Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

4 Mart 2012 Pazar


Gereğinin yapılması adına…
Galatasaray Başkanı Sayın Ünal Aysal, Yönetim Kurulu üyeleri ve sevgili Galatasaraylılar..

ultrAslan olarak Türkiye'de 3 Temmuz'dan bu yana yaşanan sürecin içine çekilmeye çalışılan kulübümüzde yaşananları yakından ama mümkün oldukça olaylara müdahil olmadan takip etme yolunu tercih ettik.

Bu tavrımız kimse tarafından yanlış anlaşılmamalıdır. Zira bizler Galatasaray terbiyesi, etik ve ahlaki değerlerine her zaman saygılı ve durmamız gereken yeri bilerek hareket ettik. Ancak yaşanan süreçte Galatasaray'ın adını geçmişte yaşandığı iddia edilen bazı olaylarla gündeme getirmeye çalışan ve kulübümüzün üstüne pislik atarak kendilerini aklama çabasına girenlerin tavırları karşısında bu açıklamayı yapmamız zorunlu bir hal almıştır.

Öncelikle Galatasaray'da kim olursa olsun ve her ne yaparsa yapsın Başkanlık makamına saygı esastır. Bu saygı, başkanlarımız ve yöneticilerimiz görevleri başında olduğu sürece değil, her dönemde devam etmelidir. Galatasaraylılık bu demektir ve bunun gereğini yapmayanların hangi sıfatla olursa olsun bu kulüp çatısı altında bulunması affedilemez bir hatadır.

2006 yılında yaşadığımız o tarihi şampiyonlukta emeği geçenlerden biri  olan dönemin Futbol Şube Sorumlusu eski Başkanımız Sn. Adnan Polat'a karşı başlatılan linç kampanyası maalesef Galatasaray'ın içinden çıkan bir mektupla başlamış ve Galatasaray hiçbir şekilde adının dahi geçmediği bir soruşturmaya bu mektup yüzünden çekilmek istenmiştir.

Elbette Sayın Adnan Polat ve dönemin yöneticileri bu konu hakkında gerekenleri yapacaktır ve bizim onlara güvenimiz sonsuzdur. Ama bizim Galatasaray Yönetim Kurulu ve Sayın Başkanımız Ünal Aysal'dan beklentimiz Galatasaray'ın başına bu çorabı örenlerin kulüple ilişkisinin derhal kesilmesidir.  Eski başkanını tehdit etme terbiyesizliğini gösteren, yazdığı tehdit, yalan, iftira dolu mektubu basına servis ederek Galatasaray'ın adını küçülten, Galatasaray'a görevde olduğu ve olmadığı her dönemde zarar verdiği yönünde hakkında çok açık ve çarpıcı iddialar bulunan,  Galatasaray'a hizmet aşkıyla gece gündüz çalışan kişilerin önünü kesmek ve Galatasaray'ın yoluna taş koymak için çabaladığı tüm Galatasaraylılar ve kamuoyunca malum olan, her eylemi ile Galatasaraylılığa ihanet eden bu şahıs Bülent Tulun'dan başkası değildir! Bu şahıs Galatasaray'ın Brütüs'üdür!

Biz gözümüzün önünde cereyan eden bu duruma kayıtsız kalmayacağımızı ve perde arkasında neler olduğunu da çok iyi bildiğimizi de söylemek istiyoruz. Bizler Galatasaray için gecesini ve gündüzünü birbirine katan, evinin yolunu unutan başta Fatih Terim ve ekibi ile birlikte, Oktay Mahmuti, Sedat İncesu, ve diğer tüm hocalarımız ile sporcularımızın yanında duruyoruz! Onları üzecek, incitecek herhangi bir tavır içine giren ya da buna tevessül edenlere de en sert dille tepkimiz koyacağımızı, Galatasaraylılığa yakışmayan tavırlar ve küçük hesaplar içinde olan Brütüs'lere de gereken tavrı alacağımızı açıkça ifade ediyoruz.

Siz değerli büyüklerimizden beklentimiz de adımını attığı her yeri karıştıran, 107 yıllık kulübümüzü mahkeme koridorlarında savunma yapmaya mecbur hale getiren, kulüp içinde iç huzuru bozan ve her şeyden önemlisi yazdığı mektupla Galatasaray Başkanlık makamını tehdit etme cür'etini gösteren bu Brütüs hakkında gereğini yapmanızdır. Sayın Başkanımız Ünal Aysal'ın "Danışmanım" dediği Brütüs'ün Galatasaray'a zarardan ve beladan başka bir şey getirmediğini görmezden gelmek, en hafif tabirle yakışıksız bir davranıştır.

ultrAslan olarak, Bülent Tulun adlı şahsın kulübümüzle ilişkisinin kesilmesi konusundaki duruşumuzun ve hassasiyetimizin asla değişmeyeceğini önemle belirtiyor, gereğinin yapılmasını Sn. Başkan Ünal Aysal ve Yönetim Kurulumuzdan ivedilikle rica ve talep ediyoruz.

