Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

8 Eylül 2011 Perşembe

Daniel Timofte [Anadolu Kaplanları 90'lı Yıllar]


1993-94 sezonu başında Samsunspor takımı efsane başkan İsmail Uyanık yönetiminde yeniden yapılanmaya gitmektedir. Kurdukları genç kadroyla süper lige yükselmiş ve burada kalıcı olmak istemektedirler. Takımın başına Gigi Multescu getirilir. Ertuğrul, Celil, Serkan gibi genç isimlerin oynadığı takıma Timofte ve Hanganu'yu transfer eder Multescu. Hanganu kaybolup gider; ama diğer isim Samsunspor taraftarının hafızalarından hiçbir zaman silinmeyecektir...

Daniel Timofte futbol hayatına memleketinin takımı Jiul'da başlar. 1986-87 sezonunda Jiul'la küme düşme hüznünü yaşarken 20 yaşındaki Timofte'nin takım kaptanı da 36 yaşındaki Gigi Multescu'dur! Bir sonraki sezon tekrar birinci lige çıkarlar ve Timofte gösterdiği performansla Romanya'nın şampiyonluğa oynayan takımlarından Dinamo Bükreş'e transfer olur. Buradaki ilk sezonunda(1989-90) lig şampiyonluğu sevincini tadar, hocası da Mircea Lucescu'dur!

Timofte bu sezon gösterdiği performansla milli takıma seçilir ve İtalya90'da boy gösterme fırsatını yakalar. Hagi-Maradona kapışmasına sahne olan turnuvada Romanya milli takımıyla paralel olarak Timofte de çok iyi bir performans sergilemektedir. Ancak talihsizlik bu ya ikinci turda İrlanda karşısında penaltılara kalan maçta, aslında bir penaltı ustası olan Timofte penaltıyı kaçırır ve Romanya turnuvaya veda eder.

Aynı sene Çavuşesku'nun devrilmesiyle o kadrodaki yıldızlar da birer birer Avrupa'ya yelken açar. Bu isimlerden biri de Bundesliga'nın yolunu tutan Daniel Timofte'dir. Ancak Timofte Bayer Uerdingen'de arardığını bulamaz, bir sene sonra D.Bükreş'e geri döner. Bir sezon daha burada forma giyer...

Ertesi sezon başında(1993-94) eski kaptanı Gigi Multescu'dan Samsunspor'da oynaması için teklif gelir. Timofte bu teklifi kabul ederken hayatının kararını verdiğini tahmin edebiliyor muydu acaba? Pek yıldız görmeye alışmadığımız, Mapeza'ların Iorfa'ların yıldız diye yutturuldukları bu topraklarda herkesi kendine hayran bırakır Timofte. Çabuk oyunu, seri çalımları, nokta atışı ara paslarıyla 'vay arkadaş' dedirtir futbolseverlere. 94 Nisan'ında Bursaspor'a karşı çalımlarla sıfıra inip taktığı bir gol vardır ki Bursa'lılar bile alkışlamıştır o golü.

O sezon Samsunspor'un son altın sezonudur. Ligi dört büyüklerin ardından beşinci tamamlarlar. Bunun yanında Balkan kupasını kazanırlar -ki bu kupayı kazanan ilk ve tek Anadolu takımı Samsunspor'dur- ve Türkiye kupasında da yarı finale yükselirler. Süper ligde ilk sezonu olan bir takımın gösterdiği bu performans hiçbir zaman unutulmaz..

Sezon sonunda Ertuğrul rekor ücretle Beşiktaş'a transfer olur. Ünyespor'da kiralık forma giyen Cenk İşler geri çağrılır. Rumenlerin ünlü file bekçisi Bogdan Stelea da Multescu'nun çağrısıyla Samsunspor'a gelir. Kırmızı-Beyaz-Siyah'lı ekip hiçbir zaman 1993-94 sezonundaki performansına ulaşamaz; ama Timofte'nin büyük öğretileriyle Cenk, Serkan ve Celil gibi önemli isimler Türk sporuna kazandırılır.

