Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

28 Eylül 2010 Salı

Skor-8 Futbol-2



Haftanın en gollü maçıyla başlayalım. Kasımpaşa-Fenerbahçe maçı 8 gole rağmen sıkıcıydı. Mücadele yoktu sanki hiç. Topu alan karşı kaleye gitti ki bu Brezilya Ligi'nin karakterinde var bizde yok, olmasın da. Kasımpaşa'da her şey var gibi ama hiçbir şey tam değil, aynı Rijkaard'ın Türk Futbolu için dediği gibi. Sanki önliberosuz 4 defans-7 ofansif oyuncuyla çıkmış gibiydi Paşa maça. Fenerbahçe'de Emre-Dia-Niang ve biraz da Alex oynadı, 6 oldu maç. Topuz ve Selçuk'un çok az onlara katılması halinde ne olurdu çok merak ediyorum.

Ersen Martin'in yaptırdığı penaltı sabotajdır başka hiçbir şey değildir. Yekta ve Şahin'e hayran kaldım, Keller vasat üstü her zaman. Fenerbahçe'de Dia muhteşemdi. Niang ve Emre de ona yakındı, Alex çok az kıpırdandı ve 2 gol 1 asisti var. 



Maç öncesi de söylemiştim Fenerbahçe'ye handikaplı oynayın, üstün üstü olur maç. Sebebi Fenerbahçe'nin iyi olması değil, Kasımpaşa'nın berbat olması. Kasımpaşa ilk yarıda 15 puan toplarsa öpsün başına koysun. Yılmaz Vural'ı kovsunlar, 2.yarı geri alsınlar!

Yobo Bilica'dan formayı aldı bu maç itibariyle geri vermez. Caner de Santos'tan formayı alabilir ama Santos'a dönülecektir mecburen çünkü Caner'den bir halt olmaz! Fenerbahçe'nin sorunları çok büyük, Galatasaray'dan bile kötüler ve düzeltmek daha zor gözüküyor. Volkan hep laubali, hala laubali. 

Kasımpaşa'nın Suçu Yok, Biz O'nu Cimbom sandık esprisi var ki Fenerbahçe forumlarında onlardan beklenmeyecek derecede kaliteli bir espri :) Araklama olabilir, kendileri bulmuş olabilir ama her neyse de çok güzel espri, seviyeli en azından.


26 Eylül 2010 Pazar

Mekanın Cennet Olsun


Alpaslan Abi'nin aramızdan ayrılışının 2. senesi. Seni hiç unutmayacağız abi, mekanın cennet olsun!


20 Eylül 2010 Pazartesi

Fatmagül'ün Suçu Ne?


Silivrispor-Kağıthanespor maçından güzel bir pankart. Küfürsüz olması da cabası. Küfür etmeden laf sokabilen yaratıcı taraftarlar da görmek sevindirici.

Fatmagül'ün Suçu Ne?

Kağıthaneli Olması :))

Gümüşbıçak Melih


Bir süredir maçları ısrarla Melih Şendil-Gümüşbıçak ikilisi anlatıyor ve bunda ısrarlı Lig TV. Büyük ihtimalle taraftarın çok hoşuna gittiğini sanıyorlar. Fakat Galatasaray-Gaziantepspor maçı boyunca özellikle Melih Şendil'in Sarp-Ayhan ikilisini övmesinden gana geldi. Sonra Bucaspor-Galatasaray maçında bu devam etti. Bunu faşistliğe bağlamak istemiyorum ama başka bir açıklaması yok gibi. Kewell'a, Misimoviç'e ya da Baros'a sallamak için pusuda beklerken "Mustafam neylerse güzel eyler." deyip durmak bana çok itici geliyor!

Dün akşamki derbide de Gümüşbıçak'ın sürekli olarak yorum yapması, maçı anlatma işini sürekli Şendil'e bırakması da ilginçti. Gümüşbıçak açık açık rol çalıyor. Spiker olmasına rağmen bizim her spikerimiz gibi o da yorumculuğa meyletmiş belli ki. E Rıdvan Dilmen'in 1 numara olduğu yerde, herkes yorumculuk yapmak ister. Sizin neyiniz eksik Rıdvan'dan.