Saygılarımızla..
ultrAslan adına Genel Koordinatör
Oğuz ALTAY


Perşembe günü yayınlandı bu yazı. Bu sene başladığından beri her geçen gün kendini geliştirdi utrAslan. Çok uzun zamandır yaptıkları çoğu şeyi ben dahil olmak üzere büyük bir kesim benimsemiyordu ama bu sene çok farklılar. Hocasına, başkanına, futbolcularına tahammülü olmayan saygısız grup gitti yerine sadece işini yapan, faydalı grup geldi sanki. 

Şimdi gelelim açıklamanın içeriğine. Kim yazmışsa eline sağlık diyelim öncelikle. Taş gediğine oturmuş, hemen hemen tüm Galatasaray taraftarlarının düşündükleri yazılmış. Abartı yok hatta eksik bile olabilir. Bülent Tulun çok hasta bir Galatasaray taraftarı olabilir, hatta bu takımı hepimizden çok sevebilir. Buna laf söyleyemem zira kimin kimi, neyi ne kadar sevdiğini tartışmak haddimize değildir. Lakin bazen fazla sevgi zarar verebiliyor. Bülent Tulun'u tanımıyoruz, sadece dışardan gördüğümüzü biliyoruz. Belki çok iyi bir insandır fakat bize zarar veriyor. Bu takıma zarar veriyor. Aynen Özhan Canaydın gibi, aynen Adnan Polat gibi Bülent Tulun da Galatasaray'a zarar veriyor. 

En iyisini ben bilirim havasıyla davranıyor ne yazık ki ve daha da kötüsü Ünal Aysal'ı da etkileyebiliyor. İyi giden takıma çomak sokabilecek hareketler yapıyor. En basiti bu takım doludizgin giderken maça Erik Gerets'i davet etmek hiçbir şekilde akla mantığa sığmıyor. Kardeşim sen bilmiyor musun bu şerefsiz basın götünden element uydurur da Galatasaray'a zarar verir. Şu ortamda, şu pislikte çamura basmamak için yönetim 2 kat efor sarfedip etraftan dolaşırken senin Galatasaray Başkanını tehdit eden mektubun çıktı ortaya. 1 milyon dolar mevzusunu söylemiyorum bile. Geçen seneki berbat durumdan çıkmak için herkes bu kadar çaba harcarken sen bizi dibe çekmeye çalışıyorsun. Eğer birazcık kendine saygın varsa çeker gidersin de gidecek adam bugüne kadar durmazdı. 

2006 şampiyonluğunda muhakkak ki payı vardır Bülent Tulun'un. Bu taraftar hala bu kadar saygılı duruyorsa o şampiyonluğun hatrınadır. Ama sabır taşırmadan içimizdeki pislikleri temizlememiz lazım. Ben Ünal Başkanın taraftarın sesine kulak vereceğini ve kısa sürede Bülent Tulun'un biletini keseceğini düşünüyor ve umuyorum. Haydi hayırlısı...

İnsanoğlu Kaypaktır!

Denize düşen yılana sarılır misali şike soruşturmasında adı geçen her takım, mali açıdan ucu kendisine dokunan her takım birbirinin götüne yapışmış bırakmıyor.. Bu kahpe birliktelik tüpçüyü federasyonun başına kadar getirdi. Hem de en büyük destekçisi kim FENERBAHÇE...
Ülen aynı fener değil miydi 2005-06 sezonunda son dakikada Hasan Kabze'nin golüyle 2-1 biten Galatasaray-Beşiktaş maçından sonra Demirören'i Fenerbahçe'ye karşı kutsal ittifakla suçlayan.
Yedikleri bok boğazlarında kalınca nasılda kaypaklaşıyor insan!

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ümit Özat'tan İnciler!


"Kovulmayan antrenör, antrenör değildir."
Gaziantepspor yenilgisiyle görevine son verilmesinin ardından Ümit Özat'ın yaptığı açıklama

28 Şubat 2012 Salı

2005-06 Sezonunda Teşvik Yoktur, ŞİKE Vardır!!!


