Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

28 Kasım 2009 Cumartesi

Bursaspor-1 Galatasaray-0 /Bayram Mı?



Öncelikle ara ara çirkeflik yapsalar da Bursaspor'u kutluyorum. Muhteşem oynadılar. Özellikle Ergic-Krita-Zapotocny muhteşemdi. Ivankov işini yaptı. E zaten sahada 4 yabancısı vardı Bursaspor'un ve hepsi çok iyiydi. Yabancı tercihleri ne kadar önemli değil mi? Bursaspor sahaya 4-2-3-1 gibi bir dizilimle çıkmıştı. Sağbekte defansif yönü kuvvetli Tuna vardı ki Volkan Şen'in arkasında böyle birinin oynaması lazımdı zaten. Stoperde istikrar abideleri Ömer-Zapo vardı,hata yapmadılar. Solbekte Mustafa Keçeli -ki en zayıf halka olduğunu düşünüyordum- açık vermedi ne Keita'ya,ne Arda'ya ne de Kewell'a. Sabri çıktığı zaman biraz zorladı o kadar. Ozan İpek de sık sık yardım etti defansa,hatta ofanstan çok orda gözüktü. Krita-Ergic ikilisi maç boyu Topal-Sarp-Barış üçlüsüne üstünlük sağladılar,hem de açık ara. Krita her topa müdahale etti. Ergic de hızlı atağa çıkardı takımını. Muhteşem bir de şut attı ki gol olsa gerçekten alkışlayabilirdim. Ergic'i çok beğendim,getirenlere helal olsun. 3'lünün solunda Ozan İpek,sağında Volkan Şen,ortada da Sercan vardı fakat Sercan sola çok sık kaçtı,Ozan da ortaya. Sercan savunmayı çok iyi dağıttı ama Galatasaray'la transfer konusunda flörtünden midir nedir son hamlelerde hep kötüydü. Ozan İpek çok iyi savunma yaptı. Volkan Şen ilk yarı ıslıklanırken,maçın kahramanı oldu birdenbire. Attığı golde vuruşu mükemmeldi,topun önüne düşmesi şansıydı. Volkan bencilliği bırakırsa çok daha büyük takımlarda rahatça oynayabilecek kapasitede. Turgay ilerde tekti ve çok rahatsız etti Servet-Gökhan ikilisini,hatta ara ara Hakan Balta'yı. Sonradan giren Batalla çok güzel bi şut attı ki Türkiye'de çok az kişi atabilir o şutu. Leo Franco yine öndeydi ve son anda çıkardı. Ertuğrul Hoca takımı çok iyi hazırlamış maça fakat keşke Galatasaray'ın üstüne gidip farkı arttıracak kadar cesur olsaydı.

Bursaspor maçı sonuna kadar haketti. Aksini söyleyen taş kesilir. Fakat hakem arkadaşa değinmeden geçemeyecem. Blogun okuyucuları bilir,hakem hakkında pek konuşmayız. Fakat bugün gerçekten Halis Özkahya'nın iyi niyetine inanmadım. Her hareketinde bir artniyet,her çaldığında bir sonrayı düşünme vardı. Maçı 0'a bağlamak ister gibiydi.Golden önce çalmadığı Galatasaray lehine faullere bakın,bir de gol sonrası çaldığı saçma sapan faullere bakın. Her pozisyonda itekleyen,topuğa vuran Tuna ve Mustafa Keçeli'ye maçın sonlarına kadar faul bile çalmadı. Kewell'ı ve Arda'yı delirtti resmen. Fakat 65'ten sonra normalde çalınmayacakları bile çalmaya başladı. Ayrıca son pozisyonda Ozan İpek'i atmayacaktı ki Neeskens tepki gösterince mecbur kaldı. Yoksa elinde sarı kartla koşuyordu olay yerine. Olay çıkınca sarı kartta elde kalmasın bari diye Sabri'ye gösterdi,Ozan İpek'i de Neeskens'e saygıdan attı.



Galatasaray'a geleyim yavaş yavaş ki hiç istemiyorum bunu. Ortada rezil bir futbol var ve bunda payı olmayan tek isim Leo Franco ki o da hiçbir şey yapmayarak ortak aslında. Maç kurtarmasını beklemek hayal oldu bari kolay topları al Leo. Atletico Madridim kurtuldu bu adamdan darısı Galatasarayımın başına. Servet-Zan-Balta üçlüsünü topla,bugün Zapotocny kadar mücadele bulamazsın. 3'ünün toplam inanmışlığından,hırsından fazla inanmıştı "gavur" haliyle Zapo. Amansızdı resmen ki bu bizim milli oyuncularımıza özgü bi özellik değil mi? Pardon bizimkilerin amansızlıktan anladığı "beyinsiz ol"... Hakan Balta sigarayla yakalandığı günden beri berbat durumda ki bu hiç alışık olduğumuz bi durum değil. Kendine çok acil çekidüzen vermezse formayı Caner'e kaptıracak. Servet top alıp çıkardı,hala yapıyor bi de ona ekürisi Gökhan Zan eklendi. Gören de birini Pique birini Puyol sanacak. Ertuğrul 1-0'a yatmasa fark atabilirlerdi şu savunma varken. Ortadaki 3 çapaya ayrı paragraf açacam. Arda,Kewell,Keita üçlüsünü bu kadar etkisiz göreceğim aklıma gelmezdi. Özellikle Kewell ve Keita'ya güveniyordum bugün. 4 maçtır formasından ayrı olan Keita patlar diyordum ki elimizde patladı. Attığı muhteşem şut hariç sahada yoktu ki hiçbiri yoktu sahada. Arda sürekli 3 kişinin arasına daldı,sürekli topun sahibi gibi davrandı. Hasan Şaş'tan kurtulduk bu çıktı başımıza şimdi de!!! Umarım bu 3'lüyü bi daha böyle kötü görmeyiz.



