık sözleşmesi var 2 sene sonra da bonservis fiyatı düşer ve satın alınabilir. İnşallah Elano'ya benzemez.

Fernando Muslera: Dünyanın en iyi 7.kalecisi olarak gösteriliyor. Gelmesine en çok sevinenlerdenim. Galatasaray'ın kalesi Mondragon'dan sonra bir türlü rayına oturmadı. Şampiyonluğa giden yolda kaleci faktörü gerçekten önemli bunun örneğini Volkan Demirel'de görebiliriz. Fenerbahçe'ye geçen yıl bir sürü maç kazandırmıştı. Muslera da bu sene bize bir sürü maç kazandırır umarım. Gerçi kaleci ne kadar iyi olursa olsun önündeki stoperler kötüyse kaderine mahkum olmak zorundadır. Bu sene Servet ve Gökhan iyi olur umarım ve Muslera'yı zor durumda bırakmazlar.

Emmanuel Eboue: Arsenal'deki lakabı joker. Gerçekten tam bir joker, Arsenal'de sadece 2 bölgede oynamamış. Galatasaray'a ilaç gibi gelecektir; çünkü böyle oyuncular her zaman takım için mücadele eder. Daha takımla herhangi bir maçını izlemedik ama kendisine son derece güveniyorum inşallah yanıltmaz bizi.

Engin Baytar: Çok yetenekli olmasına rağmen disiplinsiz ve çirkef olması takım içi huzuru bozabilir. Gerçi Fatih Hoca onu adam etmesini iyi bilir(!) Ama Arda'nın yerini kesinlikle dolduramaz ancak iyi bir alternatif olabilir.

Giden isimlerden bir tek Arda Turan'ı yorumlayacağım: Kendisi gerçekten Türkiye'de çok yıpratıldı; ancak Galatasaray sevgisi herşeyin başında gelmeliydi. Bir sene daha en azından Fatih Hoca için kalması lazımdı. Bununla ilgili en doğru sözü yine Metin Oktay söylemiştir: "Galatasaray'dan gitmek isteyen gönderilir, hep öyle olmuştur. Gitmek istemeyen de gitmemiştir."

Yolun açık olsun Arda, sürekli bahsettiğin Emre Abi'ni(!) örnek almazsın umarım.

@UĞUR

21 Ağustos 2011 Pazar

Neşet Bahçeyi Mi Bellemiş, Belleer Belleer!


İlhan başkan artık yapamıyor bu işi. Emekliye ayrılma yaşı çoktaaan geldi de geçiyor bile. Galatasaray'a laf atması falan değil tespitimin kaynağı; son yıllarda iyice saçmalamaya başlamıştı bu da vesile oldu sadece. Billy Mehmet falan nedir aga, sen ki Kona'ları Mosheu'ları Ümit Karan'ları Geremi'leri keşfetmiş adamsın. Son 10 yılda Mustafa Pektemek'ten başka isabetli transferin yok. Bırak artık İlhan başkan, bırak ki anılarımızda güzel kalabil..

Ha kulüpler birliği olayına gelirsek, küfretmicem diye söz vermiştim Gökmen'le Ender'e; ama sokayım kulüpler birliğine kardeşim. Daha dün bunlar Aziz Yıldırım'ı ihraç etmeyi düşünüp sonra getirip başkan yapmadılar mı. Bi s... gidin olum!

10 Temmuz 2011 Pazar

Burak Yılmaz & Colin Kazım


Burak Yılmaz, 1985 doğumlu, 2006 yılında Antalyaspor süper lige çıkarken kendisi 2 basamak daha üste çıktı, müthiş scout (başka da bi meziyeti yok zaten) Tigana'nın dikkatini çekerek Beşiktaş'a transfer oldu. O sene Okan Buruk'un yuvaya(!) geri dönmesiyle boşalan 7 numaralı formayı buna verdiler (beklenti büyük :p) Tigana sezon boyunca ısrarla Burak'ı oynattı. Ligin ilk yarısında bayağı verimli de oldu, gelecek 10 yıl götürür bu adam bizi gibilerinden yorumlar bile yapıldı tabi Beşiktaş camiasında. Lakin kazın ayağı öyle olmadı. 21 yaşında İstanbul'a getirip cebine ortalama bir sigortalının ömrü boyunca bir arada göremeyeceği kadar parayı koyduğunuz birçok genç gibi sapıttı Burak da. Ve zaten ertesi sezon Ertuğrul'un takımın başına gelmesiyle de gözden düştü, devre arasında Holosko'ya karşılık verilen 5 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Manisa'ya gitti. Ballı bir insan olduğundan 3 ay burada oynayıp Fenerbahçe'ye transfer oldu (bazı futbolcular böyle ballı oluyor, sürekli iyi transfer yapabiliyorlar, bilahare değinmek isteiğim bir konu bu da). İstanbul'a geldiği gibi gece hayatı da aynen devam etti tabi. Zaten saçma sapan bir sezon geçiren Fenerbahçe'de "daha iki ay önce Xavi'yi Iniesta'yı çalıştırıyordum ne halt ediyorum ben burada" ifadesi her daim yüzünden eksik olmayan Aragones'in de gözüne giremedi ve ertesi sene Eskişehir'e kiralandı. Es Es'te de üç ay kaldıktan sonra bu sefer Gökhan Ünal'a karşı verilen 3.2 m Euro'nun yanında çerezlik olarak Trabzonspor'un yolunu tuttu. İşte burada ne olduysa oldu. Takımın başına Şenol Güneş geçti, Burak da "ulan artık bir şeyler yapmam lazım zira takım kalmadı" moduna girdi ve arada 25 yaşına da girdi. Nispeten daha rahat olan, daha az baskı hisseden Trabzonspor'da ikinci ayında Türkiye kupası finalinde eski takımı Fener'e gol de atarak kupanın kazanılmasında önemli rol oynadı. İki hafta sonra Bursa'dan gol haberinin gelmediği maçta da Fener'e gol atarak anadoludan ikinci şampiyonun çıkmasına kendi çapında katkı sağladı. Ve ardından müthiş 2010-2011 sezonu geldi. Herkesin bildiği gibi Şenol Hoca'nın önderliğinde bu sezon süper ligi sallayan oyunculardan oldu, milli takımda da Hiddink'in gözüne girdi ve şimdilik böyle gidiyor. Yaşı da 26 (bazı futbolcular böyle hızlı yaşıyor işte, misal Oktay Derelioğlu)