1997 yılına kadar Multescu-Timofte birlikteliği Samsunspor taraftarına keyifli maçlar izlettirir. 97 yılında Multescu takımdan ayrılır. Timofte de söylenenlere göre alkol alışkanlığına başlar ve yerini yavaş yavaş Zonguldakspor'dan transfer edilen Tümer Metin'e bırakır.. 1999 yılında da büyük emek verdiği, taraftarın müthiş sevgisini kazandığı Samsunspor'a buruk bir veda eder. Bir sezon da Dinamo Bükreş'te oynadıktan sonra futbolu bırakır.

Daniel Timofte aktif futbola nokta koyduktan sonra bir süre Gigi Multescu'nun yardımcılığını yapar. Şu anda halen Romanya ikinci liginde teknik direktörlük yapmaktadır. Samsunspor taraftarının isteği hiç şüphesiz bir gün mutlaka yollarının tekrar kesişmesidir!

Tam 6 sezon(1993-99) Samsunspor formasını terleterek takımda efsane haline gelmiş, 11 numarayla özdeşleşmiş bir 'beyin'di Daniel Timofte. Onu biraz anımsatabildiysem ne mutlu bana..

Bu yazıyı 2008 yılında aramızdan ayrılan büyük Samsunspor taraftarı Av.Muhammed Teoman Taş'a(Timofte) ithaf ediyorum.

Neresinden Tutsak Elimizde Kalıyor!


Gerizekalı medya yine Hiddink gitmeli mi kalmalı mı diye tartışadursun iki gün sonra lig başlıyor. Daha iki sezon önce Ankaraspor'la başlayan lig onlarsız bitmişti. Bu sene de aynı prestij kaybıyla yüzyüze kalmak üzereyiz. Hala bu konuda yazılan ciddi bir yazı yok (spekülasyon amaçlı toplam iki günü geçmeyen yazıları saymazsak). Asıl tam bu günlerde konuşulması gereken konu bu şike davalarının olası sonuçları, uygulanacak yaptırımlar olmalıyken Hiddink'le Arda'yla uğraşıyoruz ya ne diyeyim bilmiyorum. Sanki Hiddink gitse Mustafa Denizli gelse 10'da 10 yapacaz amına koyayım... Millet bizi adam yerine koymayacak bu seneden sonra haberimiz yok!

6 Eylül 2011 Salı

Bir Kovuluşun Anatomisi - Bir Zamanlar Gençtik #10











Basının çoğunluğu böyle şerefsiz olduğu sürece daha çook Hiddink'ler Löw'ler kovulur bu ülkeden...

Andre Kona [Anadolu Kaplanları 90'lı Yıllar]


Türkiye liglerinde 100 gol barajını aşan üç yabancı futbolcudan biri. Fakat bu barajı sadece anadolu takımlarında oynayarak aşan TEK oyuncu!! Diğer isimler; Elvir Boliç ve Alex De Souza..

Rivayete göre 1993 yılında tüm Beşiktaş transfer komitesi Gordon Milne de dahil futbolcu izlemek maksadıyla Güney Afrika'ya giderler. Yanlarında fasulyeden İlhan Cavcav da vardır. Bütün menajerler falan tekmili birden Fani Madida diye bi herife methiyeler düzmektedir. Cavcav da gündüzleri Beşiktaş ekibiyle takıldığından bunları duyuyor tabi. Yalnız geceleri Beşiktaş kafilesi Beşiktaşlılık duruşu gereği erkenden uykuya çekilirken, Cavcav o bar senin bu pavyon benim gezmekteymiş. Derken gece gezmelerinde samimi olduğu bir menajere sorar İlhan başkan "aga bu nedir" diye. Menajer de futbolla alakasını bilmediği, kendini tüccar olarak tanıtan Cavcav'a biraz da alkolun kafa açıcı etkisiyle anlatır olayın düzmece olduğunu. Meğer bu Madida 'yı kakalamak için bütün menajerler kafalanmış, hepsine cukkaları yatırılmış. Aynı muhabbette Cavcav aslında çok daha iyi olan üç oyuncunun(anladınız siz:) ismini de öğrenir. Sonunda Beşiktaş bir çuval para vererek büyük sükseyle Fani Madida'yı İstanbul'a getirir. İlhan Cavcav da sessiz sedasız üç Afrikalı oyuncuyla Ankara'nın yolunu tutar. İşte böyle başlar Andre Kona'nın hikayesi..