Muhteşem 3'lümüz. Orta sahada 3 defansif özellikleri fazla ayrıca topla da az çok oynayabilen adamla oynayınca top genelde bizde kalacak sanıyordum. Hani pres yaparlar,sonra da yan paslar falan.Meğer bunlar sadece yan pas yapıyormuş,e pres yapmayınca topu da kapamadık yan pas da yapamadık.Mustafa Sarp kötünün iyisiydi diğerleri berbattı. Özellikle Topal'ı hiç beğenmedim bugün. Barış da topu kapıp hemen geri sayısında rekor kırmış olabilir zira ben sayamadım!

Takım o kadar kötüydü ki Sabri takımın en iyisiydi çok da iyi oynamamasına rağmen. İlk 30 dakika o da saçmaladı ki Neeskens de çok kızdı bu sürede ona. Ben özellikle bi pozisyona takıldım. 30.dakikada Galatasaray ilk defa Bursa'yı ceza sahasına sıkıştırmış,topu çeviriyorlar,Bursa iyice yaslandı. Ta ki Topal topu ters tarafa,yani Sabri'ye atana kadar. Orada ne yapıldığını bilincine varamayan Sabri sanki yıllardır bunu becerebilmiş gibi havadan gelen topa ayak içiyle gelişine orta yapmaya çalıştı. Tabi ki sonuç muamma,tribünlerde toptan kaçmaya çalışan insanlar. Neeskens orda tam deliye döndü,Sabri de ordan sonra akıllandı. Sabri mental özelliklerini de tamamlıyor galiba derken düşünmeden yapılan bu hareket anlamsız geldi bana! Ama maçın gerisinde Galatasaray'ın tek iyisiydi,hakkını vermek lazım.


Johann Neeskens takımın başında tek başınaydı bu sefer. Oyuna müdahalede geç kaldı ki Rijkaard da olsa aynı şeyleri yapardı bence. İlk yarı boyunca tek pozisyonumuz Keita'nın çektiği inanılmaz şuttu o da ne kadar pozisyon sayılırsa. Arda'dan tek forvet olmayacağı ilk yarı sonunda da anlaşılmıştı ki bugün Arda'dan hiçbir şey olmayacağı da anlaşılmıştı ilk yarı sonunda. 2.yarıya Elano ve Nonda'yla başlamasını beklerdim hocadan ama olmadı.

Neeskens'i çok seviyorum.İlk geldiğinde sadece saygı duyuyordum ki saygı duymak zorundayım,kariyeri belli. Ama önce oğlunu altyapımıza getirerek kazandığı sempatiyi,sevgiyi bugün oyuncusu için gerekirse kavga bile edebileceğini göstererek katladı. Ozan İpek gibi genç bir oyuncunun ona karşılık vermesi üzücüydü ve yakışmadı açıkçası. Kariyerini,adamlığını geçtim yaşına hürmeten Ozan'dan özür beklerdim fakat seyircinin gazına geldi ve kırmızı kartı da görüp kendini yaktı!


Ve maçın en güzel enstantanesi. Volkan Şen muhteşem bir gol attı,Ergic müthiş bir şut çıkardı,Batalla çok güzel bir aşırtma denedi,Keita bir füze yolladı ama bu hareket hepsini solladı. Maçtan önce rüyasında gol atacağını gördüğünü söyleyen kulüp müdürü Osman Nuri Biçer'in elini öperek bir anlamda çifte bayramını kutladı Volkan Şen. Çok güzel bir görüntüydü. Tebrikler Volkan...

27 Kasım 2009 Cuma

Hayırlı Bayramlar

Sağlık,mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle. Bayramınız mübarek olsun...

Kazım Kazım

Kazım'a 4 maç ceza verilmiş PFDK tarafından. Hakemi itip,oyuncuya "p.ç kurusu" diyen Emre'nin 3 maç,yumruk atan Keita'nın 3 maç aldığı yerde bu ceza çok çok fazla... Fenerbahçe Tahkim'e gitmeyi düşünmüyormuş ama bence kesinlikle gitmeliler ve ceza en fazla 3 maç olmalı ki bence 2 maç yeter. Sadece şımarık olduğu için,antipati topladığı için bu kadar üstüne gidilmemeli Kazım'ın. Sonuçta onun düzelmesini sağlamak da Fenerbahçe'nin elinde ve bu kesinlikle iyi bir yol değil Kazım'ı kazanmak için.

Sorular Cevapsız Kaldı!



Keşke hep Sixers formasıyla kalsaydın. Keşke seni bir daha Sixers formasıyla görebilsek. Keşke böyle olmasaydı!!!