Denizli maçında teşvik var diye bir günde ortalığı ayağa kaldırdılar. Milletimiz gerçekten balık hafızalı. O sezon Fenerbahçe'nin elle, kolla, olmayan penaltılarla kazandığı puanları ne çabuk unuttular. Daha da şaşırtıcı olanı 'nasıl' unuttular yahu? Ortalık çalkalanmıştı bu hakem hatalarıyla o sezon. Son maçta şampiyonluğu Galatasaray kazanınca pek deşilmedi Fenerbahçe'nin bu haksız puanları; ama o sezon Fenerbahçe şampiyon olsaydı hala bu şaibeli puanlar konuşuluyor olacaktı. Madem şimdi o sezonu tekrar açtılar biz de önlerine sürelim bakalım bu şerefsizce kazanılan puanları, eminim herkesin hatrında hemen canlanacaktır.. Ulan bir de 2006 Nisan'ında kulüp kasasından çıkan 1m dolar araştırılıyor, Denizli lafı yok iddianamede, buna rağmen ortalığı nasıl ayağa kaldırdılar. Allah muhafaza bizim de 10000 sayfa tape'miz olsaydı n'aparlardı kimbilir :)

Tarih 21.08.2005 - 2005/06 sezonu 3. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe sezonun ilk iki maçından da beraberlikle ayrılmış, rakibi Galatasaray ise üçte üç yapmış 9 puanla zirvede. Sarı lacivertli ekip de Çaykur - Rizespor deplasmanına çıkıyor. İlk yarıyı Okan Öztürk'ün golüyle 1-0 önde kapatıyor Rizespor. İkinci devrenin başında Nobre'nin resimde gördüğünüz hareketi ve gol geliyor. Daha sonra Semih'in de golüyle Fenerbahçe maçı 1-2 kazanıp ligdeki ilk galibiyetini alıyor ve takım moral buluyor. Maçın hakemi Metin Tokat ise, "Nobre elle kontrol etmiş; ama benim bunu görmem imkansızdı" diye açıklama yapıyor




Tarih 01.10.2005 - 2005/06 sezonu 8. hafta karşılaşması:

Fenerbahçe, Konyaspor deplasmanında. Lider Galatasaray'la puan farkı iki. Sarı kırmızılı ekip Trabzonspor deplasmanına gidecek. Trabzon, hocası Lazaroni'yi kovmuş, takımda kaos var, Galatasaray mutlak favori. Fenerbahçe'nin puan kaybı yaşamaması lazım yoksa fark daha da açılacak. Konyaspor'un başında da Aykut Kocaman var. Konyaspor ilk yarıyı 2-0 önde kapatıyor. İkinci yarıda Anelka'nın yandaki fotoğrafta gördüğünüz golü geliyor. Ve Fenerbahçe maçı çeviriyor, puan farkı açılmamış oluyor. Maçtan sonra Aykut Kocaman: “Böyle kararların alındığı bir ülkede futbol adamı olmanın da futbolla ilgilenmenin de hiçbir anlamı kalmamıştır. Görevimden istifa edip, futbol hayatımı da noktalamak istiyorum“ şeklinde bir açıklama yapıyor ve kamuoyuna bomba gibi düşüyor bir Fenerbahçe efsanesinin yaptığı bu açıklama. Derken gel zaman git zaman Aykut hoca futbolu bırakmıyor tabiki ve bir daha bu konu hakkında tek kelime etmiyor...



Tarih 29.10.2005 - 2005/06 sezonu 11. hafta karşılaşması:

Bu sefer rakip Gaziantepspor, yer Şükrü Saraçoğlu Stadı. Hadzıbegiç yönetiminde çıktığı 5 deplasman maçında 4 galibiyet alan bir Gaziantepspor takımı var. 90 dakika 0-0 sona eriyor. Derken 90 +2'de Alex ceza sahası içinde herhangi bir müdahale yokken kendini yere atıyor ve kazanılan penaltıyı yine Alex gole çeviriyor. 90 +2'de olmayan penaltıyla maç ve 3 puan kazanılıyor. Bu hafta başlamadan önce Galatasaray'la puanlar eşit. Bu hafta ise Galatasaray, Ankara'da İsmail Güldüren'in ceza sahası içinde Hakan Şükür ve Ümit Karan'a güreş yeteneklerini gösterdiği maçta Gençlerbirliği'ne 2-1 kaybediyor, İsmail Güldüren 90 dakika sahada kalıyor, liderlik el değiştiriyor..


Tarih 31.01.2006 Türkiye kupası Kayseri Erciyesspor maçı:

Fenerbahçe yönetimi o sene 23 yıldır kazanamadığı Türkiye kupasını kazanmak için de gözünü karartmış. Gruptan çıkabilmek için Fenerbahçe'nin mutlak puana ihtiyacı var. Rakip deplasmanda Kayseri Erciyesspor. Maçın sonlarına doğru Agali'nin kafa vuruşunu Luciano ceza sahası içinde elle kesiyor. Bir sürü tartışma, olay; ama hakem Hakan Sivriservi penaltıyı vermiyor. Maçtan sonra MHK başkanı Mustafa Çulcu, hakem Hakan Sivriservi'nin ve birinci yardımcı hakemin 6 hafta süper lig maçı yönetemeyeceğini açıklıyor; ancak Fenerbahçe bu maçtan aldığı puanla bir üst tura çıkıyor..