Kona-Kuşe-Moşe diye tanıtılır bu üç isim. Bu adamlar oynar mı oynamaz mı, Ankara'nın soğuğuna dayanırlar mı diye geyikler dönerken bir ayda gündeme oturur bu adamlar ve Cavcav'ın kurnazlığı. Özellikle Kona attığı gollerle ligde adından çok söz ettirir. Gol krallığında Türbülent'le yarışmaktadır. Bülent bir sene önce fırtınalar estiren Kocaelispor'dan Fenerbahçe'ye transfer olmuştur ve forvete yakın oynamaktadır. Kona sadece 23 yaşındadır ve sezonu 19 golle gol krallığı yarışında ikinci olarak kapatır. Şampiyon Galatasaray'ın en çok gol atan oyuncusu Hakan Şükür 16 golde kalmıştır dikkatinizi çekerim.

Kona üç yıl oynar Gençlerbirliği'nde. Arada Fenerbahçe'yle transfer dedikoduları çıksa da bu transfer gerçekleşmez. 1996 yılında 26 yaşına geldiğinde hiç istemese de Antalyaspor'a satılır. Antalyaspor Kona'yı transfer edince takımdan gönderdiği isim kimdi tahmin edin: Fani Madida:) Gençlerbirliği'ne Kona'nın yerine transfer edilen isimlerse Romelu Lukaku'nun babası Menema Lukaku ve 20 yaşındaki Ümit Karan'dır!!

Kona Antalyaspor'da da gollerine devam eder. Bir sezon Şenol Güneş'le de çalışır. Ama kalbi Ankara'da kalmıştır. Deplasmanda 0-1 kazandıkları bir Gençlerbirliği maçından sonra muhabirlere "galibiyete sevinmiyorum, çünkü ben Gençler'liyim" demekten çekinmez. Ve 1999 yılında tekrar döner Gençlerbirliği'ne. Ümit Karan'la müthiş bir ikili oluşturur. Samet Aybaba yönetiminde Türkiye kupasını alan kadronun baş aktörlerinden olur. Kona dönene kadar üç sezonda toplam 18 gol atan Ümit Karan, 99-2000 sezonunda tek sezonda 18 gol atmayı başarır. Bir sonraki sene de gollerine devam eder ve Galatasaray'a transfer olur. Aynı sene Andre Kona da sessiz sedasız Diyarbakırspor'un yolunu tutar...

Diyarbakır'da da 9 gol atan Kona'nın toplamda 98 golü olmuştur. 2002-03 sezonunda transfer olduğu İstanbulspor'da Aykut Kocaman yönetiminde 2 gol daha bulur ve 100'ler kulübüne girer. Ama bu sadece istastistiklerde yerini almasını sağlar. Kona çoook öncesinden bizi kalbimizde yerini almıştır zaten ve 90'ların iz bırakan futbolcuları arasındadır...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Henri Bienvenu-Joseph Yobo


Fenerbahçe şike sorunlarından kafasını biraz kaldırmaya başladı gibi. Ortada görünen tek yönetici Ali Koç ve Fenerbahçe sorunlarını hallediyor gibi görünüyor. Ali Koç'u ağladığı için eleştirsek de dirayeti ve metaneti için de kutlamak boynumuzun borcudur. Küçülme olayını açıklamasalar da sürekli küçülmeye gidiyorlar. Lugano ve Santos'tan sonra galiba Niang da satıldı. Neden oyuncu satıyorlar, neden maaş düşürmeye çalışmıyorlar bilemiyorum ama yabancı transferi de yaptıklarına göre düşmeyecekler.