Allen Iverson nam-ı diğer The Answer bir mektupla emekliliğini açıkladı. Haberi daha önce aldım ama yazamadım. Ben de çoğu yaşıtım gibi NBA'i Majesteleriyle öğrendim ama bana NBA'i sevdiren adamdır Iverson. Saç stiliyle,asiliğiyle,crossoverlarıyla,Philadelphia taraftarıyla bütünleşmesiyle,hiçbir şekilde boyun eğmemesiyle. Sahalarda diğerlerine nazaran kısa olması dolayısıyla içimizden biri gibiydi,mahallede her gün beraber oynadığımız arkadaşlarımızdan biri gibi. Lakers'ın ligi domine ettiği,finale kadar doğru düzgün maç vermeden geldiği seride ilk maçta yaptıklarını unutmak mümkün mü? Seriyi 4-1 kaybetmiştik ama aklımızda hep ilk maç vardı,Iverson'ın 48 sayılık dev performansı vardı. Okula geç kalmıştım uzatmaya gittiği için maç ama değmişti. Özellikle Lue'ya yaptığı crossover ve "Ben bunu bütün sene yaptım." diyerek yere düşen Lue'yu daha da aşağılaması mükemmeldi.


Bir basket dergisi Iverson eki vermişti. Her sayfasını ezberlemiştim,her resmini kesip dolabıma yapıştırmıştım. Gazeteler Iverson resmi versin diye beklerdim,o zaman netten filan anlamazdık tabi :) Kobe'den nefret ederdim -ki hala pek hazzetmem- sırf Philadelphialı olup bizde oynamadığı için! Iverson da sevmezdi bence onu,sırf bu yüzden. Neyse uzatıp iyice duygusala bağlamaya gerek yok,NTVSpor emeklilik mektubunun Türkçesini vermiş. Okumak isteyenler için link!


Lue'yu rezil ettiği videoyu da verelim de tam olsun :) Youtube izleyemeyenler için Link!



Ayrıca Dwight Howard'a verdiği cevap da Answer'a yakışırdı ancak ;

26 Kasım 2009 Perşembe

İl Capitano'nun Seyir Defteri


*Tottenham'ın Wigan'ı 9-1 yendiği maçı yazmıştım. Dün gece özetleri izlerken dikkatimi çekti. İlk golü atan Peter Crouch diğer 8 golde ortalıkta yok. Oyundan mı alındı diye baktım,90 dakika oynamış. İlginç adamsın Crouch.

*Aynı maçta 5 gol atan Defoe'nin 4 golü aynı tip,aynı yere aynı hızda vuruşlar. Defoe yerden arka direğe vurdukça kaleci Kirkland ön direkte beklemiş. Maçı satsa bunu yapmaz adam yaw!

*Kirkland demişken 8. golde,yani Bentley'in vuruşunda gerçekten şanssızmış. Ayrıca ilk yarıda da çok iyi oynamış ama devre arası ne yedi ne içtiyse 2.yarı içine Hayrettin kaçmış gibiydi! Ayrıca 9.golde Niko Kranjcar muhteşem vurmuş,yapılacak bi şey yok.

*ManU-Everton maçında skor farklı olmasına rağmen ManU çok iyi oynamadı. Darren Fletcher muhteşem bir gol atmış,izlemeyen varsa kaçırmasın derim. Ayrıca atan Fletcher olunca insan daha bi şaşırıyor! Giggs 2.golde Carrick'e muhteşem bir asist yaptı. Giggs hala Giggs kardeşim,saygı duyuyoruz!

*Hull-West Ham maçı nefes kesiciydi. 2 erken golle 0-2 yaptı Gianfranco Zola'nın West Ham'ı. Hull beni şaşırtan bi şekilde önce 2-2'yi buldu,45+1'de de penaltıdan 3-2 yaptı. 2.yarı Hull çok erken 10 kişi kalınca maçın keyfi kaçtı,West Ham 3-3'ü buldu. 11'e 11 devam etseydi çok daha güzel olabilirdi maç.

*Burnley-Aston Villa maçı çok keyifliydi. Burnley Premier Lig'de oynuyor ama küçük bir şehir takımı oldukları belli. Maça çıkarken özellikle takımın eskileri tribündeki arkadaşlarıyla muhabbet içerisindeler. Maçta ilk golü de attılar ama 2.yarıdaki Villa baskısına boyun eğmek zorunda kaldılar. Villa gibi bi takımdan 1 puan almak onlar için en azından ilk sezonlarında iyi.

*Chelsea buldozer gibi devam ediyor yoluna. Ne kadar eksik olurlarsa olsunlar,bi şekilde kazanıyorlar ki bu da Ancelotti'nin eseri bence. Wolwerhampton'a 4 tane attılar ki bu gayet normal bi durum bence,az bile attılar. Florent Malouda'nın golünü kaçırmayın,mutlaka izleyin derim. 2.yarı Ancelotti kendisinden beklenmeyecek bir şekilde Kakuta isimli genç oyuncuyu sürdü sahaya. Gael Kakuta sahaya ayak bastığı andan itibaren muhteşem hareketler yaptı,taraftar da iyice gaza geldi. Chelsea'nin başını derde soktu bu genç yıldız ama bu adam için bela göze alınır. Büyük bir yıldız olacağını düşünüyorum eğer bencillik yapmazsa. Zira 2-3 yerde pas vermek yerine kaleye vurmasaydı hem fark artacaktı,hem de gollerde adı olacaktı.