Tarih 11.02.2006 - 2005/06 sezonu 21. hafta karşılaşması:


Bu sefer rakip Samsunspor yer Samsun 19 Mayıs Stadı. Maç ortada gidiyor. Derken ceza sahası içerisinde yandaki resimde görülen pozisyonda, kaleci Kerem'in eliyle arasında neredeyse yarım metre mesafe olmasına rağmen Nobre kendini yere atıyor. Hakem Serdar Tatlı penaltı noktasını gösteriyor ve Kerem kırmızı kartla oyun dışında kalıyor. 10 kişi kalan, üstelik kalecisi atılan rakibi karşısında Fener karşılaşmayı 5-0 kazanıyor. Maçtan sonrasına Kerem'in gözyaşları ve Nobre'nin pişkinliği damgasını vuruyor. Ve gerçekten artık Fenerbahçeliler bile bu pozisyonu savunmuyorlar..
 
 
 
 
 
 
 
Şimdi soruyorum beyler: Sezonun son maçı olan Denizli maçına gelene kadarki bu şaibeli puanların hesabını kim verecek???

Kendi Çapımızda Scoutluk Yapıyoruz [4] // Vladimir Weiss

30 Kasım 1989 doğumlu Slovak ofansif orta saha oyuncusu. Kanatlarda görev yapıyor. Çok süratli, teknik ve seri bir oyuncu. Yavaş yavaş kendini göstermeye de başladı. Son üç sezonda sırasıyla Bolton, G.Rangers ve Espanyol'a kiralandı. Bonservisi Manchester City'de. Bu şekilde City kadrosunda kendine yer bulamaz; ancak ligimizde üç büyüklerde de rahatlıkla ilk 11'e girer. Bu sene Espanyol'da iyi maç performansları sergiliyor. Allah'tan istatistikleri 2 gol, 3 asist civarında seyrediyor şu anda, bu da bonservisinin patlamamasını sağlıyor. Ortalama 5m€ civarında bir bedelle bonservisi alınabilir ve elini öpene 10m€'a satılır. Galatasaray'da görmeyi çok istediğim bir isim. Yarınki Slovakya-Türkiye maçında bir şov yaparsa öbürgün saygın spor gazetelerinde bizim büyüklerle adı geçmeye başlar zaten :)

Alışamadıklarımız! #7 [Sergen Yalçın - Fenerbahçe&Trabzonspor]

Ligimizde dört büyüklerin de formasını giymiş tek futbolcudur Sergen Yalçın. Eğer Burak Yılmaz Galatasaray'a gelirse ikincisi de o olacak..

Türkiye'nin yetiştirdiği tartışmasız en yetenekli futbolculardan biridir Sergen. Ancak napalım adamın gözü yükseklerde değil. "Bir tarafımı yırtıp Real Madrid'de oynayacağıma İstanbul, Siirt takılırım" mantığıyla 30 yaşına kadar orada burada sürünen bir kariyeri oldu malesef. İkinci Beşiktaş döneminde o meşhur göbeğiyle bile neler yaptıklarını hatırlarsak, kendisine ne kadar yazık ettiğini daha iyi anlarız..

Sergen dört büyüklerde de oynamıştı dedik. Kendisi Beşiktaş'lı Sergen'dir zaten hiç tartışmasız. Ancak Galatasaray'lıların kalbindeki yeri de ayrıdır. Sarı kırmızılılara gelişi de gidişi de efendice, takıma katkısı da muazzam olmuştur. O yüzden Galatasaray formasına da aşinayız Sergen'in. Ama diğer iki büyük takımda kayda değer hiçbir şey yapmamıştır, dolayısıyla hafızalarda pek yer etmemiştir..

1999-00 sezonu başında Fenerbahçe tarafından kiralandı Sergen Yalçın. Fener'in başında Rıdvan Dilmen vardı. UEFA kupasından elenince Rıdvan istifa etti, yerine Zeman geldi. Moshoeu'yu sağa çiviledi, Sergen'i sola çiviledi, takım battı Sergen sallamadı derken devre arasında sözleşme fesh edildi..

Arada Galatasaray'ın efsane sezonunda yer alma fırsatı buldu Sergen; ama sene başında iki tane gerizekalı UEFA kupası maçı oynadığı için efsane kadroya ismini yazdıramadı..

2000-01 sezonu için Trabzonspor'a transfer oldu. Lange'li, Jarko'lu, Tamer Tuna'lı karadeniz ekibinde de beklentilerin gerisinde kaldı Sergen. Bunda tabi oynadığı takımların kötü jenerasyonuna denk gelmesi, takımın hedefsizliği, Sergen'in mutlu olmaması gibi etkenler de önemliydi..