Lugano, Santos ve Niang satıldı ama yerlerine Ziegler, Yobo ve Bienvenu alındı. Şimdi bire bir karşılaştırırsak Ziegler dışında direk gelen gidenin yerini doldurur demek zor ama doldurma ihtimali var. Lugano bambaşka bir oyuncuydu. Türkiye Ligi onun gibisini görmemişti. Belki bir nebze Zago ona benziyor olabilir ama skor açısından Lugano yine önde. Yobo yerini doldurur mu? Dolduramaz ama sırıtmaz. Ayrıca takımı daha çok sahipleniyor Lugano'dan. Bunu galiba Aykut Kocaman da söylemişti geçen sene. Yobo iyidir ve yanında seri, güçlü bir Serdar Kesimal varken sırıtmaz da. Yobo'yu çok tanıtmaya gerek yok zaten gelip Fenerbahçe'ye şampiyonluk getiren adamlardan birisi.

Ziegler zaten söylemiştik, Andre Santos kadar iyi değil ama görev adamı. Sol tarafta işini layıkıyla yapar, Caner'e forma göstermez. Sampdoria küme düşmeseydi Juventus bu kadar kolay alamazdı onu ve eğer Juventus sonradan sol beke 2 takviye yapmasaydı Fenerbahçe de Juve'den alamazdı. Çok değerli bir oyuncudur ve bizim lige fazladır.


Henri Bienvenu'ya gelince. Benden çok daha fazla tanıyanlar var, okursunuz zaten yazılarını ama ben de az maçını izlemedim. Çok kuvvetlidir ama Niang kadar dengeli değildir. Guiza kadar olmasa da çok gol kaçırır. Bire birde adam geçecek kadar tekniği yoktur ama hızıyla baş döndürebilir. Geçen sene ön elemede Fenerbahçe'ye attığı golü izlerseniz hızını farkedersiniz ama eksik noktasını da görebilirsiniz. Karar vermekte geç kalıyor. Mental açıdan Niang'la kıyaslanamaz. Ligimizde iş yapabilir. Youla falan diyenler olacaktır ki saçmalık derim. Niang'tan kötüdür ama Youla'yla falan kıyaslanacak kadar değil.

Yaşı da genç henüz 23 yaşında. Biz böyle transferler görmeye alışık değiliz o yüzden kutluyorum Fenerbahçe yönetimini. Bu transferi attan inip eşeğe binmek olarak görenler de olacaktır ama kanmayın lütfen. Sabır gösterelim ki daha çok böyle transferler görelim.

Son olarak transferin bitmesine bir gün kala Galatasaray'ın şu an Podolski olmazsa Ajax'tan El Hamdoui'yi getirmesini isterim. Fatih Terim'den böyle bir vizyon beklemek hayalcilik biliyorum, yüzüme vurmayın.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Majid Mussisi [Anadolu Kaplanları 90'lı Yıllar]


Futbola Uganda ikinci liginde başladı, henüz 18'ine girmeden de birinci lige yükseldi zaten. 1984 yılında hayatının dönüm noktası olan SC Villa'ya transferi gerçekleşti. 8 sene formasını giydiği bu takımda beşi üst üste olmak üzere 6 kez Uganda Birinci Lig Şampiyonluğu yaşadı, 4 kez de gol kralı oldu.. 1992 yılında bir Afrika efsanesi olan Jimmy Kirunda'nın gol rekorunu kırmasına kesin gözle bakılıyordu. Rekorun yeni sahibi olmasına sadece 4 gol kalmışken Avrupa hayali baskın çıktı ve sezonun bitmesini beklemeden Rennes'e transfer oldu. İki sene Rennes klübüyle Fransa ikinci liginde forma giyip takımın Ligue1'e yükselmesinde büyük pay sahibi oldu.

1994 yılının başında Legue1'de hiç forma giyemeden Türkiye'nin YEŞİL-BEYAZ yakasına transferi gerçekleşti. O gün belki de Fransa birinci liginde hiç oynayamadığına üzülmüştü; ama hayatının en büyük başarılarını yakalayacağı Bursaspor'a ayak basmıştı..