Kazım Kazım Richards, 1986 doğumlu. 19 yaşında Bury'de oynarken Coca Cola Kid seçildi. Aynı sene bir Brighton Albion taraftarı da Coca Cola lotosundan (şaka değil ha) para tutturunca 250 bin Euro'ya bu adamı Brighton'a transfer etti, sene 2005. O sırada da Brighton'un başında Maark Mcghee var. Mcghee İngiltere'nin kaliteli kalburaltı hocalarından. Hani bizdeki Hikmet Karaman değil de daha çok Abdullah Avcı gibi diyelim, ampuller yanar belki. Bir sene Brighton'da oynadıktan sonra Mcghee bakıyor bu herifin futbol oynamaya niyeti yok, yeni sezon başlarken almıyor kadroya. Kazım da gitmek istediğini söylüyor ve transfer sezonunun son günü Sheffield'e transfer oluyor(nasıl oluyorsa, dedik ya bazı futbolcular ballı oluyor işte). Premier Lig'de bir sezon boyunca tek golünü Bolton'a atıyor. Tabi o sırada milli takımlar sorumlusu olan Fatih Terim de kaçırır mı bu fırsatı. "Avrupa'da genç Türk oyuncu, premier ligde gol de atmış, hemen oynatalım milli takımda belki işe yarar" diyerek Ünal Karaman vasıtasıyla ümit milli takıma çağırıyor bunu. Gaza geliyor 3 ay sonra da A milli takıma çağırıyor. A milli takım formasını giydikten bir hafta sonra Beşiktaş'la Fenerbahçe medya üzerinden birbirleriyle tartışıyorlar bu adamı almak için. Üç gün sonra da Aziz Yıldırım imzayı attırıyor Kazım'a. Türkiye'de transfer böyle yapılır çünkü :) Ve o sene Kazım'ı şampiyonlar ligi çeyrek finalinde, akabinde de Avrupa şampiyonası(EURO 2008) yarı finalinde izleyen Brighton taraftarı da haklı olarak soruyor Mcghee'ye "aga bu nedir, biz niye sattık bu adamı" diye. Ama asıl müthiş nokta Mcghee'nin cevabı oluyor:
"Kazım'ı Brighton'a getirdik çünkü onun potansiyelinin farkındaydık ama o çalışılması imkansız biri çıktı. Onun potansiyeli hariç herhangi bir olumlu cümle kuramıyorum kaldı ki hala belli bir potansiyele sahip. Nasıl oluyor da son 4'e kalmış Türkiye Milli Takımının içerisinde yer alıyor bilmiyorum ama Sayın Terim onları son 4'e taşıdığına göre ne yaptığını biliyor olmalı. Henüz onu 10 metreden uzağa başarılı pas yaparken görmedim."
Ve artık Kazım'ın yaşı da 25. Ne yapmak istediğine karar vermeli artık. Serseri mi olacak, şebeklik mi yapacak yoksa futbolcu mu olacak karar vermeli. Bu sene onun da son şansı, Fatih Terim'in ona karşı inancını hıyarca harcamamalı, hem kendine hem bize hem de milli takım nezlinde Türk sporuna faydalı olmalı. Bekleyip göreceğiz..

30 Haziran 2011 Perşembe

Sözünü Tut ve Efsane Ol


"Her rakibe saygım var ama Fenerbahçe'ye gidecek kadar profesyonel değilim."

Arda TURAN

"Biz seni profesyonel değilsin diye sevdik..."

Galatasaray taraftarından Büyük Kaptan Bülent Korkmaz'a

24 Mayıs 2011 Salı

Elimizde Avcumuzda Ne Varsa Alıp Döndük, Silkinmenin Vaktidir Artık!

Uzun bir süredir düzenli yazamıyorduk bloga. Bugün itibariyle bu sessizliğimizi bozmaya karar verdik. Aldığımız bazı yorumlar, karşılaştığımız bazı tepkiler bizi blog yazmaktan soğutmuştu açıkçası. Ama bir yerlere gelmek için birilerinin kıçını yalamaktansa "siklememeyi" yeğliyoruz, aklımızdan geçeni klavyemize dökmeye devam edeceğiz. Bir yerlere gelme olayı da o yerlerde bulunmayı hak etmeyenlerin kıçına girsin...

Dönüş yazım Fener'in şampiyonluğuyla ilgili değil, Galatasaray'ın durumuyla ilgili olsun istedim. Galatasaray'ın bugünkü durumunu daha Ağustos 2010'un başında öngörmüş ve yazmıştım. Sağolsun o zaman küfür içeren yorum yapan, adını açıklayamayan yüreksizler bu yazıyı okuyorlarsa ne düşünüyorlar merak ediyorum. Ben miymişim populistlik adına sorunları abartıp Galatasaray'a çamur atan, bir bir çıkmadı mı o yazılardaki satırlar?? Hatırlatmak için Ağustos 2010'da yani 10 ay önce, yani daha bu rezil sezon başlamamışken, takımın başında Rijkaard varken, Misimovic ismi Insua ismi taraftarları heyecanlandırırken yazdığım iki yazıdan iki alıntı yapmak istiyorum:

"Gelelim Özhan Canaydın'a. Rahmetli başkan klübün en kötü döneminde geldi takımın başına. E bu adam iyi adam tamam, ama ekonomiden anlamaz. Düzeltemedi bir türlü vaziyeti. Altı senede hiçbir katkı sağlayamadı klüp mali yapısına. Ama asla çalmadı, sportif olarak oldukça geriye gitsek de boynumuzu hiç bükmedik! Unutmayalım! Sonra ne oldu peki? Sene 2008 olunca klübü Adnan Polat'ın kucağına attı liseliler. Bu adam ekonomiden anlar diye düşündüler. Doğru Adnan Polat ekonomiden iyi anlar. Allah'ı var ekonomiyi çok düzeltti. Yeni stad, Riva, Store'ların düzenlenmesi derken, transferlerden bile para kazanmaya başladı klüp. Aldığım duyumlara göre Adnan Polat'ın babasının bu başkanlık işine şiddetle karşı çıktığını biliyorum. Ama Polat'ın Galatasaray sevgisi ağır bastı ve başkanlığa geldi. Ancak ne yazık ki ekonomide yakaladığı başarıyı sportif anlamda yakalayamadı. Hal böyle olunca kural devreye girecek: Liseli değilsen kalamazsın! Eğer Faruk Süren gibi başarılı olabilseydi onun verdiği güvenceyle kuvvetlenir başkanlığa devam edebilirdi; ama olmadı. Yanından bile geçemedi başarıların ve misyonunu tamamladı. Bir dahaki kongreyi kazanma ihtimali yok artık! Sportif başarıyı yakalayamadığı gibi etrafındaki komisyoncuları da uzaklaştıramadı klüpten. Dediğim gibi liselilerin gelenekleri ve Galatasaray sevgileri önemlidir. Galatasaray'ı kendi çıkarları için kullananları sevmezler. Polat da bu çıkarcıları etrafından uzaklaştıramadığı için, arkasına sığınacağı bir başarısı da olmadığı için çekilmeye mahkümdür.


Biz de Adnan Polat'ı, klübü büyük maddi sıkıntıdan kurtaracak başkan olarak hatırlayacağız. Gönül isterdi ki sportif başarıları da olsun, efsane olsun; çünkü öyle bir kahramandı başkanlıktan önce. Başkan olarak da kahraman olsaydı keşke. Ama olmadı, artık olamaz da! Klübün başarılı günlerine dönebilmesi için liselilerin de desteğini alan bir başkanla yola devam edilmelidir artık. Neticede biz Türk olmayan takımları yenmek için kurulmuş bir klübüz, saçma sapan takımları acaba eleyebilecek miyiz diye düşünmek için kurulan bir klüp değiliz!"

"Eğri oturup doğru konuşmanın vakti geldi artık. Kendimizi kandırmanın manası yok. Adnan Polat 1992'de gerçekleştirdiği devrimi bu kez başaramadı. Bu kez aldığı kararlar ters tepti. Mesela yeni Galatasaray'ın iskeletini kursun diye yoğun eleştirilere rağmen getirdği Kalli o sezonun sonunda "Hakan kalsın, Ümit gitsin" diye rapor vermişti. Ama Polat tam tersini yaptı. Peki ne oldu, Ümit ertesi sezon sıfır çekti! Bu sefer tutturamadı Adnan Polat! Yine de Kalli'yle iyi sayılabilecek bir iskelet oluşturdu; ama ondan sonra gelen Skibbe'ye sabredemedi. 1992'de gösterdiği dirayeti bu kez gösteremedi. Rijkaard çok önemli bir hamleydi, ama kadro istikrarını yakalayamadı bu sefer. Her sene 5-6 futbolcu gönderip, 5-6 transfer yaparak takım olmayacağını biz biliyoruz da Polat ve ekibi bilmiyor mu Allah aşkına? Malesef Polat günü kurtarma politikasına girmiştir artık. Galatasaray gibi köklü bir klüpte bu kabul edilebilir bir şey değildir, Polat ve ekibinin de bir dahaki kongreye kadar ömrünün kaldığı açıktır. Ama dediğim gibi milyonlarca insanın duygularını etkileyen bu takımın iki sene daha kaybetme lüksü var mıdır?.."