Özellikle bir lafı vardı ki Gümüşbıçak'ın, dedim heralde Sarp değil bahsettiği Messi...

-Sarp'la Ayhan olmasa Galatasaray son 2 maçtan puan alamazdı. (çok içiyorsun Melih.)

19 Eylül 2010 Pazar

17 Nisan-19 Eylül


Fenerbahçe-Beşiktaş maçı deyince benim aklıma hep 17 Nisan 2005'teki bu maç gelir. Rıza Çalımbay'a "Rıza Efendi 2 Ekmek 1 Süt" pankartının açıldığı maç. Fenerbahçe taraftarının "terbiyesizlik" hanesinde yazan "1" maça "-1" ile başlamasına neden oldu Fenerbahçe'nin.

Fenerbahçe Daum ile şampiyonluğa koşuyordu, Beşiktaş Rıza Hoca ile idare ediyordu. Rıza Çalımbay'ın kötü hoca olduğu o zamandan belliydi. Fenerbahçe yine maça muhteşem başlamıştı ve çok iyi oynuyordu. Şahsen ben maçın farka gideceğini düşünenlerdendim 20 dakika itibarıyla. Fakat Rüştü'nün cepheden gelen 2 toptan 3'ünü içeri alma kapasitesini unutmuşum. Maçı Fenerbahçe kaybetmesine rağmen Nicolas Anelka kanımca maçın yıldızıydı. Daum'un salak taktiğinde sol kanada yakın santrafor olarak oynatılmasına rağmen Ali Güneş'in emdiği sütü burnundan getirmişti maç boyu.

74. dakikaya kadar fevkalede zevkli fakat tarihte gördüğümüz türde bir mücadeleydi. 74'te bu maç sonrası Kadıköy Panteri lakabını alacak olan Daniel Gabriel Pancu oyuna giriyordu. Durum 2-2'ydi ve Pancu girdikten 2 dk sonra yine bir uzaktan şutla 3. golü buldu Beşiktaş. Şimdilerde İBB takımının oyuncusu olan ve zamanın en büyük genç yeteneklerinden biri olarak gösterilen İbrahim Akın atmıştı golü.

83. dakikada hakem bana göre yanlış bir kararla penaltı verip Beşiktaş kalecisi Cordoba'yı attı oyundan. Pancu Beşiktaş adına oyuna giren 3. oyuncuydu ve değişiklik hakkı dolmuştu. Oyunculardan biri kaleye girecekti. Herkes kim olacağını konuşurken Pancu kaleci formasını giyiyordu. Stoperimiz atıldığında kendi isteğiyle o mevkiye geçen Daddy Cool kadar olmasa da Beşiktaş taraftarı da Pancu'yu seviyordu ve o da bu sevginin karşılığını vermek istiyordu. Alex penaltıyı Pancu'nun soluna vurdu ve Pancu köşeyi bildi lakin yetişemedi topa.

Bu dakikadan sonra kaledekinin kaleci olmadığını düşünerek bulduğu yerden vurmaya başladı Fenerbahçeli oyuncular, özellikle Alex ve Nobre. Pancu ard arda kurtarışlar yapıyor, tribündeki ve ekran başındaki futbolseverler şok halinde izliyorlardı artık maçı. 90. dakikada Beşiktaş'ın önlibero mevkiinde görev yapan Koray Avcı topun gelişine yerden sert vurdu ve Ercan Taner'in çığlıkları eşliğinde Beşiktaş öne geçti.