İlk sezonunda 27 maçta oynayıp 9 gol kaydetti. Ama asıl çıkışını ikinci sezonunda yaptı. 1995-96 sezonunda Nejat Biyediç yönetimindeki efsanevi kadroda Ercüment ve Baliç'le birlikte efsanevi şeytan üçlüsünü oluşturuyordu Majid Mussisi..  O sezon ilk kez düzenlenen ve o zamanlar büyük süksesi olan intertoto kupasında Bursaspor'un final oynamasında bu üçlünün payı büyüktü. 9 numaralı Ercüment attığı altı golle skora en çok katkı sağlayan futbolcu olurken, Mussisi de 4 golle katkıda bulunuyordu. Bu turnuvanun hafızalarda kazınmasını, taraflı tarafsız herkesin Bursaspor'a saygı duymasını sağlayan maç ise finalde oynanan Karlsruher maçıydı. Bu müsabakada müthiş bir performans sergilenmiş; normal süresi 2-2 biten mücadele, uzatmalarda da taraflların birer gol daha bulmasıyla 3-3 sonuçlanmıştı. Bu maçta Bursasporumuzun 3 golünün altına imzasını atan isimler şeytan üçlüsünden başkası değildi tabi ki.. Efsanevi timsah yürüyüşü de bu maçta ortaya çıkmıştır, mucidi de Majid Mussisi'dir!!!

İsminin güzelliği gereği rakip takım taraftarlarının sataşmasına en çok maruz kalan futnbolculardandı. Hatta Teksas tribünleri bile bazı maçlarda "Mussisi Mussisi kaldır kaldır sosisi" diye tezahürat yapıyorlardı. Bir Beşiktaş maçında da Alpay'ın markajından kurtulup kafayla ağları havalandırmasının ertesinde Vedat Okyar kendisi için 'karanlıkta bile görünecek kadar koyu adam' diyerek eleştiri sanatına yeni bir boyut kazandırmış ve Alpay'ı suçlamıştı. Mussisi dönemin başbakanı Necmettin Erbakan'la da bir polemik yaşamıştı. 1995 seçimlerinden galip çıkan Refah Partisi ile kimse koalisyon yapmak istemiyordu. Erbakan da 'Bu seçim halkın takdiridir. Burası Uganda mı ki milletin kolunu bacağını yiyorsunuz' minvalinde bir açıklama yapınca Mussisi de kendisine 'Biz orada insan yemiyoruz, herkes gibi koyun, dana yiyoruz. İsterseniz gelin sizi ağırlayalım' diye cevap vermiş, bir kez daha gönüllerde taht kurmuştu.

1996-97 sezonunda ise teknik direktör Gordon Milne'yle yıldızı bir türlü barışmadı. Yabancı sınırlamasına da kurban olan Majid sadece 13 maçta forma giyebilmesine rağmen 7 kere fileleri havalandırmayı başardı.

Sahadaki başarılı performansının yanısıra saha dışında da performans adamı olan Mussisi 1997 yılında ülkesinde tecavüz suçundan yargılanıp kısa bir süre hapis yattı. Ardından tekrar Türkiye'ye dönüp 2 sezon Çanakkale Dardanelspor formasını giydi.

Majid yukarıda da belirttiğimiz gibi futbol hayatı boyunca attığı goller kadar; izinden geç dönmek, kampa alkol sokmak ve çapkınlığıyla da gündemde olan bir futbolcuydu. 2002-2004 yılları arasında Vietnam'da top oynarken kaptığı AIDS virüsü yaşamına mal oldu. 2005 yılında AIDS'e bağlı böbrek yetmezliği sebebiyle hayata gözlerini yumdu. Eğer yaşasaydı 2010'daki şerefli sevinç kutlamalarında timsah yürüyüşünün en başında izlerdik kendisini; ama eminiz ki o zaten bir yerlerden izlemiş ve kutlamalara katılmıştır...

Majid Mussisi hala Bursaspor için bir efsanedir, ben de bu efsaneyi biraz olsun hatırlatmak, hafızalarda canlandırmak istedim.. Vakit ayırıp da buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim..


30 Ağustos 2011 Salı

Zafer ve Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun






Herkesin önce 30 Ağustos Zafer Bayramı sonra da Ramazan Bayramı kutlu olsun. Kimsenin kimseyi fikrinden, zikrinden dolayı yargılamadığı bir bayram olması dileğiyle.



29 Ağustos 2011 Pazartesi

Ağlama Melis!