İşte o günlerde küfürlü tepkiler almıştı bu yazılar, şimdi ise görüyoruz ki ilk kongreye kadar bile dayanamadı Polat yönetimi ve olağanüstü kongrede yerlerini lise destekli bir yönetime bırakıp gitmek zorunda kaldılar. Bundan sonra da bu şekilde akıl süzgecinden geçirip yorumladığımız, inandığımız her şeyi her konuyu yazmaya devam edeceğiz. Bir kişi bile bizi okuyup takip ediyorsa ona teşekkür ediyoruz..

Geniş geniş okumak isteyenler için işte 1 ağustos 2010 ve 2 ağustos 2010 tarihli yazılar: Polat, Şükür, Şaş, Rijkaard, Arda ve Galatasaraylılık Ruhu!, Galatasaray Gelenekleri ve Adnan Polat!

18 Kasım 2010 Perşembe

Samimiyetsizsin!


Oyunculara Galatasaray gibi büyük bir kulüpte oynadıklarını birilerinin öğretmesi lazım. Bu oyuncular Kewell, Baros, Elano gibi, giden Santos ve Jo gibi oyuncular. Galatasaray'ın en önemli yıldızları diyebileceğimiz oyuncular. Adres yanlış yerde aranıyor. Buldular, Ayhan'ı, Servet'i, Sabri'yi, onların üzerinden besleniyorlar.


                                                                    Rıdvan Dilmen


Rıdvan Dilmen bu ülkenin en büyük futbol otoritesi ve bundan utanıyorum. Bu memlekette spor programı izleyenlerin %80'i bu adama tapar gibi inanıyor yahu. Sonra da Türk futbolu neden gelişmiyor? E siz bir futbol cahilinin laflarına inanıyorsunuz, sonra da çıkıp bunun söylediklerine göre hareket ediyorsun ve diyorsun ki gelişsin futbol. Ulan bu adam cahil ama futbol cahili. Yoksa her boku biliyor, söylediği laflarla kitleleri etkileyeceğini biliyor. Çıkıyor 2 lafıyla gündem belirliyor, gündem değiştiriyor! 


Çıkıp her yabancı futbolcuya rahat rahat sallıyor, lobisi olmayan her topçuyu yerden yere vurabiliyor. Ahlak dersi veriyordu ekranlarda, telekulak çetesiyle ilişkisi ortaya çıktı ama nasıl bir lobisi, nasıl bir gücü varsa 2 günde kapandı gitti konu! Yabancı futbolcuların hakkında rahat rahat konuşuyor, özellikle Galatasaraylı futbolcular hakkında. Neden? Çünkü yabancı onu yolda görüp "abi ne diyorsun böyle hakkımda?" diye sormayacak, arayıp "hocam oldu mu böyle?" demeyecek, araya adam sokup hatır koydurmayacak. Kısacası yabancıyla muhattap olma şansı düşük ki karşılaşsa da konuşamaz Türkçe'den başka dil bilmez en büyük otoritemiz. Ama yerliler öyle mi? Arda'ya 2 kelime etse akşam Play-Station turnuvasında Arda gönül koyar ona çünkü. Emre Belözoğlu'na söyleyemezsin zaten hiçbir şey, kardeşin çünkü o. Servet milli topçu sonuçta araya hatırlı adamlar sokabilir ki sen korkarsın o adamlardan çünkü işin düşmüş daha önce. Ayhan-Sarp bunlar zaten Arda'nın kankası korunur bunlar. Ama Cana öyle mi? Yolda görse suratına bakmaz senin. Misimoviç? Sorsak o kim lan, der. Kewell? Adamın Şampiyonlar Ligi kupası var, televizyondan başka yerde gördün mü Rıdvan Dilmen? Baros? Oynadığı her maç afedersiniz götünü yırtan adam mı gayr-ı ciddi? Cana için daha dün "bundan Türkiye'de 60 tane var." diyordu, bugün çarketmiş beyefendi. Eee doğal, rüzgar yön değiştirince bu da değiştirir ki ayazda kalmasın! 


Yaptığı açık açık faşizm bu adamın ve kimse söyleyemiyor. İşin komiği taraftar diye anılan adamların, tribüncülerin çoğu bu adamın söyledikleriyle hareket ediyor. Rijkaard'a her program salladı salladı en son adamı gönderttiler el birliğiyle, Manisaspor maçı sonrası "Rijkaard aklandı." diyor. Bu kadar kolay mı yahu insanlarla oynamak? Bu kadar kolay mı milleti aptal yerine koymak? Kolay anasını satayım kolay. Bu ülke insanı balıktan daha iyi bir hafızaya sahip olmadığı sürece kolay, biz bu kadar kolay büyütüp bu kadar kolay unuttukça bu cambazlar hep başarılı olacak. Di mi Güntekin?


Kaynak : http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/dilmen/2010/11/16/galatasaray_adresi_yanlis_yerde_ariyor

12 Kasım 2010 Cuma

İspanyol Schuster!


SkyTürk kanalında hafta içi her gün Blog Spor diye bir program var ki hepiniz biliyorsunuzdur. Her gün başka bir blogger arkadaş çıkıyor ve 45 dakika gibi kısıtlı bir sürede insanları bilinçlendirmeye çalışıyor. Para alıyorlar mı, gönüllü mü yapıyorlar, şartları nelerdir hiç bilmiyorum ama para alsalar dahi bunun sembolik bir para olduğunu düşünüyorum. Onları izlerken aklıma gelenlerden derleme bir yazı yazacam ki saat çok geç olduğundan tam olarak toparlayamayabilirim, şimdiden affola.

Sergen Yalçın-Mehmet Demirkol ve Mustafa Doğan, Ercan Taner'in moderatörlüğünde program yapıyorlar NTVSpor'da. Sergen ve Mustafa Doğan konuştukları sürenin büyük çoğunluğunu yabancıların aldığı paradan dem vurarak, yabancıların çok da kaliteli olmadığından bahsederek geçiriyorlar. Hala Cana'dan her takımda var diyorlar, hala Elano'nun kalitesini sorguluyorlar, hala Q7 gibi bir adamı eleştirebiliyor Sergen Yalçın. Eleştirebilirsin, makul ölçülerde Zidane bile eleştirilebilir bence ama adamın aldığı paradan bahsetmek ne ola ki! Elano yattığı yerden 3,5 alıyormuş. E alsın, Mustafa Sarp 1,5 alıyorsa Elano 10 alsın anasını satayım! Sergen Yalçın bu akşamki programda "İspanyollar kibirlidir, e Schuster de İspanyol olduğundan kibirli." dedi yahu, cehalet almış yürümüş yani. Ercan Taner "O Alman." deyince de "Ne olursa olsun." falan diyerek geçiştirmeye çalıştı. Kardeşim bir iş yapıyorsan layıkıyla yap. Trabzonspor maçından bahsederken Sarp'a 3 puan verip, Cana'ya,Neill'e 1 verirsen ben sana faşist derim. Servet hata yaptığında ağzınızı açmıyor, Cana hata yaptığında bi anasına sövmediğiniz kalıyorsa faşistsiniz kardeşim hepiniz.