*Wolwerhampton kendine bi kaleci bulsun bence. 37 yaşındaki as kalecileri şu ara sakat,onu izlemedim ama Arsenal ve Chelsea maçlarında izlediğim Hennessey isimli kaleci sürekli önde. Ve hiçbir topa tam müdahale etmiyor,sadece tokatlıyor. Chelsea'den yedikleri 4 golün 2'sinde kendisi aldı topu içeri. 1'inde şansına kendisinden seken top direğe çarptı. Arsenal maçında da gerekenden önde durduğu için Eduardo'dan güzel bi gol yemişti.

*L'pool-M.City maçı beklediğimi aksine zevksizdi. Savunmalar belirledi maçı. 4 golün 3'ünde berbat savunma eseri atılan goller vardı. Adebayor'un golünde kafa vuruşu güzeldi,şıktı. Ireland'ın golünde ise SWP'nin çalımı çok güzeldi.

*L'pool demişken. Cenabetlik diz boyu gerçekten. Aquilani'yi daha izleyemediler. Son maçta da Babbel,Benayoun ve Agger sakatlandı. Gerrard'ın sakatlığı düzeliyor,oynaya oynaya açılır kaptan. Torres de ameliyat olmayacakmış,gerek yokmuş. İlk 4 için 7 takım savaşırken sakatların iyileşmesi çok önemli L'Pool için.

*Sunderland L'pool'dan sonra Arsenal'i de yendi. ManU'yla da berabere kalmışlardı. Büyüklerin belalısı olacaklarını gösterdiler. Darren Bent yeniden doğdu,beni de sevindirdi. Arsenal de dünyaları kaçırdı,ayrıca son dakikalarda Vela'ya yapılan penaltıyı vermedi hakem.

*Bolton-Blackburn maçında kendi kalesine Ricketts muhteşem bir gol attı,bulup izleyin mutlaka.

Enstantane

Tarih 11 Eylül 2007, A milli takım Malta karşısından 2-2'lik beraberlikle ayrılıyor ve Euro 2008 finallerine gitme şansı zora giriyor. Öyle ki önce içeride Danimarka'yı sonra da rakibimiz Norveç'i hem de deplasmanda mağlup etmemiz şart oluyor. Fatih hoca ağır eleştirilere maruz kalıyor ve o ünlü "Ben ders almam, ders veririm" açıklamasını yapıyor. E tabi basın medya topyekün yükleniyorlar bu sözün üzerine.. Daha sonra olanları hepimiz biliyoruz zaten. İki maç da kazanılıyor ve turnuvada yarı final oynayarak ülkemize dönüyoruz.

Tarih 24 Ağustos 2009, Beşiktaş kötü başladığı ligde üçüncü hafta sonunda ikinci beraberliğini alıyor, rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe'nin dört puan gerisinde kalıyor. Her yandan eleştiri yağmuru artıyor tabi. "Mustafa hoca bırakmak istiyor", "doydu bu adam" gibi laflar yazılıyor çiziliyor. Sonunda Mustafa hoca dayanamıyor ve o ünlü "Bu eleştirileri yapanların bildiği kadar, benim unutmuşluğum var." ile başlayıp karga belgeseliyle devam eden konuşmasını yapıyor. E tabi basın medya topyekün yükleniyorlar bu sözün üzerine.. Daha sonra olanları hepimiz görüyoruz zaten: Ligde şampiyonluk potasında, Avrupa'da da yoluna devam etme şansı oldukça yüksek bir Beşiktaş..

Bu adamlar böyle şeylerden besleniyorlar demek ki, ne diyelim..

Bu arada UEFA bu kurtarışı şampiyonlar liginde haftanın hareketleri arasında göstermiş. Helal olsun Rüştü'ye, büyük onur gerçekten..

video

13 Yıl Sonra Yeniden


Büyük zaferdir bu. Birileri çıkıp gölgelemek için "yedeklerle çıktı ManU" falan diyecekler. Beşiktaş ligin başından beri en mantıklı kadroyla çıktı. Fenerbahçe'ye karşı Yusuf sahada olabilir ama ManU'ya karşı sahaya çıkmaması gerekir ki çıkmadı da. Orta sahayı sağlam tutmanız lazım. İsmail-Ernst-Fink-Ekrem 4'lüsüyle çıktı Denizli. Önde de Tello-Bobo vardı ki sağlam olduğu zaman bu adamların ikisinin de kesilmemesi lazım,Denizli farkına varıyor yavaş yavaş. Defansta Sivok yoktu ama İbrahimler onu aratmadı. İbrahim Toraman sakatlanınca korktum bi ara ama Beşiktaş ve Rüştü inanmıştı. Beşiktaş öyle muhteşem oynamadı ama yapması gerekeni yaptı,haddini bilerek oynadı. Denizli Fenerbahçe'yle yaşadığı Şampiyonlar Ligi macerasından ders alamamıştı ama İnönü'deki ManU maçından dersini almış.

30 Ekim 1996'da Fenerbahçe 49 yıl sonra Old Trafford'da ManU'yu deviren ilk takım olmuştu,Beşiktaş da 23 maç sonra Old Trafford'da ManU'yu devirerek tarih yazdı!