Derken Sergen 2001-02 sezonu başında bir şeylerin farkına vardı. Galatasaray'a transferiyle birlikte Lucescu'nun talimatlarına itiraz etmedi, fazla kiloları verdi, antrenmanları aksatmadı ve bugün kendisini bu şekilde hatırlamamıza olanak sağladı. Fener ve Trabzon'da geçirdiği bu berbat iki sezon olmasa belki de hiç akıllanmayacak, 'napıyorum lan ben' demeyecek ve hatta hiçbir zaman efsane olamayacaktı. Ve biz de yukarıdaki Fenerbahçe ve Trabzonspor formalarının yanına Galatasaray ve Beşiktaş formalarını da ekleyip şöyle diyecektik: "Sergen Yalçın da Mustafa Kocabey gibi, Tarık Daşgün gibi gelecek vaad eden bir yetenekti; ama kendisini bir türlü geliştiremedi"

Yeni Federasyon Başkanımız YD


Beşiktaş kurtuldu, şimdi federasyon düşünsün! Aynen Şişko Nuri'nin repliğindeki gibi ;

-Babam çok zengin benim. Alacam federasyonu, vuracam kırbacı vuracam kırbacı!

27 Şubat 2012 Pazartesi

Beşiktaş Nasıl Kurtulur?

"Galatasaray'a sene başından beri o kadar transfer yapıldı ama hala takımda eksik var, Adnan Polat yönetimi takımı nasıl boşalttıysa artık" diye bir yorum okumuştum geçenlerde. Şu anda Beşiktaş'ın durumu da aynen böyle. Tüpçü öylesine laçka ve boş bir kadro kurmuş ki elini taşın altına sokacak yönetimi büyük bir enkaz bekliyor. Kağıt üzerinde kalabalık bir kadro var; ama iki sakatlık oldu mu kadro kurulamıyor, o derece boş bir kalabalık var Beşiktaş takımında.

Son söylemem gerekeni ilk söyleyeyim; kesinlikle Fernandes, Ernst ve Sivok hariç bütün yabancılar gönderilmeli, kiralıklar kesinlikle satın alınmamalı. Yazının devamında bunları ayrıntılı anlatıyorum zaten.

Öncelikle kaleden başlamak lazım. Rüştü bir takımda bulunabilecek neredeyse en iyi yedek kaleci. Dünyanın en tecrübeli kalecilerinden biri, ihtiyaç duyulduğunda oyuna girip görevini yapabilecek, sırıtmayacak, takıma da güven verebilecek bir eldiven. Yedek olarak kadroda tutulmalı. Cenk ise büyük takım kalecisi değil. Defansa güven vermiyor, takımı rahatlatmıyor. Yenecek her pozisyonu yiyor. Eğer büyük takımsan, bu ligde şampiyonluk hedefliyorsan, Avrupa'da adından söz ettirmek istiyorsan Cenk kesinlikle olmaz. Gönderilmeli, yerine de yerli kaleci alınacaksa Sinan Bolat ilk sırada düşünülmeli. İkinci sırada da Onur Recep Kıvrak düşünülebilir. Tolga Zengin Trabzon'lu olduğu için alınması soz olabilir; ancak Onur için aynı durum söz konusu değil. Trabzonspor'un futbolcularını elinde tutabilme başarısı(!) göz önüne alındığında imkansız bir transfer değil. Beşiktaş'san uğraşıp alacaksın kardeşim..

Savunmaya geçersek kesinlikle bir sağ bek şart. Malesef yerli sağ bek sıkıntımız zaten malum olduğundan yabancı pazara yönelinebilir. Valencia'daki Miguel düşünülebilir mesela. 32 yaşında. İki sene daha iyi performans sergiler Türkiye'de, iş ahlakı da iyi bir futbolcu, takımı küçümsemez. Kesinlikle takıma faydalı olacaktır. Yedek olarak Ekrem Dağ her zaman iyi bir rotasyon elemanıdır. Ekrem'in şanssızlığı kadronun boktan olması sebebiyle kendisine gereğinden fazla ilk 11'de oynama gerekliliği düşmesi. Ekrem sürekli banko oynayacak oyuncu değil; ancak her zaman iyi bir yedektir. Stoperleri zaten en sağlam bölgesi Beşiktaş'ın. Sivok, Egemen, Ersan ve Toraman iyi bir dörtlü. Atınç da bir Anadolu klübüne kiralanabilir. Sol bekte de İsmail ve Tanju vasat bir rotasyon; fakat sağ bek sıkıntısı da malum olduğundan ve yabancı bir sağ bek alınmak zorunda olduğundan yerli sol bek olarak ikisiyle bir sene daha idare etmekten başka çare yok. Zaten kötü bir rotasyon değil sadece vasat kalıyorlar..