Malumunuz Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne alınmadı ve o ekonomik olarak dünya devlerine kafa tuttuğu söylenen koca Fenerbahçe kulübü utanmasa iflas ilan edecek. Oyuncu satın almadılar. Emenike, Guiza ve Lugano'yu gönderdiler. Ama hala çok borçları var. Kardeşim siz değil miydiniz çok paramız var, sizi bile satın alırız diyen?

Aziz Yıldırım Arda'yı alamaz dediğimizde biz çok zenginiz, istediğimizi alırız diyordunuz. Galatasaray sizin de istediğiniz birini alınca isteseydik alırdık diyordunuz. Ne oldu? Koskoca Ali Koç çıkıp dileniyor. Milyar dolarları olduğunu bilmesem arayıp hesap numarasını isteyecektim adamın, o derece dokundu lan. Resmen gözleri falan doldu. Karşısında lahmacun yenen Sezercik gibiydi. Bi gün ben de yiyecem abi!


Anladık ki Fenerbahçe'de tek adam varmış. Aziz Yıldırım olmadan ne Ali Koç koç gibi durabiliyor ne Nihat Özdemir dik durabiliyor. Ama Aziz Yıldırım bu kadar iyi duygu sömürüsü yapamazdı, açık söyleyeyim. Ali Koç Adnan Polat'ı bile geçmiş resmen. O nası güzel dilenmeydi be! Eminim 35 milyon (!)* Fenerbahçe taraftarı ağlamıştır ekran başında. Ben ki nefret ederim Fenerbahçe'den ben bile acıdım bi an olm daha ne olsun!



Neyse bu yazının yazılma amacı bugün duyduğum 2 şey. İlki Acun Ilıcalı 2 yıllık locanın parasını peşin olarak ödemiş kulübe, ki bu 240 bin euro civarı bir paraymış. E Acun öder kardeşim, ben de bu kadar boş iş yapıp bu kadar para kazansam 240 bin euro değil 2 milyon euro öderim. Bi günden bi güne LÖSEV'e, Şehit ailelerine yardım yaptığını da görmek isteriz.

2. olay ise çok vahim. Bir yaşlı ve Fenerbahçeli çift biz nasıl olsa yaşlandık, kimimiz kimsemiz de yok deyip oturdukları evi bağışlamak üzere Fenerbahçe kulübüne başvurmuşlar. Şimdiden söyleyeyim buna kızmamın sebebi kulübün adının Fenerbahçe olması değil, olayın gerizekalıca olması. Teyze veya amca hanginizin kıt aklına geldi bu olay bilmem ama bu yaptığınız gerizekalılık. Hayır mı yapmak istiyorsun git eğitim vakıflarına bağışla, LÖSEV'e bağışla, şehit ve gazi aileleri derneğine bağışla, hatta git TEMA'ya bağışla. Fenerbahçe ne ulan! Beyniniz mi durdu ulan!

Alex 3,5 yerine 3 alsın, Emre denen saygısız adam azıcık az kazansın 3 ev alacağına 2 ev alsın. Forma almak eyvallah, taraftar kart almak eyvallah, kombine-loca almak eyvallah da ev bağışlamak ne ola ki? Ali Koç güzel ağlıyor diye ev mi bağışlanır lan! Git bir hayır kurumuna bağışla paran 2 tane adamı zengin edeceğine 2 tane çocuğun okumasına vesile olsun! Sinirden devreleri yakmak üzereyim, eviniz yıkılsın amına koyayım. Kafanıza sokayım, kafamıza sokayım! Evini bağışla sonra Somali'ye 5 lira yardım edene bizim halkımız da aç, niye Somali'ye yardım ediyorsun de! Ne gerizekalı toplum olduk anasını satayım!

28 Ağustos 2011 Pazar

Spa'da Atak Manyağı Olmak!


Schumi, 20. yılında neden bu sporun en iyisi olduğunu kanıtlarken Spa'da, Button da temiz sürüşü ve güzel atakları ile heyecan dolu bir yarış yaşattı bizlere.. Vettel, artık büyük ölçüde şampiyon diyebileceğimiz yarışı gerisinden gelenlere hareket çekerek bitirdi gibi :) Ne geri dönüşler gördük, ne geçişler gördük bu hafta..

Schumi'nin 24. lükten 5. liğe kadar yükselişi mest ederken, bir taraftan da Vettel'in yarışı kazanmasını da aslında bir parça mutlu etti beni.