Beşiktaş taraftarı Old Trafford'da da farkını gösterdi. Muhteşem destekledi takımını. En azından "Yeter Demirören" diye bağırmadı gidip! Batuhan'a verdikleri destek çok güzeldi,devam eder umarım... Maç sonunda Batu'nun üçlü çektirmesi Sabri'yi hatırlattı bana. Sabri'nin küfür yemeyeni olabilir çok çalışırsa!

Fakat bu takım Avrupa Ligi'ne kalır,lig ve kupada da iyi giderse taraftar "Yeter Demirören" demeye devam edecek ya da söyledikleri için özür dileyecek mi???

Rüştü Reçber. Final maçlarını çok iyi oynamazdı ama bugün işini çok iyi yaptı. Hatta takım baskı yeyince sakatlık sebebiyle oyunu durdurup soğutması çok etkiliydi. Sonlara doğru muhteşem işler yaptı ki Ertem Şener her yerinden öptü kendisini zaten :)

Son olarak umarım Beşiktaş da Avrupa Ligi'ne gelir. Zaten ŞL'de 2.tura çıksa bile ilerleyemezdi,en azından Avrupa Ligi'nde ilerleme şansları var!

25 Kasım 2009 Çarşamba

Milos Krasic

İyi ki Beşiktaş'la CSKA Moskova gruplarda eşleşti de Milos Krasic'i izleme şansı buldum diyorum kendi adıma. Muhteşem oynuyor. Bugün gruptaki 5. maçlarını oynadılar ve yine çok çok iyiydi Krasic. 0-1 geri düştüler,çok kötü oynadı bi ara CSKA ama Krasic o evrede de kötü oynamadı,bocalamadı. Maç dönmez diyordum ama Krasic'i unutmuşum. Sürekli forse etti Wolfsburg defansını,sürekli rahatsız etti.

Necid'in golünden sonra muhteşem bir gol attı. 25 yaşındaki bu adamı seyredin. Devre arasında muhtemelen City,L'Pool,Arsenal takımlarından birinde olacak. Spormax'ta CSKA maçlarını bekler oldum bu adamı izlemek için. Yürüyedur Milos...

Ce-MAL

Biz utancımızdan bu konuyu konuşamazken Ce-MAL isimli arkadaş o formayı tekrar giyebilmiş utanmadan. İlk sefer için seni suçlamadık ama şu yaptığın MALLIKTIR kardeşim! Şimdiden Galatasaray camiasının sahiplenmediğini dillendirmeye başlamış. En çok tutan hikayelerden biridir bu devam et Ce-MAL!

Ahmet Dedehayır,Okan Çevik,Mert Uyguç,Ce-MAL...Bizim utandığımızın yarısı kadar utanıyorsanız konuşmayın!

Orjinal Devler Ligi'nde Dün Gece!!!


Şampiyonlar liginde dünün sonuçları böyle. Unirea'nın Sevilla'yı mağlup edip gruptan çıkma şansını ciddi anlamda son maça taşıması dışında bir süpriz yok diyebiliriz. Zaten son maçlarda pek süpriz beklenmez, kötü başlayan büyükler de o korkuyla son maçları alır. Ama Liverpool örneğinde olduğu gibi bazen bu son çırpınışlar fayda etmeyebilir..

E grubunda Fiorentina'nın Lyon'u mağlup etmesiyle elele gruptan çıkmayı garantilediler. Son maçta Liverpool, Fiorentina'yı yense; Lyon da kendi evinde Debrecen'e kaybetse bile ikili averaj dolayısıyla gruptan Lyon çıkıyor. Liverpool da UEFA Avrupa Ligi'ne doğru yelken açıyor..

F grubunda işler hala çok karışık. 4 takımın da hala çıkma şansı var. Barcelona 8 puanla lider, Inter ve Rubin Kazan 6'şar puanla ikinci ve üçüncü, D.Kiev de 5 puanla dördüncü sırada. Son hafta Kazan Milano'ya, Barca da Kiev'e gidecek. Barca üç fark yer ve Kazan bir deplasman galibiyeti daha alırsa grubun abileri şampiyonlar ligine veda eder, tabi bunun gerçekleşme ihtimali ancak benim hayallerimle sınırlı kalıyor :)

G grubunda Unirea şaşırtmaya devam ediyor. Evinde rahat Sevilla'yı mağlup edip puanlarını 8'e yükselttiler. Son maçta deplasmanda Stuttgart'a kaybetmedikleri takdirde üst tura çıkıyorlar. Rangers ise matematiksel olarak da bay bay dedi artık. Böylesine kritik bir karşılaşmayı kendi evinde Stuttgart'a kaybediyorsa defolsun gitsin zaten.

H grubunda Arsenal'in durumu zaten garantiydi. Olympiakos'la Standart Liege ikincilik için yarışıyorlar. Zico'nun takımı üst tura daha yakın görünüyor ama gönlüm Sinan Bolat'lı S.Liege'den yana. Üst tura çıkıp kendini gösterme şansını yakalar umarım. O yüzden son hafta forza Arsenal diyoruz!!

24 Kasım 2009 Salı

Çağdaş Atan

Sporx : Avrupa Kupası'nda Fenerbahçe'yle mi Galatasaray'la mı eşleşmek istersin?