Ercan Taner : " koray attı ! tarihi bir maç izliyoruz tarihi ! koray'ın golü ! beşiktaş 4-3 önde ! 10 kişi beşiktaş 4-3 önde ! "


Bu akşamki maç için bir tahmin yapmak çok zor. Beşiktaş iyi durumda, Fenerbahçe kötü durumda. Kadıköy'de Beşiktaş çok iyi. Fenerbahçe'de işler karışık. Anlayacağınız her şey Fenerbahçe aleyhine gibi gözüküyor ama adı üstünde derbi. Ayrıca Fenerbahçe kaosla beslenen bir takım. Kadro kaliteleri arasında çok fark yok, en azından abartıldığı kadar yok. Hatta Türk oyuncu rotasyonunda Fenerbahçe'nin daha kaliteli bir kadrosu var.

Bu akşamki maçta Fenerbahçe'nin galibiyetini bekliyorum. Bu maça bahis oynamam ama illa oynayacak olsam 1 veya 0, ya da 2-3 gol oynardım. Güzel bir maç olsun, 17 Nisan 2005'i de geçsin isterim seyir zevki olarak.

2008 Ayhan-2010 Ayhan


* Arda dün maça gitmeyeceğini söylemişti ama sürpriz yaparak takımı tribünden de olsa destekledi. Hala beklediğimiz, istediğimiz derecede kaptan olamadı ama uğraşıyor en azından. Kankası Serdar'la neden dip dibe oturmadılar merak ediyorum. Gönlümdeki kaptan hala Neill ama Arda'nın çabasını görmezden gelemem.

* Bülent Başgan'ın takımı olmasından mütevellit zor maç olacağını tahmin ediyordum ama zeminin bozukluğu tahmin ettiğimden daha zor geçmesine neden oldu. Zemin kötü değil, en hafif tabirle berbattı.

* Serkan Kurtuluş Ali Turan'dan sonra ilaç gibi geldi. Sakatlığından sonra dahi oyuna Ali'nin girmemesi çok mutlu etti beni. Çok iyiydi Serkan, Sabri'ye alternatif olabileceğini gösterdi.

* Insua çok iyi geldi. Hem hücuma dengeli çıkıyor, hem savunmayı sağlam yapıyor. Bugün gördüğü sarı kart çok akıllıcaydı, böyle akıllı topçu görmeyi özlemiştim.

*Neill her zaman iyi, Servet topsuz iyi ama topu ayağına almasın lütfen!

* Bülent Uygun'u yenmeyi özlemişiz :)



*Spikerin sürekli Ayhan-Sarp ikilisini övmesi ve onlar olmasaydı Galatasaray puan alamazdı demesi futbol cehaletidir. Hadi Ayhan yırtınıyor da Sarp ne yaptı be kardeşim! Neyin peşindesiniz anlamadım ki!

*Mustafa Sarp yine takımın en kötüsüydü. 90 dakika boyunca sahada kalıp nasıl sadece 6-7 defa görünür bir insan. Spiker ara ara kendisine ilan-ı aşk etmese oynamadığını düşünecektim.

*Ayhan'ın golü attığı pozisyon öncesindeki hareketlerine kaç kişi sövdü? Ben söverken gol geldi aptal bir sevinç yaşadım :) Hakkaten Ayhan şu topu alıp dönmeyi kimden öğrendi?

*65'e kadar çok umutluydum, 65'te 1-0 biter ama kim alır bilmem dedim. Ayhan golü attıktan sonra öyle biteceğini tahmin ettim zira bu sahada 2 gol olmayacağı belliydi.

*Ayhan Akman da bizim gibi Bülent Uygun'u sevmiyor galiba. 2008'de  3-5'lik maçta da sol ayağıyla yazmıştı hem de çok şukela bir goldü. Bugün de Bülent Başgan'ın takımını yaktı, sağolsun.


* Harry Kewell... Bu "adam" her maç forması için kavga ediyor ve hep tek başına kalıyor! Tamam bugün Orhan Ak'a attığı fırçaya üzüldüm, zira Orhan'ı hala çok severim. Fakat bu adam kavga ederken niye hep yalnız? Sadece o değil, hangi yabancı olursa olsun yalnız. Şuraya gelmesi gereken ilk adam Ayhan. Kim koşuyor? Pino. En sonunda da Sarp geldi.