Son yarışların en iyi performans gösteren pilotu olan Alonso, Button'a direnemezken muhtemelen anlamıştır ki Vettel'i bu sene sonunda alt etmek gerçekten güç. Boş konuşmanın yeri ve gereği yok bence de, nitekim aynı şeyler Weber ve Hamilton içinde geçerli. Sonuç olarak yok artık eskisi gibi dominant değil demek, yok sıralamalarda üstünlüğü olmasa bi bok olmaz gibisinden konuşmak bi işe yaramıyor anlaşılan.

Bence 2012 çalışmalarına başlamanın vakti gelmiştir herkes için. Uzun düzlükleri olan bu pistte bile, daha çetrefilli pistlerde performansı daha iyi olan arabayla böylesine rahat yarış kazanan Vettel ve Redbull bu seneyi bitirdi gibi görünüyor, onlara hayırlı olsun diyelim ve önümüzdeki seneye bakalım artık.

Yarışta Mercedes pilotlarını yarıştırmak istedi sonlara doğru, ancak bir iik tur sonra Nico Rosberg'e yapılan benzin uyarısı iyi olmadı. Bir de o yarışı izlemek vardı 3-5 tur.

Bir de acaba Weber, Vettel'e iyice yaklaşsaydı Redbull takımının tavrı ne olurdu? Gerçekten bu sorunun cevabını bilmek kolay değil, ki Serhan Acar bu soruya birmilyonluk soru dedi, ama öyle bir yarışı izlemek de güzel olurdu heralde. Bir de geçen sene İstanbul Park'ta gerçekleşen Vettel Weber kazası akıllara gelince acaba bu sefer arkadan gelen Weber intikam soğuk yenen bir yemektir edasıyla Vettel'i biçer miydi :D

DRS, çok konuşuluyor çok tartışılıyordu. Tamam geçişler bizi memnun ediyor ama acaba bu kadar kolay mı olmalı bu geçişler? DRS nin olmadığı yıllarda öyle geçişler kazınmış ki zihnimize insan şu DRS olmasaydı da görseydik koyunun akını karasını da dedirtmiyor değil hani.

Lastik konusuna gelince çabuk aşınma, fazla ısınma derken yarış başladı bitti ve sonuç yine Vettel birinci oldu, ama bence yarışın adamı Schumi oldu.

Efsane Schumi, 20. yılını kutlayan sevenlerine böyle bir yarışla teşekkür ederken, kim ne derse desin 2012 de de yarışacağını söyledi. Şahsen çok mutlu oldum. Sevmeyenlerine de aslında bir gözdağı oldu bence bu. Ancak burda büyük iş Mercedes'e düşüyor, Rekabetçi bir araba ile Schumi'nin neler yapabileceğini herhalde daha iyi anlamışlardır artık.

Weber starttaki yer kayıplarını yarış içinde yine güzel bir şekilde telafi etti, bi ara çok hızlıydı takır takır geçiyordu milleti. Ama o da bi yere yaklaşabildi takım arkadaşı Vettel'e.. Ama bu yarıştan 2. lik de çıkarmak iyi bir işti Weber için. Redbull'un bu dublesi diğer takımlara tokat gibi gelmiştir herhalde.

Ve günün diğer bir yıldızı Button'a gelirsek eğer. Bu adam iyi sürüyor aga :) Bir ara pistin en hızlısıydı.. Lastiğindeki kabarcıklanma sorununa rağmen iyi bir çıkış gösterdi yarış içinde. Ve Alonso'yu podyumdan etti.Bir de yağmur yağsaydı heralde podyumun tepesinde görebilirdik Jenson'u :)

Yağmur demişken Spa'nın neredeyse klasiklerindendir yağmur. Bugün yağmadı ama yağsaydı elbet daha keyifli olabilirdi. Ancak bu yağmursuz gün bile yeterince keyifliydi bence. Bu haftalık yarış yazısında benden bu kadar, umarım düşüncelerimizn kesiştiği noktalar çoktur... :)




27 Ağustos 2011 Cumartesi

Sessiz Yıldızlar



Bayern Münih'i çok sevmem, hatta hiç sevmem ama şu 3 güzel adamın hatırına izlerim. Mario Gomez o kadar değil ama Bastian Schweinsteiger ve Thomas Müller çok güzel adamlar. Almanya Milli Takımında da çok güzel işler yapıyorlar beraberce. Klose Gomez'e göre daha iyi topçudur bence ama Bayern Münih öyle düşünmüyor olmalı ki Lazio'ya gitmesi izin verdi. Bu biraz da verilen bonservisle alakalı olabilir. Gomez 30 milyon euro gibi fahiş bir paraya alındı sonuçta.