Çağdaş : Fenerbahçe.Galatasaray ofansif olarak daha güçlü bir takım.

Ayrıca Çağdaş Türkiye'de adının hiç geçmemesinden yakınıyor ki bence de haklı. Mesut gibi,Serdar Taşçı gibi Alman Milli Takımı için oynayanların adı bu kadar geçerken Gökdeniz'in, Hasan Kabze'nin, Fatih Tekke'nin, Çağdaş'ın medya tarafından sallanmaması da hoş değil gerçekten!

Oha Be Defoe!

Tottenham Wigan'a Ahmet Çakar tabiriyle "tecavüz" etti. Maçı izleyemedim doğal olarak,golleri izleyebildim. Çok sağlam bir tecavüz olduğunu söyleyebilirim. Irreversible çekilmemiş olsa en sert tecavüz derdim heralde. İngiltere Premier Lig tarihinin en farklı 2.skoru oldu bu,golü yemeselerdi ManU'ya ortak olacaklardı. ManU 1995'te İpswich'i 9-0 yenerken 5 golü Andy Cole atmıştı,Defoe da Shearer ve Cole'dan sonra 5 gol atan 3.oyuncu oldu. Ayrıca 8 dakikada 3 gol atarak en hızlı hat-trick'e de imza attı Defoe. Golleri de verelim ;
9-P.Crouch
51,5458,69,87-Jermain Defoe
64-Lennon
88-Kirkland(k.k)
90-Kranjcar

Defoe insanlıktan çıkmış. Resim de cuk oturmuş. Portsmouth'a kovarcasına gönderildikten sonra muhteşem bir dönüş gerçekleştirdi. Sezona çok iyi başlamıştı aynen devam ediyor. ManU'ya attığı gol hala gözümün önünde mesela,izlemeyenler mutlaka izlesin.
Wigan Athletic için büyük bir şok. Bir an önce toparlanmazlarsa küme bile düşebilirler!

23 Kasım 2009 Pazartesi

Dört Büyüklerden Biri!


Trabzon'daki gelişmelerle ilgili yazacağım; ama nasıl başlayacağımı bulamadım.. Bir sene Trabzon'da yaşadığım için şehrin yapısı, takıma bakış açısı, takımdan beklentileri gibi konuları çok iyi biliyorum..

Trabzon'a ilk gittiğinizde çok şaşırırsınız. Eskişehir'de, Bursa'da da bulunmuşsunuzdur belki ama Trabzon halkının takımlarından beklentileri çok başkadır. Her sene şampiyonluk beklerler mesela. Ömürleri boyunca Trabzonspor şampiyonluğu görmemiş 20-21 yaşında gençler bile her sene şampiyonluk bekler ve buna inanır. Ligde 4 büyükler diye bir kavram varsa ve bunlardan biri Trabzonsporsa bu beklenti normal gelebilir belki ama bunu takıma hissettirmeleri başkadır..

Trabzon küçük yer. Futbolcuların, teknik heyetin, yöneticilerin takıldıkları yerler bellidir. Ben mesela defalarca uzun sokaktaki Nike'ta gördüm Yattara'yı. Gittiğim berberde Gökdeniz'le yanyana traş olmuşlğum vardır. Öyle öğrencilerin gidemeyeceği yerlerde takılmıyor yani futbolcular. Gayet halkla iç içeler.. Bu da inanılmaz derecede baskı oluşturuyor takım üzerinde. Nasıl mı? Anlatayım..

Abi Trabzon'da herkes futbol hakkında bilgi sahibidir. Ama "bence şöyle olabilir" şeklinde değil; "bir kere bu böyle" düzeyinde bilirler futbolu! Ve düşüncelerini söylemekten de diretmekten de çekinmezler. Yani Trabzon'lu futbolcu berbere gittiğinde berberin sahibi de kalfası da "abi nasıl yenemedik.."le başlayan cümleler kurabilir, bu tartışmaya o anda yan koltukta bulunan başka bir Trabzon'lu abi de kesinlikle katılır. Zaten bu memleketin insanlarının farklı düşündüğü zamanlar az olmuştur. Eğer Umut Bulut kötü futbolcu denmişse, 7'den 70'e herkes bunu böyle kabul eder ve savunur.

Şimdi kendini Umut Bulut'un yerine koy. Kahvede, sokakta her yerde herkes senin kötü olduğunu düşünüyor ve konuşuyor. Markete gidiyorsun kasiyer surat yapıyor, kasaba gidiyorsun laf sokuyor, berbere gidiyorsun adam ilk transfer olduğun dönemdeki gibi ilgilenmiyor senle.. Maçlarda tribünden inanılmaz ıslıklar, baskılar.. Bu kadar baskının olduğu ortamda beynini nasıl toplayacaksın, maçlara nasıl hazırlanacaksın?

Dikkat edin Trabzonspor'un başarılı olduğu dönemde futbolcularının çoğu Trabzonludur. Neden peki? Çünkü adam zaten Trabzon'lu ona da normal geliyor halkın bu tavrı, kafaya takmadan oynayabiliyor. Ama dışarıdan gelen biri bu kadar normal karşılayamıyor tüm şehrin kendisine cephe almasını.