Rıdvan Dilmen hadi çıksın 60 tane Cana bulsun. Madem ki memlekette 60 tane Cana var neden Premier Lig'de tek oyuncumuz Tuncay ve o da daimi yedek? Neden Marco Aurelio, Mehmet oldu ve milli takımda her maç 11 çıkıyor? Neden 4 büyüklerin ön liberosu da yabancı? Colman, Christian, Ernst, Fink, Guti. Madem 60 tane Cana var neden bu adam 3-4 sene Marsilya'da, 1 sene Sunderland'de her maç 11 çıktı ve kaptanlık yaptı da senin bir tane adamın oralarda tutunamıyor? Neden Rıdvan Dilmen? Senin futbolu bilmediğine inanmıyorum, harika bir maç yorumcususun ama faşistsin ne yazık ki. Vurabildiğiniz kadar vurun yabancılara, çünkü onları savunan yok. Çünkü onları yarın yolda gördüğünde sana sitem etmeyecekler, çünkü onları eleştirdiğinde seni arayıp hocam üzdün beni falan diyemiyorlar, çünkü onlar size göre gavur! Baros'un, Kewell'ın kaç maç oynadığını araştırıyor. Ulan Baros bir oynasa takımdaki Türk topçularının 5 oynadığına bedel. Ayrıca sen kaç maç oynadın futbol hayatın boyunca Rıdvan Dilmen, bize onu anlat! Biz 3 yıldır bu lig çok sert, yıldızları korumak lazım derken beğenmeyen oynamasın diyen Rıdvan şimdi Niang 2 tekme yeyince sertlikten de şikayete başladı. Hep kendinize müslümansınız be!

Hakan Şükür Denizlispor maçı öncesi canlı yayına girerken yanındaki spikere "Ben Hagi'den iyi pas atardım." diyordu yayına girdiğinin farkına varmadan. Utanmadan sıkılmadan "Biz olmasaydık Hagi olmazdı." diyebiliyor.
Senelerce attığı aptal paslara Arif'in koşturduğunu bilmesem şüphelenecem kendimden yeminle. Kendini kıyasladığı adam Hagi yahu, bir neslin peygamberi yahu bu adam! Extensor'un hala rüyalarında gördüğü bir adam bu, adını duyunca içimizi kıpır kıpır eden bir adam bu. Attığı her golü, kime attığından dakikasına kadar sayabileceğimiz bir adam bu, gülünce güldüğümüz ağlayınca ağladığımız bir adam bu. Kısacası Hagi ulan bu sen ne konuşuyorsun farkında mısın?



Bu yazının ana fikri bizim yorumcuların kimin kaç para aldığına takması olacaktı ama nerelere kaydık yine :) Neyse Sergen'den sonra artan bir olay bu.Vay efendim alıyorlar paraları yatıyorlar, işte bizim topçulardan ne fazlaları var falan. Yahu biz bir Mesut bizi seçmedi diye ağlamadık mı? Emenike'yi Türk yapmak için uğraşmıyor muyuz? Aurelio bizim takımda oynamıyor mu? Madem bu kadar kaliteli topçularımız var neden 3-5 tanesi hariç hepsi annemizin liginde? Neden Avrupa'da artık Ekim'i göremiyor takımlarımız? Madem çok kaliteliyiz neden yahu, neden biri cevap versin bana! Sergen Yalçın Q7'yi eleştirebiliyor yahu. Eleştirdiği adam oynasın veya oynamasın Chelsea ve İnter'de oynamış, sen ne yaptın Sergen? Futbolu Etimesgut Şekerspor'da bıraktın farkında mısın? Siirt Jet-Pa diye bir takıma transfer oldun mesela. Sen Q7'yi eleştirebilirsin, lige uyum sağlayamadı falan diyebilirsin ama devamlılığı olmayan bir oyuncu diyemezsin. Guti'yi ağzına bile alamazsın bence ama hadi diyelim aldın. Guti hep geri oynuyor diyemezsin. Ayhan'a ağzını açmamışken Guti'ye bunu söyleyemezsin. Paraları alıyorlarmış. Sen kaç para alıyorsun yahu NTV'den, onu söylesene. Götünü yaydığın yerden paraları cukka ha, çaktırma. Cana'ya salla, Guti'ye salla, İspanyol Schuster'e salla falan, rahat ol :)

Hıncal'a, Ahmet Çakar'a, Erman Toroğlu'na falan bir şey demiyorum artık zira gerek yok, herkes biliyor hepsinin ne olduğunu. Tek bir şey istiyorum bu kadar para hakkında konuşan adamlar çıksınlar kendi aldıkları paraları açıklasınlar görelim kim götünü yayarak kazanıyormuş!

28 Eylül 2010 Salı

Respect


Galatasaray'ın birazcık kıpırdanması bile insanları nasıl rahatsız ediyor. Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi aynı şeyi konuşur oldu son 2 gündür. Abdullah Avcı'ya maç satıyor diyemeyenler, kıvıraraktan "Galatasaray'a karşı diğer büyüklere verdiği motivasyonu vermiyor veya veremiyor." diyorlar. Abdullah Avcı'nın Galatasaray'a yatmak gibi bir düşüncesi yoktur, olamaz. Avcı aksine Galatasaray'ı yenmek ister ki o an başında olan hocadan iyi hoca olduğunu göstersin. Çünkü bunu dillendirmese de şu an tek hedefi Galatasaray'ın başına geçmek.

Beşiktaş 3 hafta önce İBB'ye İnönü'de 0-2 yenildi. Bu da tezlerini güçlendirmek için ellerine geçen fırsatmış. E kardeşim sen İBB gibi kontratağa dayalı oynayan bir takıma karşı 4-1-4-1 gibi bir sistemle sahaya çıkarsan 2 yediğine dua etmen gerekir. Stoperlere Ferrari-Ersan Gülüm gibi iki yavaş adamı koyup önlerine tek Ernst'i koydu Schuster. İlerde Delgado-Tabata-Guti-Q7-Bobo var. Bu adamların hangisi savunma yapar sizce?

Eğer İskender Ferrari'yle kedi-fare oyunu oynayabiliyorsa Galatasaray'a çamur atmadan önce Ferrari'yi orta sahaya yakın oynatmaya çalışan Schuster'e suç bulun. Yıllardır Eskişehirspor ve Antalyaspor Beşiktaş'tan, Sivasspor Fenerbahçe'den puan almıyor. Biz Rıza, Bülent Uygun ve Şifo'ya dolaylı yoldan da olsa şikeci diyor muyuz? Eskişehirspor'u bu sene ilk defa yendi Galatasaray, geçen sene Şifo önceki sene Bülent Uygun bizi kupada eledi. Biz diyor muyuz bunlar Galatasaray'a karşı daha iyi motive ediyor takımlarını?

FIFA-UEFA "respect" deyince ouvv çekiyorsunuz azıcık da içerde "respect" kardeşim! Tertemiz insanlara çamur atıyorsunuz, hem de elinizde hiçbir şey yokken!

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Yok mu Bursaspor'a Reklam Veren Delikanlı!


Sen kalk ligde şimdiye kadar tek bir klübün başardığını başar, Anadolu'dan gelip şampiyon ol, bir sonraki sezon kadroyu dağıtma aksine güçlendir, üstüne üstlük iki maçta 6 puan al ama bir firma çıkıp da sana forma reklamı vermesin. İki maçta sıfır çeken, üç yıldır yokları oynayan, daha bu hafta kendi sahasında 2 tane çaktığın rakibin utanmasa kıçına bile reklam alacakken sen göğsüne bile reklam alama..

Aslında lafım spor-toto'ya! Ey spor toto yöneticileri(veya isim hakkını size kim aldırdıysa artık), eğer lige ismini verip 5 sene boyunca en gazozuna maçta bile medyanın&basının senin ismini zikretmesini zorunlu kılmışsan, bu anadolu klüplerine de sahip çıkman gerekir! Kaldı ki bu postta sözü geçen Bursaspor sıradan bir takım da değil. Kulübe destek veren ateşli ve azımsanmayacak sayıda taraftara sahip. Üstelik bu sene şampiyonlar liginde mücadele edecek tek Türk takımı, hatırlatayım. Turkcell hiçbir kulübü reklamsız bırakmamıştı, aynı hassasiyeti spor toto'dan beklemek tüm sporseverlerin hakkı..