Orta sahada Ernst, Fernandes ikilisi banko oynamalı. Oldukça sağlam bir ikili, Fernandes'in yetenekleri de cabası. Süper lig'in Selçuk ve Melo'yla beraber en iyi göbek ikilisi tartışmasız bunlar. Yanlarındaki üçüncü isim de Necip veya mutlaka transfer edilmesi gereken Alper Potuk ve Soner Aydoğdu'dan biri olmalıdır. Yukarıda da söylediğim gibi Beşiktaş'san gidip alacaksın kardeşim. Aurelio da tecrübeli rotasyon elemanı olarak bir sene daha kalabilir.

Kanatlar işte büyük problem. İlk 11 düzeyinde transferler yapılması lazım bu mevkilere. Q7 ve Simao'nun arkalarına bakmadan gönderilmesi lazım. Öncelikle Quaresma'dan başlayalım. Çok yetenekli futbolcu kardeşim tamam; ama futbolu bilmiyor ulan bu adam. Yetenekli olmakla takım için faydalı olmak farklı şeylerdir. Quaresma topu adamın bacak arasından geçirip götünden çıkarabilecek kadar yetenekli futbolcu ama topsuz alanda oynama, gol yollarına yaklaşma zekası yok bu adamda. Böyle olunca gol yollarında en etkili olması gereken mevkilerden birinde, üstelik takımın en güvendiği isimken takımı bir kişi eksik oynatıyor. Guti'nin de dediği gibi "Beşiktaş bir sirk takımı değil, futbol takımı!" Simao ise futbolu çok iyi bilen bir adam. Türkiye ligi standartlarının da üstünde evet. Ama adam doymuştan da öte, futbolu bu kadar mı sikine takmaz bir adam mına koyayım. Hala bu adamda ısrar etmenin mantığı nedir? Yol vereceksin bu ikisine de.. Bu bölgeye transfer edilirse iyi olacağını düşündüğüm birkaç isim var. Öncelikle Espanyol'da kiralık oynayan Vladimir Weiss. Bonservisi Manchester City'de ama siksen orada oynayamaz. 89'lu adam. Topla ve topsuz çok süratli, teknik ve takım oyuncusu. Yaklaşık 5m €'ya bonservisi alınır ve elini öpene 10m €'a satılır. Takıma faydası da cabası. Aslında Galatasaray'a alınmasını çok istediğim bir isim; ama konumuz Beşiktaş:) Bu scout'luk konusunda da iddialıyım, itusözlük'te Eden Hazard ve Michel Bastos başlıklarını açmışlığım vardı sözlükçülük yıllarımda:) O yüzden tekrar yazmak istiyorum beni heyeanlandıran bu ismi: Vladimir Weiss!! Bunun yanında bonservisi elinde olan Florent Malouda da iyi bir transfer olur. Uygun bir bonservis bedeliyle alınabilecek Joe Cole'u da listeye dahil edebiliriz.. Bir de Yasin Öztekin o bölgeye iyi transfer olur, eğer Cavcav anasının nikahını istemezse tabi.. Elimizde de Veli ve Burak var rotasyon elemanı olarak, böylece kanat konusunu da geçiyorum.

Forvet hattında ise transferi bırakın birkaç futbolcu takımdan gönderilirse takıma daha çok fayda sağlanır. Almeida, Edu ve  Holosko gönderilmeli. Bebe konusunda yorum yapamayacağım zira adamı izlemedik, tekrar kiralanır mı kiralanmaz mı bilemeyeceğim, genç oyuncu. Mustafa Pektemek ise artık ilk 11 oyuncusu olmalı. Ancak yine de en az onun kadar kaliteli ve takıma faydalı olabilecek bir santrafor daha alınmalı. Burak Yılmaz tekrar Beşiktaş'a gelir mi bilmem ama PSG'de babalar gibi Mevlüt duruyor. Pektemek'le çok güzel rotasyona girerler, çift forvet oynadıklarında da birbirlerini tamamlarlar. Pektemek daha çabuk ve yüzü kaleye dönük oynayan bir forvet. Mevlüt ise arkası dönük oynamayı seven, yere sağlam basan, hava toplarına hakim ve çok kuvvetli bir santrafor. PSG'de de kadroya giremiyor, alıp getireceksin. Ve de eğer geleceğin takımını kuruyorsak Gaziantep'ten Muhammed Demir'in de kadroya katılması taraftarıyım. Defalarca yazdığım gibi Beşiktaş'dan alacaksın kardeşim. Tabata'lara, Alves'lere falan abuk subuk paralar verdiysen, bu adama da biraz vereceksin..

Biraz fantezi bir yazı oldu; ama çok da mantıksız hayallere kapıldığımı düşünmüyorum. Kandi çapımda scout'luk yaptım denebilir. Son olarak oluşan kadroyu bir yazayım buraya..