*Sarp demişken. Pino'ya ettiği küfürü ben de ettim ama kendisinden ricamız "delikanlıysa" Ayhan, Arda, Servet hatta Aydın'a etsin aynı küfürü!

*Kewell ve Baros savaştı, bu sahada bu kadar az yardımla bu kadar oluyor. Misimoviç pek gözükmedi, zira topu bir türlü aktaramadılar ona. Zemin bozuk ve uyum süreci diyelim, inanıyoruz.

* Ufuk sakatlanınca çok korktum! Aykut da çok korktu, sanki hiç istemiyor gibiydi. Kulübede rahatım yeaaa der gibiydi gözleri.

*Pino... Sana çok sövdüm bugün ama umuyorum ilerde pas vereceğin yerleri öğrenip faydalı olursun. Pino çıksın, Aydın girsin demekten dilimde tüy bitmişti de neyse ki sonlara doğru iyi oynadın.

*Cana... Lütfen Sayın Rijkaard, Neeskens Dayı... Lütfen artık Cana oynasın, Cana can katsın (çok kötü espri.)

*Melih Gümüşbıçak Kewell'la ne alıp veremediğin var?

-Melih Gümüşbıçak ve Melih Şendil az konuşun da maçı anlatın lütfen!

Son 3 maçta 9 puan almak güzel oldu. Sivasspor'a verilen ziyadesiyle gereksiz bir 3 puan var ki bir daha ilk 10'daki takımlardan 3 puan alamaz Sivasspor. Yarın derbi var, 2 takımın kapışmasını cebimizde 3 puanla izlemek güzel ve rahat olacak, yeyin birbirinizi :D

13 Eylül 2010 Pazartesi

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek



Kanat Atkaya yazmış yazıyı ama yönetimin duyması için her yere yazmamız lazım bunu. Aceto Balsamico da bir öneri de bulunmuş ki bunun bir kısmı gayet mantıklı. Açılıştan gelen parayı bağışlamaz yönetim ama Galatasaray Eğitim Vakfı'nın ölenlerin çocuklarının yoksa kardeşlerinin geleceğini garanti altına alması beklenebilir, hatta beklenmelidir. Ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

-------------------

Seyrantepe'ye isimlerini verin
Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

Gerçek Kral Metin Oktay



"Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray’ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.” 




Blogumuzun isim babası, Galatasaray tarihinin "Gerçek Kralı" Metin Oktay'ı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.


13 Eylül 1936-

5 Eylül 2010 Pazar

Yavşaklar!


Bir aralar ultrAslan grubu "Hürriyet alma,aldırma" kampanyası yapıyordu fakat başkanımız onların objektif (!) spor müdürüyle yemek yeyip röportaj da yapınca bu kampanyayı rafa kaldırmak farz oldu. Zaten farketmişsinizdir ultrAslan da çoktandır "nasıl siktik!" diyen spor müdürü hakkında hiçbir şey yazmıyor, konuşmuyor.

Hürriyet Gazetesi eskiden bir saygınlığı olan, herkesin çalışamayacağı bir gazeteydi lakin Meriç Tunca diye bir palyaço dahi bu gazetede bayağı bayağı köşe alabiliyor, tam sayfa haber yapabiliyor. Evet Meriç denen palyaço diyorum ve bundan da hiç gocunmuyorum, zira gerçek hayatta da karşıma çıksa kendisiyle palyaço olduğu konusunda tartışmaya girebilirim. 