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Aykut-Sivasspor/Onur-Liverpool



Aykut Erçetin. 28 yaşında. 2003'ten beri Galatasaray'da ve sadece 60 maça çıktı. Zaten 2001'de başlayan kariyeri boyunca 62 maça çıkmış Aykut. Galatasaray taraftarı tarafından Steau Bükreş maçındaki sakarlığıyla hatırlanır en çok. Benim için Sivas deplasmanlarının kalecisidir kendisi. 3 sene önce yani şampiyon olduğumuz sene Sivas ve Fenerbahçe'yle yarıştayız. Fenerbahçe'yi Nonda'nın kafasıyla geçtik ve önümüzde 2 maç kaldı. Biri Sivas deplasmanı, diğeri ise o zamanki ismiyle Gençlerbirliği Oftaş maçı, içerde. Sivasspor maçına defansif bir kadroyla çıktık ne de olsa 2 maçta 4 puan yetiyordu bize. Lincoln yedek, Ayhan 10 numara oynuyor falan o derece defansifiz zira Ayhan en son 2004-2005 sezonunda ofansif oynuyordu. Neyse lafı uzatmayalım sağ bek Song'du ve bir hata yaptı Aykut da hata yapıldı mı golü mutlaka yer ki yedi yine. Arda'nın Aykut'u kurtarma girişimleriyle alelacele attığı 2 gol vardı ve ilk ayrı böyle bitmişti.

Biz defansif oynuyoruz, 2.yarı kapanır böyle bitiririz maçı diyorduk zira o sene 9 maçı 1-0 kazanmıştık Kalli yönetiminde. Ama Aykut durur muydu hiç. Mehmet Yıldız'ın pasif şutunu da içeri aldı aktif bir şekilde ve biz terlemeye devam ettik, Aykut da övgülerimizden (!) nasibini alıyordu tabi. Sonra Ayhan abisi muhteşem bir gol attı ki heralde kariyerinin sol ayakla tek golüdür. Biz bir süre yok Ayhan değildir, Ayhan suretinde başka biridir derken Ayhan'ın saçlarını savura savura koştuğunu görünce o olduğuna inandık ve tebriklerimizi sunduk, bu seferkiler harbi tebrikti. Seviniyorduk ama unuttuğumuz bir şey vardı. Kaledeki normal bir kaleci değil, Aykut'tu zira kendisi kaleye gelen 2 toptan 3 gol yemeyi başarabilirdi. Sezer Badur'un golünde yapabileceği az çok bi şeyler vardı ama Aykut "bana ne lan" deyip direk savunmaya kızmayı tercih edince 3-3 oldu ve biz tekrardan elimiz kalbimizde, dualarla maç izlemeye döndük ki yine Arda Turan çıktı sahneye neyse ki ve 3-4 yaptı. Sivasspor'un bizim kaleye gelecek mecali kalmamıştı ki Hakan Şükür es kaza kaleye giderlerse yenebilecek golün farkına varıp hemen 5.'yi iteledi ve Sivasspor'un umutlarını göçertti.

Neyse geçen seneki Sivasspor deplasmanında yine Aykut vardı kalede. Leo Franco'nun kötü performansı sonrası kesilmesi nedeniyle kaleyi aldı ve fena da oynamıyordu aslında. Sivasspor maçının yıldızı olabilecekken yine ufak bir konsantre kaybı çekilen şutu içeri çelmesi ve golü yemesi. Zaten bu seneki maçta iki golde de aptalca hatalarını hepimiz biliyoruz. Sivasspor'la oynanacak bir deplasman maçında kalede Aykut'u görmezsem o gün en rahat maç izlediğim gün olacak kanımca!

Ve burdan Trabzonspor'un genç kalecisi, yeni Şenol Güneş'i Onur Recep Kıvrak'a geçelim. Henüz 22 yaşında. 2004-2008 arası Karşıyaka'da sadece 18 maça çıkmış ve 2008'den bu yana Trabzonspor'da 29 maça çıktı. Şu maçta kötü oynadı diyebileceğimiz bir performans sergilemedi. Her maç belli bir standardın üzerinde, çoğu maçta da muhteşem oynadı. Fenerbahçe'yi şampiyonluktan ettikleri maç zirve maçıdır Onur'un. O gün kalede başka bir kaleci olsa muhtemelen maç 4-1 falan biterdi, uzun zamandır bu kadar motive, bu kadar konsantre bir kaleci görmedim ben.

Onur Anfield'da maça çıktı. Bugün Anfield'a 22 yaşında, hiç Avrupa tecrübesi olmayan birini çıkarın o orda tir tir titrer. Onur ne yaptı? Joe Cole ve Roy Hodgson'ın maç sonrası "kaleci bu kadar iyi olmasaydı, sonuç çok daha farklı olurdu." demelerine neden oldu. Joe Cole'un penaltısını kurtardı ki kurtarmasa muhtemelen Trabzonspor şu anda elenmiş olurdu. Belki Trabzonspor elenecek ama emin olun Onur dünyanın en büyük takımlarının kalesini koruyacak 1-2 yıl sonra. Real Madrid'e giden ilk Türk olarak Mesut'la övünen bizler, Onur'la çok daha fazla gurur duyacaz. Umarım bu performansını sürdürür ve Milli Takımın kalesini götüyle top durdurmayı kendine yakıştıracak kadar karaktersiz olan Volkan'dan alır.

İşte Onur, işte Aykut. İkisine de destek veririz, sonuçta "bizim" çocuklar. Ama Onur bu desteği haketmek için bi yerlerini yırtarken Aykut'un bu kadar umursamaz olması beni çileden çıkarıyor! Ufuk da kafasını duvarlara vursun. Şu dönemde de kaleyi alamazsan, bir daha kaleyi alamazsın Galatasaray'da ve sen bu berbat Aykut'un yedeğisin! Aynaya iyi bak Ufuk!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Mide Boş Olursa Ne Kafa Çalışır Ne De Ayaklar!


İlk hafta 'patlayan' tek takım Galatasaray oldu. Bir bakıma iyi de oldu.Olası bir Sivas galibiyetiyle Adnan'lar tarafından sorunların üstü kapatılıp, "kadromuz iyi, yola devam" zırvalarına başlanırdı. Şimdi ise kadro 'yetersiz' olduğunu herkesin gözüne soktu!

Fatih Terim'den duyduğum bir söz vardı. "Forvet bir takımın kafasıdır, defans da ayakları. Orta saha ise midesidir. Ancak mide boş olursa ne kafa çalışır ne de ayaklar" diyordu. İşte şimdiki Galatasaray'ın fotoğrafı tam bu sözün doğruluğunu teyit ediyor.

Giden futbolcularla gelenlere bir bakalım. Adnan Sezgin giden her adamın mevkisine birini transfer etti gibi duruyor:

Keita -----> Pino
Jo -----> M. Batdal
Dos Santos-----> S. Özkan
Topal ------> Cana
Caner ------> Çağlar
L. Franco ------> .........

Görüldüğü gibi Franco hariç her adamın yerine nokta transfer yapmış Adnan Sezgin. Ekstradan Ali Turan ve Musa Çağıran transferleri de var. Keita hariç diğer futbolcuların yerine gelenler haleflerini aratmazlar; ama hiçbiri de yerine geldiği adamdan üstün değil. Ee peki niye yapıldı bunca hamle? Bu transferlerin takımı ileriye götürmeyeceği açık iken, niye harcandı bu kadar zaman? Üstelik bir de uyum sorunlarıyla uğrayılacak bu adamların. Peki ekstradan Ali Turan ve Musa Çağıran hamlelerini yapacağına kadar alenen dökülen orta sahaya iki transfer yapsaydınız ya bu kadar boşa zaman harcayacağınıza. Bir transfer dönemi bu kadar iyi piç edilir!