----------------Sinan Bolat/Onur Kıvrak
------------------------(Rüştü)

Miguel-----------Sivok-----------Egemen-----------İsmail
(Ekrem)---------(Ersan)---------(Toraman)---------(Tanju)

-------------------Ernst-------------Necip
------------------(Soner)---------  (Alper)
-----------------(Aurelio)

Malouda/Joe Cole---------Fernandes--------------Vladimir Weiss
--(Burak/Yasin?)-------(Muhammed Demirci)---------(Veli/Bebe?)

-----------------------M.Pektemek/Mevlüt
---------------------- (Muhammed Demir)
------------------------(Mehmet Akyüz)

Ne diyorsunuz??.....

Siktir Pişkin Mahluk!


Beşiktaş basketbol takımı iyi giderken, futbol takımı da avrupada doludizgin giderken kaçacrasına klübü terk etmesine bir anlam veremedik. Üstüne şimdi bir de 103 milyon dolar'dan vazgeçtiğini açıkladı. Ulan benim hayatım boyunca yüzde birini bile göremeyeceğim bir paradan vazgeçti adam. Neler dönüyor beyler???

Şimdiye kadarki federasyon başkanlarının en iğrenci, en haysiyetsizi, en yüzsüzüyle karşı karşıyayız. Beşiktaş'ı halletti şimdi tüm Türkiye'yi becerip rahatlayacak. Şike iddanamesinde adı geçen bir sanığın başkan olmasını destekleyen herkes bunun vebali altında ezilecektir.

Yönetim listesini okuyunca da hayal kırıklığına uğradım: Yazıklar olsun Fethi hocam!!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Şen Ola Zambiya!


Uzun süredir yazmıyorum ama bunu yazmasaydım olmazdı. Afrika Kupası benim için Eboue dışında bir şey ifade etmiyordu bu sene ama çeyrek finalle beraber yakından ilgilenmeye başladım zira Zambiya ilgi çekmeyecek gibi değildi. Hikayelerini çoğunuz biliyorsunuzdur ama yine de özet geçelim. 27 Nisan 1993'te şu an turnuvanın düzenlendiği ülke olan Gabon'da uçakları düşmüş ve 18 oyuncuları ölmüş. Bugün oynayan kadrodaki oyuncuların bir kısmı daha doğmamıştı ya da çok küçüklerdi. Ama şimdi favori olmadıkları, hatta gruptan çıkmaları bile şaşırtıcı olan Afrika Kupası'nın sahibi oldular, hem de Gabon'da. Abilerinin yüzleri gülüyordur oldukları yerde muhtemelen.

Çok sevdiğimiz Ozan Abi'nin blogunun adı güzeldir ve manalıdır, buraya da çok uyar. Futbol ezilen halkların mutluluğudur! Bu tür sonuçların artarak sürmesini dileyelim ki futbol izlemek için neden çıksın bize de.

Fotoğraf footballove blogdan.

20 Ocak 2012 Cuma

Gökhan Zan'la Fatih Terim Arasında Ne Yaşandı??


Ezbere futbol konuşan, Rıdvan'ı ciddiye alan kitlenin genelinin sevmediği bir futbolcudur Gökhan. Takımdaki futbolculardan en ön yargıyla yaklaşılanı tartışmasız kendisidir. Biraz objektif olalım bakalım. Bu sezonun ilk 8 maçına ilk 11'de başladı Gökhan, 6 maçta da 90 dakika sahada kaldı. Sekizinci maç olan Gaziantepspor maçının 33. dakikasında sakatlandı, yerine oyuna giren Servet de on dakika sonra fiziksel yetersizliğinden ötürü adamını kaçırıp kırmızı kart görünce her şey değişti. Semih kadroya girdi, bir daha da formayı bırakmadı, çok sevindik falan..

Objektif bir değerlendirme yaparsak Gökhan bu sene oynadığı maçlarda Beşiktaş'taki ilk sezonunu anımsattı. Fizik olarak mükemmel durumdaydı, sakatlanmıyordu, iyi maçlar çıkarıyordu ve kesinlikle Servet'ten çok daha hazır durumdaydı. Tek eksisi çok pas hatası yapmasıydı, bu da Fatih Terim'in oyunu kurma görevini kendisine vermesiyle alakalıydı. Aldığı her topu sağındakine solundakine verip hiç dikine oynamaya kalkmasa ne hatasını söyleyebileceklerdi Gökhan'ın?