Palyaço

Bugün Meriç Tunca imzalı bir özel haber vardı ki artık komedinin dik alası. Fenerbahçe hülle yoluyla Arda'yı almaya çalışmış da Emre B. de yardımcı olmaya çalışmış da bu olaya falan filan. Ulan anladık hedefiniz Arda'yı bitirmek, kötüyken destek olur gibi yapıyorsunuz ve azıcık kıpırdanınca hemen bıçağı sokuyorsunuz. Sen kimsin, sen nasıl bir insansın -lafın gelişi- ve kimlere hizmet ediyorsun? Hürriyet'e terfi etmek için kimlerin kıçını yaladın bilmiyorum ama sen de patronun Ercan da dua edin ki başımızda böyle bir başkan var! Eğer o pasif denilen Özhan Canaydın bile oturuyor olsaydı o koltukta size dünyayı dar ederdi. Ben Adnan Polat kadar konuşan ama onun kadar etkisiz olan bir Galatasaray Başkanı daha görmedim! Ercan Saatçi'yle, Rıdvan'la kanka olarak ne yapmaya çalışıyor bilmiyorum ama gün geçtikçe taraftarının desteğini kaybediyor! 

Hürriyet'le ilgili son sözleri Peyami Safa'ya bırakalım, zira bundan daha güzel açıklanamazdı bir gazetenin yavşaklığı! -hepimiz Fazılız :D -


“Geçen gün bir davette salondan içeriye, moda mecmualarından birinin renkli kapağından fırlamış, genç, güzel ve süslü bir kadın girdi. Tavuskuşu kadar süslü ve kibirliydi. Fikir bahislerine karışmıyor, karışmak zorunda kalırsa yavan şeyler söylüyordu. Fakat sinema, Hollywood, moda, Amerika ve sevişme bahisleri açılınca, şirin bir mahalle kadını gibi bülbül kesiliyordu. Çiklet çiğnediği için Türkçeyi ağzında yuvarlayarak Amerikan şivesiyle konuşuyordu.
Onun süslerini, bütün vücudunu kaplayan cici bici donanmasını, fikir seviyesinin düşkünlüğünü ve amiyane sevimliliğini görünce hatırıma Hürriyet gazetesi geldi. Bu kadın onun canlı sembolü gibiydi.”
Kadın mantoyu giysin, pırlanta isteyecek, pırlanta gelsin, Büyükada’da köşk özleyecek, köşke yerleşsin, otomobil arayacak ve nihayet kocasından, Tarzan yapılı, bıyıkları henüz terlemiş bir delikanlı ile köşkte kendisini yalnız bırakmasını isteyecek!”

2 Eylül 2010 Perşembe

Özür Dile Başkan!



İlk topa vurmaya başladığım zamanlar yani sene 91-92 falan. Solak olduğumu gören aile büyükleri Prekazi diye çağırmaya başladılar beni ve ben kendi dönemimin yıldızları Hagi, Hakan Şükür falan gelene kadar her topa vurduğumda Prekazi'yi örnek alır, onun gibi oynamaya çalışırdım. Sene 96-97 oldu artık yeni yıldızlarımız vardı. Hagi diyorduk kendimize, kimisi Hakan kimisi Arif. Unutmuştum Prekazi'yi, babam ara ara ne kadar büyük futbolcu olduğunu falan anlatırdı ama ben Hagi görmüşüm kim takar Prekazi'yi. Babam anlamıyor toptan falan Hagi var olm be! Prekazi anılarımda kalmaya başlıyordu, artık çok az kişi bana Prekazi diyordu çünkü.

Yeni aşklarımız vardı, zaten aklımız erdiği zamanlarda izleyememiştik Prekazi'yi unutmak kolaydı. Tabi ki biliyorduk Monaco'ya çaktığını, duymuştuk muz ortanın ustası olduğunu, Tanju'yu kral yaptığını falan ama izlenmeyince, göz görmeyince gönülde yeri çok olmuyor sonuçta kimsenin. Daha önce yazmıştım Onur Ünlü'nün Maradona aşkını, okuduk Mehmet Demirkol'un Maradona hayranlığını falan. Biz de El Diego diyoruz ama bildiğimizden mi? Hayır. Duyduğumuzdan, okuduğumuzdan ve az çok izlediğimizden.