Bir zamanlar Orhan'lar Cihan'lar vardı karın ağrısı yapan, şimdi de Mustafa'lar Barış'lar var. İşin tuhafı Cihan'ları Orhan'ları temizleyen de, Mustafa'ları Barış'ları takıma musallat eden de Polat! Bu Barış'ı iki sene önce Everton istiyordu bir de hey yarabbim elimizde patlayan adama bak! Sene sonunda 25 yaşında olacak bu adam ve artık o şekilde elden çıkarman mümkün değil. Keita'dan 1m Euro kar etmeyi düşüneceğinize şu pisliğinize bir bakın. Ama yok siz ancak 2m Euro yüzünden Rosicky'i elinizden kaçırmayı bilirsiniz, 1,5m Euro için Stoch'u kaybedersiniz üstüne bir de Haldun abiyi kovarsınız. Alın işte sizin takımınız!

Önümüzde bugün dahil 15 gün var. Bu sezon adam gibi kanser olmadan takımımızı mı izleyeceğiz yoksa iki kişinin garip hevesleri yüzünden milyonlarca kişiyle birlikte üzülecek miyiz bu 15 günde belli olacak.

Son olarak tekrar sormakta fayda görüyorum, üstelik bu sefer daha ciddiyim: Sezgin'in elinde Polat'ın seks kasedi mi var?

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kısmetten Çıkınca Selanik'ten Uça Uça Gelirmiş!


Uefa Avrupa Ligi'nde Galatasaray ve Beşiktaş'ın rakiplerini tanımıyorum. Karpaty Lviv'in hocası idialı açıklamalar yapmış, bu iyi bir şey. Çekinmeden saldıracaklarını gösterir, Galatasaray'ın biraz zorlansa da turu geçeceğine delalettir bu. Beşiktaş'ın rakibi de Finlandiya takımı. İsterse Finlandiya milli takımı gelsin Beşiktaş yine eler. Konuşmaya değer bulmuyorum bu iki takımı, umarım temsilcilerimiz bize sürpriz yaşatmazlar. Trabzonspor'la ilgili fikrimizi de bir önceki postta anlatmıştık zaten..

Gelelim Fenerbahçe'ye. Diyorlar ki Aykut Fenerbahçe'nin evladı, cesur adımlar atıp köklü değişiklikler yapıyor, zaman lazım. Hiç katılmıyorum, o yönde bir kıpırdama dahi göremiyorum. Ama farz edelim ki öyle, o zaman bu Aykut çok şanssız adam kardeşim. Takımda köklü değişiklikler yapacağın vakitte sen git eşleşebileceğin en zor rakiplerden biriyle eşleş, nasıl yapacak şimdi bu adam köklü değişiklik? Olası bir kötü sonuçta gitti oyuncuların bütün özgüveni, gitti taraftar desteği..

PAOK geçen sezon güzel futbol oynayarak Yunan ligini ikinci bitirdi. Şampiyon olamamasının tek sebebi Panathinaikos'un Yunan standartlarının üstünde bir futbol oynamasından başka bir şey değildi. PAOK takımı şampiyonlar ligi elemelerinde de Ajax'a 1-1 ve 3-3 ile elendi. Ne kadar ciddi bir rakip olduğunu buradan da anlayabiliriz.

Aykut'un işi gerçekten çok zor. Takımın bu hamlığıyla, antrenmansızlığıyla daha da zor. Bakalım taraftarın körlemesine Aykut sevgisi bu turu geçmeye yeterli olabilecek mi..

Son olarak magazin boyutuna geçersek PAOK'un İstanbul'da kurulduğunu bu bloga girip bu satırları okuyan herkes biliyordur zannımca. Ama bu adamlar bazı maçlarda Türk bayrağı açıyorlarmış diye duydum, eğer doğruysa çok ilginç geldi bana. Ajax maçından önce de Ajax taraftarlarını darp etmişler, bu olay hala Türk'lüklerini unutmadıklarını gösterir. Yani bayrak açıyor olabilirler gerçekten evet :)

İkinci Liverpool Kuşatması!


Uefa Avrupa Ligi'nin en şanssız eşleşmesi oldu Trabzonspor-Liverpool eşleşmesi. Piyango Trabzon'a vurdu. Şimdi eminim şehirde 1976'da yaptık yine yaparız, Allah Allah söylemleri havada uçuşuyordur. Şapkayı önümüze koyup bir düşünelim bakalım..

Liverpool takımının 1998'den itibaren Houllier'le başlayan çıkışını Benitez devam ettirmişti; ancak şimdi rahatlıkla söyleyebiliriz ki Liverpool takımı 1998'e geri döndü. Aynı durum, aynı belirsizlikler var. Takımın başına Hodgson getirildi, ki iyi hocadır, ama takımı ateşleyip aynı potada tutabilecek mi kesin değil, şüpheler var. Açıkçası ben Hodgson'un o kadar başarılı olacağını düşünmüyorum. Sebebi kariyeridir elbette. Küçük takımlarda, vasat oyuncularla beklentinin üstünde işler başaran iyi bir taktisyen ve motivatordür Hodgson; hocalara ders vermişliği vardır. Ancak Liverpool ayarında çalıştırdığı tek takım Inter'di ve orada beklentileri karşılayamadı. Liverpool'a da iyi futbol oynatıp iyi sonuçlar alacaktır; ancak büyük takım istikrarını yakalayamayacaktır.

Trabzonspor'da ise iyi bir hava var. Şenol hoca hem şehri hem takımı tanıyan tecrübeli bir hoca. Eminim takımı iyi hazırlamıştır, maçlara da nasıl motive edeceğini bilir. Ancak şu gerçeği de unutmayalım Liverpool ne olursa olsun Trabzonspor'dan iyi takım. Dediğim gibi eminim şehirde bir "biz bunları eleriz" havası oluşmuştur. Bu hava zamanla yerini "Liverpool'da kimse kalmadı, eski Liverpool değil. Bizim bunları kesin elememiz lazım."a dönüşecektir. Ve elenmek durumunda "Allah belanı versin Umut, sen futbolcu musun? Defolun gidin..."e dönüşecektir. Peki bu ne demek? Daha sezonun başında futbolcuları iptal etmek demek. Ve malesef ben Trabzon halkını tanıyorsam, ki tanıyorum, olacak olan budur! Bundan kurtulmanın tek şartı Şenol hocanın mantıklı davranması, takımı ve taraftarı ona göre hazırlaması, taraftarın beklentilerini makul düzeylere çekecek açıklamalar yapmasıdır. Zira Şenol Güneş şehirde sevilen ve saygı duyulan bir otoritedir, taraftarı yönlendirecek kapasiteye sahiptir.

Sonuç olarak gönül ister ki Trabzonspor, Liverpool'u elesin; bayram yapalım. Ama malesef daha geçen yıl UEFA finali görmüş bir hocanın, play-off'larda takımını yem edeceğini düşünmüyorum. Avni Aker'de alınacak bir galibiyet ve iki maçta ortaya konulacak güzel futbol bir umut ve heyecan olabilir bordo mavili ekip için.

Trabzonspor taraftarı dikkat! Lütfen saçma sapan hareketler yapıp takımınızın gardını düşürmeyin, bu sene adam gibi bir Karadeniz fırtınası izleyelim!!!

6 Ağustos 2010 Cuma

Yıldız Var Tecrübeli, Yıldız Var Daha Genç!