Okulda her gün yüzyüze baktığım adamın stadda rakip takım tribünündeyim diye kafama bozuk para fırlatmasına hala anlam verememişimdir mesela..

Bu ülkenin vatandaşı olmama rağmen ben anlam veremiyorsam, elin Belçikalısı nasıl anlam versin buna? Trabzonspor'un başarılı olduğu dönemdeki teknik adamlar da Trabzonludur mesela..

Şimdi şapkayı önüne koyup düşünmesi lazım Trabzonspor yönetiminin. Bu takıma Trabzon'lu hoca şart. Takıma abilik yapacak futbolcuların da, kaptanın da Trabzon'lu olması lazım. Geçmişte bu böyleyken başarılar geldi. Şampiyonluklar böyle geldi. 90'ların ortasındaki başarılar da böyle geldi. Ogünlerle, Hamilerle geldi. Yabancılar bile Gürcistan'lıydı; Brezilya'lılarla, Avrupa'lılarla olmuyor demekki.. 2000'li yıllardaki lig ikincilikleri de Fatih'li, Gökdeniz'li kadronun işiydi. Tek istisna geçen seneki Ersun Yanal'ın takımıydı, o da Ersun hoca'nın teknik direktörlük başarısıdır zaten. Eğer Ersun Hoca kalsaydı bugün bu takım bu halde olmazdı, o da ayrı tartışma konusu ki yukarıda yazdıklarıma tamamen zıt ama açıklaması var, girmeyeyim şimdi o konuya..

Neyse ne diyorduk. Takımı Trabzonlu futbolculardan temizleyerek olmaz o iş. Çünkü Trabzonspor bir şehir takımıdır, böyle başarılı olmuştur. Türkiye takımı değildir, Türkiye çapında taraftarı yoktur çünkü. Taraftarı da Trabzonlu'dur. Sadri başkan ve ekibi eğer bunu kabul edip öyle hareket ederse başarılı olur, aksi halde bir sürü milyonlar boşu boşuna harcanır. Marcelinho'lar, Musampa'lar gelir gider. Kendi altyapındaki Barış Memiş'i kaybedersin, sonuçta sen kaybedersin, senin şehrin kaybeder..

Trabzonspor bir renktir, İstanbul kulüplerine başkaldırının sembolüdür; Anadolu takımlarının içinde en ufak bir şampiyonluk umudu varsa bu Trabzonspor'un sayesindedir. Ama Trabzon şehrinin Trabzonspor'u sayesindedir, yabancı futbolcuların Trabzonsporu'nun sayesinde değildir. İşte unutulmaması gereken nokta budur! Bu noktada Şenol Güneş ve Fatih Tekke'yle görüşülmesi doğru adımlardır..

Son olarak kadro dışı bırakılan oyuncular hakkında yapılacak açıklamayı merakla bekliyorum. Zira Fenerbahçe, Gökhan Ünal için pusuda bekliyor gibi..

Liderlik Ertelendi!


Bu sene izlediğim en zevksiz maçlardan biriydi dünkü maç. Galatasaray her zamanki dizilişiyle maça çıktı. Barış'ın yerine Ayhan, Keita'nın yerine de Elano'nun ilk onbire girmesi dışında bir değişiklik yoktu, normal şartlar altında da çok önemli değişiklikler değildi bunlar. Dolayısıyla maçı zevklendirme işi Manisaspor'un dizilişine kalıyordu ama oynamak yerine oynatmamayı yeğleyen bir kadroyla çıkmıştı Tarzanlar. Kimse bu yüzden kızamaz tabi Mesut hocaya ama insan en azından Sezer veya Isaac'ten birini koyar be abi!
Manisaspor ileride Yaser ve Ergin gibi iki yeteneksizle oyuna başlamış, orta sahada Yiğit gibi bir kasap ve sağ kanattan bindirmek yerine orta sahada presle meşgul olan Nizamettin'le oyun oynamaya niyeti olmayan bir görüntü çiziyordu. Sol açıkta Sabri de Simpson'u kilitleyince iş Mehmet Nas'ın yaratıcılığına kalıyordu; zira Yaser'in Galatasaray'a gol atmaya niyeti yoktu ve Ergin Keleş'in de yetenekleri oldukça kısıtlıydı.. Dediğim gibi zaten gol atmaya niyeti olan adam Isaac ve Sezer'in ikisini birden yedek bırakmaz, en azından birini oynatır.

İlk yarı oyun Manisaspor yarı sahasında geçti, ama dişe dokunur bi pozisyon olmadı. Sezonun başarılı isimlerinden Eren'in hatasını affetmedi tabi Kewell ve Galatasaray bu gidişle gol bulması zor olan maçta golü buldu. Evet dün Galatasaray'ın gol bulması zordu ama gol yemesi imkansızdı. Gol yemeyi başardıkları için tebrik etmek istiyorum futbolcularımızı..

Beşiktaş maçından beri süre gelen gol attıktan sonra geri çekilme hastalığı dün de devam etti. Neden anlamıyorum, sene başında gol attıkça yüklenen üçü dördü bulmadan rahatlamayan, altıyı gören takım neden gol attıktan sonra geriye çekilmeye başlıyor haftalardır? Üstüne üstlük takım dizilişi salt savunma yapmaya uygun değil ki, kadroya bakan hücum için çıkıyor bu takım der mutlaka. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu anlamıyorum, bu geriye çekilme hastalığından kurtulmamız gerek.