Neyse konu dağılmasın. UEFA Kupası'nın kazanılma sürecini anlatan belgeselde Prekazi hayranlığım kat be kat artmaya başladı. Adam başarılıydı, mütevazıydı, sempatikti ve en önemlisi gözlerinden Galatasaray aşkı anlaşılıyordu, aynı Simoviç gibi. Benim diyen Türk oyuncuda görmediğim heyecanı gördüm bu iki Yugoslav'da! Galatasaray'dan yeni doğmuş, sevmeye kıyamadıkları çocukları gibi bahsediyorlardı ve belgeselin en can alıcı yerleriydi benim açımdan. 2005'te ASY'ye geldi  Prekazi ve bir kere daha sempatik tavırları gönlümüzü fethetti, taraftara olan aşkı gözlerinden okundu ve daha bir sevildi.

Sasa İliç'i tavsiye etti bize. Sasa geldi ve öyle yürekten oynadı, öyle çok sevdirdi ki kendini daha çok sevdik Cevad'ı biz. Sasa bizden biri gibi oynadı daima. Neyse ve geldik 2010'a. Galatasaray Cevad'ın altyapısında görev aldığı OFK Beograd takımıyla eşleşti. Başka biri olsa ekmek kapısı olan OFK'ya Galatasaray'la ilgili bilgileri verir, kendi takımını destekler. Ama Cevad bu, yapmadı bunları. Çıktı ve ona yakışır şekilde konuştu ;

-OFK işim, Galatasaray aşkım!

Şimdi Adnan Polat ve kankası Adnan Sezgin bu adama ayıp ettiler. Hem de büyük ayıp. Röportaj için link burada ve lütfen okuyun, okutun. Kitlelere yayın! Röportajın en can alıcı kısmını yazıyorum varın gerisini siz hesap edin.

-Ben Galatasaray taraftarıyım, Galatasaray'a da Türk halkına da kırgın olamam. Hayatımın en güzel günleriydi Türkiye'de yaşadığım dönemler. Ama Adnan Polat beni arayıp özür dilemeli!

31 Ağustos 2010 Salı

Rostocu Insua



Galatasaray'ın yeni transferi Emiliano Andres İnsua L'Pool günlerinde rosto yaparken. Kendisinin twitter'a yüklediği güzel bir fotoğraf, takımla barbekü günlerinde iyi kaynaşır artık :)

Emiliano Andres Insua Galatasaray'da


Kiralık olarak anlaşmışız. Balta'nın stopere çekileceği aşikarken, Servet-Gökhan'la ilgili gelişmeleri merakla bekliyoruz. Hayırlı olsun diyelim..

not: resmi siteye henüz resmini koymamışlar, havaalanında gördüm de yazdım :)

Zvjezdan Misimovic Galatasaray'da!


Bayern Münih altyapısında başladı futbol hayatına. A takımda şans bulamayacağını anladığında Bochum'a geçti ve orada iyi bir performans sergileyip Nürnberg'e geçti. Nürnberg küme düştü ve takımın en iyisi Zvejdan Misimoviç Magath'lı Wolfsburg'a geçti. Magath muhteşem kullandı onu ve ligin en iyisi seçilirken takımı da şampiyon oldu. Asist kralı olurken ardından 2. olan isim Mesut Özil'di. Geçtiğimiz sene ise asist krallığında 2.olurken önündeki isim yine Mesut'tu :)

Hoşgeldin Misimoviç. Transfer dönemi bitsin, daha ayrıntılı bir yazı yazarız.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Zafer Bayramı





30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Atamızı coşkuyla anabildiğimiz, nadir günlerden biri. İsmini duymaya, yüzünü görmeye tahammülü olmayanlara inat her yerde, her şartta İzindeyiz ATAM...

29 Ağustos 2010 Pazar

Spa'da zaferin adı HAMILTON...


Uzun zamandır izlemediğim kadar heyacanlı, olaylı ve keyifli bi yarış oldu. Starttan finişe kadar her dakikasında acaba ne olur dedirtti. Günün kazananı Hamilton oldu, ancak eminim ki günün en çok konuşulanı Vettel olmuştur.