Kewell ve Quaresma dünkü maçlarda takımlarını taşıdılar. Oynadıkları futbol, attıkları goller, rakibi 10 kişi bırakma gibi takıma katkı sağlayacak ne varsa yaptılar. Diğer tarafta Stoch acemi bir hata yüzünden kendi takımını 10 kişi bıraktı. Yetenek olarak Stoch'u Kewell ve Quaresma'nın altında görmüyorum. Elbette bir sıralama yaparsak birileri birilerinin üstündedir; ama afaki konuşursak takıma katkı bağlamında üçü de çok üstün yeteneklere sahipler. Stoch'un diğerlerinden farkı tecrübesizliği. Kewell ve Q7 iyi bir tecrübe birikimiyle Türkiye'ye geldiler. Stoch ise hem bu tecrübeyi edinmeden geldi, hem de son yılların en kötü Fenerbahçe'sine geldi. Umarım dünkü hata daha büyük hatalara mal olmaz, Stoch gibi bir değeri kaybetmeyiz..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Galatasaray Gelenekleri ve Adnan Polat!


Galatasaray'da başkan olmak kolay değildir. Gelenekleri olan köklü bir klüptür Galatasaray. Mekteb-i Sultani'de atılmıştır temeli ne de olsa...

Sonradan milyonlara mal olmuş bir klüp haline gelse de gelenekler hala aynen devam etmektedir. Neticede 600 yıllık kuruluş değil ki bu, 105 yıllık mazisi var sadece. 3 bilemedin 4 kuşak demek bu! Öyle geleneklerin değişmesi için yeterli bir süre değil. Dolayısıyla Galatasaray'da rahat rahat başkanlık yapacaksan liseli olacaksın kardeşim. İster beğen ister beğenme bu işler böyle! Olumlu ve olumsuz yanları vardır tabi bu durumun. Nitekim bir adam futboldan çok iyi anladığı halde liseli olmadığı için başkan olamıyor, olsa bile rahat hareket edemiyor.  Bu bir handikap. Fakat diğer taraftan da liseli bir adam klübü kendi çıkarları için kullanmaz. Mekteb-i Sultani geleneklerinden gelmiştir çünkü. Kendine isim yapmak için veya açık konuşmak gerekirse 'çalmak' için gelmez klübün başına. Şimdi kasetleri geriye saralım ve 1996-2001 yılları arasına dönelim...

Galatasaray'ın en başarılı döneminde kimdi başkan: Faruk Süren! Birçok kişinin hayal bile edemediği başarıları yakaladı takım onun döneminde. Doğru transfer hamleleri, teknik ekip-kadro istikrarı ve güven neticesinde sportif başarı tavan yaptı, eyvallah. Peki ne oldu sonra? Takım tarihindeki en büyük krizin içine girdi? Be kardeşim nereye gitti bunca gelir, bunca para? Jardel'in transferindeki milyon dolarlar nereye gitti? Serkan Aykut, Bülent Akın gibi isimlerde ne kadar para döndü, ne kadar para yendi? Bazılarının efsane dediği başkan Faruk Süren döneminde kaybolan bu paraların hesabını kimse hala vermedi! Turgay Şeren iki yıl boyunca yazdı "bu paraların hesabını verin" diye ve ondan başka kimse bu işin peşinden bu kadar koşmadı. Turgay Şeren'i tanıyanlar bilir, Galatasaray'a en bağlı ve dürüst insanlardan biridir. Fakat yeni yetme züppeler onu ancak "yok artık ebenin .mı" sözüyle tanırlar akıllarınca dalga geçerler. İşte o efsane adam iki sene sürekli yazdı hesabını verin diye; ama sallayan olmadı, unutuldu gitti. Paralar ne oldu, kim yedi bilemem. Bildiğim şey hiçbir liseli başkanın döneminde böylesine bir rezaletin yaşanmadığıdır. Hatırlatmakta fayda var Faruk Süren de liseli değil!

Şimdi kardeşim liselilere önyargı olarak böyle tepki göstermek doğru mu? "Klüp sizin mi ulan" minvalinde tepkiler ne derece doğru? Tamam liseli olmayıp klübe hizmet edecek, futboldan anlayan adamlar var tabi ki. Ama öbür yandan klübe hizmet edecek futboldan anlayan liseliler de var, üstelik onlardan ihanet eden de çıkmadı bugüne kadar.

Gelelim Özhan Canaydın'a. Rahmetli başkan klübün en kötü döneminde geldi takımın başına. E bu adam iyi adam tamam, ama ekonomiden anlamaz. Düzeltemedi bir türlü vaziyeti. Altı senede hiçbir katkı sağlayamadı klüp mali yapısına. Ama asla çalmadı, sportif olarak oldukça geriye gitsek de boynumuzu hiç bükmedik! Unutmayalım! Sonra ne oldu peki? Sene 2008 olunca klübü Adnan Polat'ın kucağına attı liseliler. Bu adam ekonomiden anlar diye düşündüler. Doğru Adnan Polat ekonomiden iyi anlar. Allah'ı var ekonomiyi çok düzeltti. Yeni stad, Riva, Store'ların düzenlenmesi derken, transferlerden bile para kazanmaya başladı klüp.  Aldığım duyumlara göre Adnan Polat'ın babasının bu başkanlık işine şiddetle karşı çıktığını biliyorum. Ama Polat'ın Galatasaray sevgisi ağır bastı ve başkanlığa geldi. Ancak ne yazık ki ekonomide yakaladığı başarıyı sportif anlamda yakalayamadı. Hal böyle olunca kural devreye girecek: Liseli değilsen kalamazsın! Eğer Faruk Süren gibi başarılı olabilseydi onun verdiği güvenceyle kuvvetlenir başkanlığa devam edebilirdi; ama olmadı. Yanından bile geçemedi başarıların ve misyonunu tamamladı. Bir dahaki kongreyi kazanma ihtimali yok artık! Sportif başarıyı yakalayamadığı gibi etrafındaki komisyoncuları da uzaklaştıramadı klüpten. Dediğim gibi liselilerin gelenekleri ve Galatasaray sevgileri önemlidir. Galatasaray'ı kendi çıkarları için kullananları sevmezler. Polat da bu çıkarcıları etrafından uzaklaştıramadığı için, arkasına sığınacağı bir başarısı da olmadığı için çekilmeye mahkümdür.

Biz de Adnan Polat'ı, klübü büyük maddi sıkıntıdan kurtaracak başkan olarak hatırlayacağız. Gönül isterdi ki sportif başarıları da olsun, efsane olsun; çünkü öyle bir kahramandı başkanlıktan önce. Başkan olarak da kahraman olsaydı keşke. Ama olmadı, artık olamaz da! Klübün başarılı günlerine dönebilmesi için liselilerin de desteğini alan bir başkanla yola devam edilmelidir artık. Neticede biz Türk olmayan takımları yenmek için kurulmuş bir klübüz, saçma sapan takımları acaba eleyebilecek miyiz diye düşünmek için kurulan bir klüp değiliz!

İşte sağdan soldan duyduklarım, okuduklarım ve yorumladıklarım sonucunda bu tespitler çıktı ortaya. Katılıp katılmamak mesele değil; önemli olan Galatasaray'ın başarısı için ne gerekir. Bu yöntem doğru mudur? Değilse neden değildir ve yerine ne yapılmalıdır?

1 Ağustos 2010 Pazar

Polat, Şükür, Şaş, Rijkaard, Arda ve Galatasaraylılık Ruhu!


Galatasaraylılık ruhu diye bir şey var kardeşim, balon bir laf değil bu. Hani Beşiktaşlı arkadaşlar kızmasın ama Beşiktaşlılık duruşu dedikleri olay gibi balon değil. Açıkla ne bu duruş dediğimizde adam gibi açıklayacak kimse yok çünkü. Galatasaray'da ise biz; parası olmadığı halde oynayan, canını dişine takan, elinden geleni yapmaya çalşan futbolcuları izleyerek büyüdük. Belki de futbolcuların bu amatör ruhları bize yakın geldi, bizi Galatasaraylı yaptı.