İkinci yarı tamamen Galatasaray yarı sahasında geçti. İleride Elano-Nonda-Kewell üçlüsü olmasına rağmen hiç top tutamadılar. Giden her top duvara çarpar gibi geri döndü, dolayısıyla savunma elemanları hiç dinlenemedi..

İlk yarıda birbirlerine ters paslar atan, oyunun yönünü değiştiren, birbirlerini oyuna sokan Elano-Kewell paslaşmaları durdu. Elano oyundan tamamen düştü, Sabri'yle beraber ikiye iki kaldıkları pozisyonda yaptığı hareketi Yaser yapmazdı o derece.. 71'de de oyundan alındı zaten..

Ayhan'a gelince. Çok iyi niyetli, sorumluluk almaya çalışıyor, ama öyle yaptığı zaman olmuyor. Yetenek kısıtlı işte, her atağı organize etmeye çalışınca batırıyor haliyle eleştirilerin hedefi oluyor.. Oysa sadece işini yapmaya çalışığı zaman ne kadar başarılı maçlar çıkardığını biliyoruz, biz biliyoruz ama Ayhan'ın da bunu bilmesi lazım. Yoksa Hasan Şaş çıkar "ayakların götürmüyorsa artık bırakmalısın" diye konuşur, ya ya..

Mesut hoca nedense bir türlü Sezer'i veya Isaac'ı düşünmedi. Aksine sağ açık Nizamettin'i çıkarıp sağ bek Ferhat'ı aldı oyuna. Ve bu hamleden sonra gol yememiz de daha bi entresan tabi.. Mustafa Sarp'ın 10 sn'lik konsantrasyon kaybı ve gol!(Savunma elemanlarının bir türlü dinlenememesini haatırlayın! Dolayısıyla konsantrasyon kaybı olabiliyor ve 2 puana mal oluyor)

Bu golden sonra uyanıyor takım, hatta gole de yaklaşıyor ama İlker bence müthiş bir kurtarış yapıyor. E kardeşim baskı kurduğun zaman 5 dakikada pozisyon yakalayabiliyorsun, e peki neden geriye yaslanıyorsun ya!! Bana ilginç gelen başka bir nokta da gol yedikten sonra ceza sahasına şişirilen toplarla gol aramamız, bu sene görmeye pek alışık olduğumuz bir durum değil bu. Daha da entresan olan ise 10 dakika şişirme toplarla oynamamıza rağmen Nonda'nın tek top indirememesi..

Son dakikalarda Arda'nın ekranlara yansıyan görüntüsü bana fena halde 2004-05 sezonunun Gençlerbirliği maçında Hakan Şükür'ün oyundan alındıktan sonra kenarda beklerkenki ifadesini hatırlattı, endişelenmek istemiyorum!

Bu maç umarım milat olur artık. Ben sadece liderliği ertelediğimize inanıyorum. İkinci yarıyı bekliyorum, zira bu takım ikinci yarıda tüm istatistikleri alt üst edip şampiyonluğa ulaşırsa kimse şaşırmasın..

22 Kasım 2009 Pazar

TATANGALAR!!!


"Sakarya Kamuoyuna,

Devler ligi adı altında yapılanan ve Show TV tarafından yayınlanan organizasyonun final maçı 23 Kasım 2009 gecesi Sakarya Atatürk stadında yapılacağı açıklanmıştır..
TATANGALAR varolma amacına ters düşen bu showa hiçbir şekilde katılmama kararı almış olup tüm sevdalıları bu karara uymaya çağırıyoruz.. Yüreği sadece Sakaryaspor için atan taraftarlarımızı 29 Kasım 2009 tarihinde oynanacak Sakaryaspor-T.Telekom lig maçına bekliyoruz..

Saygılarımızla.."

Acur belli ki populistlik yapmak istemiş her zamanki gibi, Tatangaların tribün gücünü kullanmak istemiş. Bunun yanında bir de "bakın Sakarya halkı da yanımızda" gibisinden bir sürü zırva.. Gerçi acur kendi gereksiz seyirci kitlesini de beraberinde getirir mutlaka, işini şansa bırakmaz; ama yine de bu davranışlarını takdir ettim Tatanga'ların..

Sen programına Anadolu takımlarının efsanelerini davet etme, bir zamanların efsanevi Es Es Spor'undan, Göztepe'sinden, ülen hepsini geçtim koskoca Trabzonspor'dan kimsenin adını dahi anma; ondan sonra finali Anadolu'da düzenleyerek şovenistlik yap! Yok öyle üç kuruşa beş köfte!

Tabi Tatangaların bu tavrından kaç kişinin haberi var o da ayrı konu. Güzide(!) medyamız basınımız tek satır yer vermemişler bu duruma; ancak target striker gibi anadolu klüplerini yakından takip eden birkaç blog gündeme getirmiş konuyu, o da günde 1000 kişiye ulaşırsa ne ala! Neyse gerçek futbolseverlere bu da yeter diyorum, bu duyarlı davranışlarından ötürü Tatangalar'a ve target striker'dan Kutay'a kendi adıma teşekkür ediyorum..
Related Posts with Thumbnails