Start videosundan da görebileceğiniz gibi Weber’in kalkışındaki hatası pahalıya patladı. Hamilton startta birinci sıraya yükseldikten sonra bi kere pistten çıktı. Bariyerlere çarpmaması ve otomobilini çakıl havuzuna gömmemesi yarışını kurtardı. Hızlı ve istikrarlı bir yarış çıkaran Hamilton’un “Kendimden geçtim” açıklaması ile nasıl mutlu olduğunu anladık. Şampiyona da yeniden liderliğe yükselen Hamilton, Weber ile birlikte pilotlar sıralamasında arayı biraz açtı.

SPA’da beklendiği gibi Redbull’lar düzlüklerde yeterince rekabetçi değildi. Bir sonraki yarış Monza’da, o pistte de aynı şekilde düzlüklerin uzun olmasından ötürü Redbull sıkıntı yaşayabilir ancak Monza’dan sonraki yarışlarda rahatlayacaklar.

SPA, her zaman olduğu gibi, heyecan vericiydi, daha ilk turda starttan hemen sonra yağmurun kendini belli etmesi güzel bi yarış olacağının habercisiydi. Burada yapılan yarışların ortalama üçte birinde yağmur enteresan bir güzellik katıyor. Yeni kurallarla beraber neredeyse tekdüzeleşen strateji oyunları, yağmurla beraber bambaşka bir boyuta geçebiliyor. Vettel eğer Button’a tecavüz etmeseydi, yarışın sonucu gerçekten çok farklı olabilirdi. Buton’un bi iki senedir ıslak zeminde gösterdiği muhteşem performans alkışa değer, o yüzden özellikle yarışın sonlarına doğru Buton bu yarışta olmalıydı dedim kendi kendime.

Vettel’e gelirsek, acayip bir adam olduğunu daha önceki yazılarımın birinde belirtmiştim. Ben anlamış değilim bu çocuğu. Yanlış hatırlamıyorsam bugün 3 defa komiserler kurulu tarafından değerlendirilen hareketleri oldu. Button’a tecavüz etti.Pitten geçme cezası aldı. Birinin kanadını kırdı. Kendi lastiği patladı ve belki hatırlayamadığım birkaç olayı daha oldu. Bu yarışın korkulan ve en çok konuşulan adamı olduğu kesin. Ne diyeyim Allah ıslah etsin oğlum seni.. J
İşte bu da tecavüzün videosu...

Yaşayan efsane, SPA’nın en başarılı pilotu, çirkef insan, çok muhterem Schumi’ye gelirsek eğer J… Bu sezonun en başarılı yarışlarından birini çıkardı. Sıralama turlarında ki başarısızlığına bir de Barichello olayı yüzünden aldığı 10 sıralık ceza eklenince 21. sıradan başladı Schumi. Ross Brawn’ın açıklamaları ise stratejiyi hafiften belli ediyordu zaten. 21. sıradan başlayıp 7. bitirdi yarışı ve zaten artık gelecek yıla hazırlandıklarını belirten takımına ve izleyenlere F1 misyonunu henüz tamamlamadığının mesajını verdi. Ve tabi ki bu da beni çok mutlu etti açıkçası.

Alonso’da talihsiz bir gün geçirdi, önce Barichello’nun darbesi, ardından otomobilinin spin atması derken yarış dışı kaldı şampiyon. Kendisi için iyi gitmeyen yarış Ferrariciler içinde kötü bitti bu şekilde.
Massa’ya gelince istikrarlı yarıştı, etliye butluya dokunmadı, öyle olunca da reji pek göstermedi Massa’yı.

Weber için haftasonunun özeti ise şöyleydi, iyi sıralama turları ile pole pozisyonu, kötü startla bayağı gerilere düşme, iyi bir sürüşle yarış ikinciliği.

Kubica'dan bahsetmemek olmaz. Kesinlikle büyük takımların pilotu olsa şampiyon olabilir. Çok iyi yarışıyor bence, şampiyonluk da yakışır, büyük takım da...
Nasıl bir yarış olmuş sa artık podyuma çıkanlar neredeyse en az konuşulanlar, yazılanlar olmuş..
Related Posts with Thumbnails