Gaziantepspor maçından sonrasına bakalım. Kayseri, Mersin, Beşiktaş ve Sivas maçlarında ilk 18'e bile giremiyor Gökhan. Sahaya Ujfa-Semih ikilisi çıkıyor, yedekte de Servet var. Gökhan esame listesine dahil değil! Peki ne oluyor sonra, 4 hafta yedek olarak bile kadroya giremeyen Gökhan, 5.hafta Gençlerbirliği maçında ilk 11 başlıyor. Servet-Gökhan ikilisi çıkıyor sahaya. Ve tribünde izlediğim bu maçta en az 3 defa Servet'in arkasına kaçırdığı topa hızla fırlayıp tehlikeyi önlediğini gördüm Gökhan'ın. Servet fizik olarak kötü durumda olmasından dolayı topa girmeyip hep kaçak güreşirken (ki Servet bu konuda çok zeki bir futbolcudur), Gökhan bütün toplara basıp Gençlerbirliği ataklarını başlamadan bitiriyordu. Lafın kısası Servet'ten iki gömlek daha iyi durumdaydı Gökhan. Ama nedense üç gün sonraki Fenerbahçe maçında yine Servet yedekler arasındaydı, Gökhan 18 kişilik kadroda yoktu! Ve sonraki lig maçlarının hiçbirinde yine kadroya giremedi Gökhan. Semih'in cezalı olduğu ilk yarının son maçı Manisa maçında bile ilk 18'e alınmadı..

Son olarak kupadaki Adana Demirspor maçında Servet'in sıçtığını kaç kez gördük, hem de bu kez tribünde olmaya da gerek yoktu, öyle gerzekçe hatalar yapıyordu ki Servet, ekran başından da çok net fark ediliyordu, fark etmeyenin art niyetli olması lazımdı.. Ancak 3 gün sonraki Karabük maçında yine Servet ilk 11'deydi ve Gökhan yine yedekler arasında bile değildi..

Şimdi merak ettiğim soru şu: Fatih Terim'le Gökhan arasında ne geçti?? Fatih Hoca ki en formsuz zamanlarında bile milli takıma çağırmıştı Gökhan'ı. Şimdi ne oldu ki bu kadar formda ve hazır durumdayken kesik yedi Gökhan? Adam kaç maç 18 kişilik kadroya bile girmiyor, birdenbire ilk 11'e alınıyor, çıkıyor oynuyor ve yanındaki hıyarın da açıklarını kapatıyor, sonraki maçta bir daha 18'de yok.. İşler bu kadar tıkırında giderken kimsenin dikkatini çekmiyor bu durum; ama Fatih hoca sanki çaktırmadan bizle taşak geçiyor, üstelik yılar sonra ilk defa Gökhan bu kadar formda ve bu kadar istekli oynarken.. Şaka bir yana ne geçti bu adamla aranızda hocam, neden emeğinin karşılığı verilmiyor Gökhan Zan'a??

10 Ocak 2012 Salı

Günün Anlam ve Önemi Budur!!!


9 Ocak 1996 doğumlu Berk Yıldız bugün Galatasaray A Takımıyla resmi bir maça çıktı. Fatih Terim'den oldukça anlamlı bir doğum günü hediyesi olmuş. İşte bize Mertan Caner Öztürk'ün ilk maçında oynadığı güzel futbolu, Okan Derici'nin ilk defa forma giymesini bile unutturan günün anlam ve önemi budur. Adam 15'ini yeni bitirdi ulan, helal olsun İMPARATOR!!!

9 Ocak 2012 Pazartesi

Acınız Acımızdır!


Popüler bir ismin ayağı kaysa saygı duruşu yapan federasyonumuz yine gösterdi popülistliğini. Bölgesel Amatör Lig'de yer alan Keşanspor otobüsü kaza yaptı ve 2 tane gencecik insanımızı kaybettik bu kazada. Basiretsiz federasyonumuz yine gösterdi iş bilmezliğini ve gencecik çocuklarımız için bir saygı duruşu bile yaptırmadılar. Şurada çok güzel bi haber var, mutlaka okuyun.

Tüm spor camiasının, ülkemizin, Keşanspor'un ve özellikle ölenlerin ailelerinin başı sağolsun. Acıları acımızdır!

Bay Bay Ankaragücü!


"Taraftarların üç kuruşluk bütçelerinden ayırıp futbolculara prim vermesi bile Cemal Aydın, Melih Gökçek, Cengiz Topel Yıldırım gibi isimlerin vicdanını sızlatıp toplanmalarına vesile olmuyorsa; kimse kusura bakmasın bay bay Ankaragücü..."
Hakan Can

8 Ocak 2012 Pazar

Kazım Kazım & Sarı Sarı

2001-2002 sezonunda bir süre formsuz maçlar çıkaran Ümit Karan da denemişti bu yöntemi. Hemen ardından Sami Yen'de oynanan PSV Eindhoven maçını 2-0 kazanıp Nantes'in ardından ikinci olarak şampiyonlar liginde ikinci tura yükselmiştik. Ümit de eski formunu yakalamıştı, özellikle Avrupa'da çok güzel maçlar çıkarmıştı malumunuz..
Umarım Kazım'a da yarar bu uğur denemesi, formsuzluğunu bir an önce atlatır. Gerçi önümüzdeki maç Adanademir maçı pek kıstas olamaz ama olsun, iyi bir Kazım tek başına alır o maçı..
Related Posts with Thumbnails