Bugün bakıyoruz da takımda bu ruhtan eser yok. Eski ile yeni arasında köprü oluşturacak adam bırakmadılar çünkü takımda. Bu ruhu 1984'te Cüneyt'lere aktararak futbolu bırakan bir Fatih, 1991'de Erdal'lara aktararak bırakan bir Cüneyt, 1994'te Bülent'lere Hakan'lara anlatarak bırakan bir Erdal kalmadı çünkü takımda.. 2005'te Bülent kovuldu, 2008'de Hakan, 2009'da Hasan! Peki kime kaldı takım? Arda'lara, Sabri'lere.. Ama bu Arda'lara takımı anlatan bir Fatih, Cüneyt, Erdal bırakmadılar takımda. Gökten inme verdiler pazubandı Arda'ya ve kendi başına bir şeyleri öğrenmesini bekliyorlar. Sanki kerat cetvelini öğreniyor, Galatasaray kaptanlığı lan bu! Zaten etrafta akbabalar adamın üstüne üşüşüyor başarılı olmasın diye, sen de adamdan hem başarılı olmasını hem de kaptanlığı kusursuz öğrenmesini bekliyorsun. Ne oluyor peki, işin içinden çıkamadığı zamanlarda otoritesini konuşturmak için kabadayılığa başvuruyor. Ve inanıyorum ki yaptıklarına sonradan çok üzülüyor, farkında olmadan yapıyor çünkü. Dikkat edin hareketlerine; bir anlık sinirle verilen bir tepki, sonra da "bi halt ettik artık bari arkasında durayım"vari hareketler. Dışarıda taraftar gibi görünen insanların bazılarının üç kuruş için seni provake etmeye çalışlan sahte taraftar olduğunu kendisine anlatacak Bülent kaptanıyla oynayamadı o çünkü. Rakip takıma deplasmana gittiğinde seni tahrik etmek için görevlendirilmiş adamlara karşı duymamayı, görmemeyi, konsantre olmayı, en büyük tokatın rakibin yüzüne değil kalesine atılacak tokat olduğunu kendisine öğretecek Hakan kaptanıyla yeterince vakit geçiremedi çünkü. Kendisiyle uğraşılmayan, attığı her çalıma yorum yapılmayan, kafası rahat Hasan kaptanıyla doğru dürüst muhabbet edemedi o çünkü!

Galatasaraylılık ruhunu kendilerine anlatacak kaptanlarını hiç rahat göremediler Arda'lar, Sabri'ler. Onların hep kendi üzerlerinde dönen komplo teorileriyle uğraşmalarını, bir yandan kendi sorunlarını bir yandan takımın sorunlarını halletmeye çalışıp, bir yandan da takımın başarısı için sahada ter akıtmalarıyla dolu günlerini gördüler. Kaptanlığın Galatasaray'ın son dönemlerindeki 'zorlaştırılmış' halini yaşadılar. Oysa ki bu takımın ondört sene şampiyon olamadığı dönemdeki kaptanları bile bu kadar problemli günler yaşamadılar. Çünkü onlar medyadan, üç kuruşa satılmış taraftarlardan ve malesef kendi çıkarlarını klübün çıkarlarının üstünde tutan yöneticilerden bu kadar çekmediler. O dönemde insanların şerefini satın almak bu kadar kolay değildi belki de..

Uzun süre düşündüm bu yazıyı yazmadan önce, çok düşündüm.. Yapılan hamleler, yenileştirme çabaları, transferler, altyapı, tesisleşme... Evet Rijkaard ismi hala hepimizi heyecanlandırıyor. Evet çok büyük hoca, futbolu biliyor, oyuncuları seviyor ve öğretmek istiyor. Ve de Türkiye'ye gelen en profesyonel hocalardan, ülke futboluna çağ atlatma ihtimali olan isimlerden. Ama her ülkenin kültürü farklıdır işte. Kenardaki adamlar profesyonel, sahadaki adamlar amatör olunca olmuyor işte. Yönetim de bu handikapı göremedi ve hayatlarının en büyük hatası oldu bu belki de: Sahada profesyonellikle amatörlük arasında köprü oluşturacak futbolcu bulundurmamak! Kenardaki ekibin profesyonelliğini göğsünde yumuşatıp saha içerisindeki gençlere amatör ruhla aşılayacak köprü adamlar yok Galatasaray'da. Öyle olunca da böyle komik duruma düşüyor işte takım. Uzun sakallı, kafasında takkeli, elinde tespihli, üzerinde çiçekli hawaii gömleği, bermuda pantolonu ve parmak arası terliğiyle yaşlı bir adam düşünün. İşte Galatasaray'ın durumu bu şimdi. Ne batılı olabilmişiz, ne doğulu kalabilmişiz; aradaki sentezi de yapamamışız, elimize yüzümüze bulaştırmışız. E kardeşim basit bir kurum değil ki Galatasaray. Söz konusu olan milyonlarca insanın bir anda üzülüp, bir anda sevilmesini sağlayabilecek güce sahip bir takım!

Köprü olayına dönüp daha açık konuşmak gerekirse bir Hakan Şükür, bir Hasan Şaş yok takımda. Şimdi herkes elini vicdanına koysun; böylesine değerli bir teknik ekibin dilinden anlayan(profesyonellik manasında), sahadaki genç ve aç takıma da sözünü geçirebilen iki kaptan olsaydı takımda durum böyle mi olurdu? Şimdi bazıları diyecek ki "kardeşim Hasan bir sakatlandı 90 kilo oldu, o kendine bakmadı ki yönetim ona baksın" Ben de onlara diyorum ki; kardeşim Hasan Şaş gerçekten profesyonellikten bu kadar uzak bir futbolcu mu? Daha en amatör zamanında doping cezası alıp altı ay futboldan uzak kaldığında bile fit kalmayı başarmıştı Hasan. Acaba ne oldu da kendine bakmaktan vazgeçti 90 kiloya çıktı bu adam? Ama yok biz en kolayını yapıp tukaka diyelim...

Eğri oturup doğru konuşmanın vakti geldi artık. Kendimizi kandırmanın manası yok. Adnan Polat 1992'de gerçekleştirdiği devrimi bu kez başaramadı. Bu kez aldığı kararlar ters tepti. Mesela yeni Galatasaray'ın iskeletini kursun diye yoğun eleştirilere rağmen getirdği Kalli o sezonun sonunda "Hakan kalsın, Ümit gitsin" diye rapor vermişti. Ama Polat tam tersini yaptı. Peki ne oldu, Ümit ertesi sezon sıfır çekti! Bu sefer tutturamadı Adnan Polat! Yine de Kalli'yle iyi sayılabilecek bir iskelet oluşturdu; ama ondan sonra gelen Skibbe'ye sabredemedi. 1992'de gösterdiği dirayeti bu kez gösteremedi. Rijkaard çok önemli bir hamleydi, ama kadro istikrarını yakalayamadı bu sefer. Her sene 5-6 futbolcu gönderip, 5-6 transfer yaparak takım olmayacağını biz biliyoruz da Polat ve ekibi bilmiyor mu Allah aşkına? Malesef Polat günü kurtarma politikasına girmiştir artık. Galatasaray gibi köklü bir klüpte bu kabul edilebilir bir şey değildir, Polat ve ekibinin de bir dahaki kongreye kadar ömrünün kaldığı açıktır. Ama dediğim gibi milyonlarca insanın duygularını etkileyen bu takımın iki sene daha kaybetme lüksü var mıdır?..
Related Posts with Thumbnails