Thomas Müller yaşına göre muhteşem olgunluğa sahip bir adamdır. Bayern Münih'in 3. takımında oynarken Van Gaal'in maçını seyretmesiyle hayatı değişmiştir. Van Gaal bu adamın tekniğini ve zekasını farkedip A takıma almıştı onu ve hiçbir zaman pişman olmadı. Bu güzel adam her maç biraz daha üstüne koyup hem Bayern Münih'in hem Almanya Milli Takımı'nın vazgeçilmezi olmuştur. Şu an Galatasaray'da Bastian Schweinsteiger ile birlikte en çok görmek istediğim 2 oyuncudan biridir. Bugünkü K'lautern maçında da harika oynadı. Bir penaltı yaptırdı, bir de muhteşem asist yaptı Mario Gomez'e.

Bastian Schweinsteiger. Hayatını değiştiren adamlar Löw ve Van Gaal'dir. Sağ bek veya sağ açık oynuyordu ama tekniği yeterli değildi. Daha çok savaşçı yönüyle ortaya çıkıyordu ki bunu ilk gören Löw'dü yanlış hatırlamıyorsam. Ballack hem yaşlanmıştı hem de sık sık sakatlanıyordu. Oraya yerleştirdi Löw Bastian'ı ve ilk maçlarda zorlanmasına rağmen şu an bölgesinde yaş itibariyle dünyanın en iyisi bence. Milan onu almak için yokladı Bayern'i ama şu an değer biçilemez gibi duruyor. Pastore'nin 43 ettiği piyasada 60-70 milyon euro verilmeden alınamaz Bastian.

Bayern Münih bu sene başarılı olacaksa Robben, Ribery gibi sakat yıldızlarıyla değil bu 3 sessiz yıldızla başarılı olacaktır. İstikrarlı devam ederlerse Bundesliga'da şampiyon olmaları çok zor değil.

26 Ağustos 2011 Cuma

Avrupa Arenasındaki Türkler!

Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecek 2 takım kaldı maalesef. 5 takımla başlamıştık yine önce Gaziantepspor elendi sonrasında TFF daha çok tartışacağımız bir kararla Fenerbahçe'yi Avrupa'dan men etti. Dün gece Bursaspor da elenince Beşiktaş ve Trabzonspor'a kaldık ki bu pek sık gördüğümüz bir olay değil.

Kurayı görür görmez geçen seneki kadro bu grupta 3. olabilirdi dedim. Geçen seneki kadrosu çok mu kaliteliydi? Hayır. Çok mu kaliteli oyuncular kaybettiler o kadrodan? Evet. Defansın en iyisi Egemen, orta sahanın en iyisi Selçuk ve hücumun 3 bel kemiğinden ikisi Jaja ve Umut gitti. Aynı şekilde rotasyonda yer bulan Engin, Ceyhun gibi adamlar da gitti. Ki o Engin öylesine yetenekli ki Fatih Terim bile böyle bir adamı sorunlu olmasa bu kadar ucuza alamazdık dedi.

Özellikle Selçuk telafisi olmayan bir kayıp. Umut da çok önemli bir kayıp. Bu adamların yokluğu anlaşılacaktır zira geçen senenin yıldızı Burak, Umut'un boşalttığı alanlar ve Selçuk'un attığı nokta paslar olmadan geçen seneki performansını yakalayamaz. Zokora ve Henrique gibi iyi transferler yaptı Trabzonspor ama onun dışında bir şey yok. Volkan Şen gelirse etkili ve faydalı olabilir Şenol Güneş'in ellerinde.

Gelelim çektikleri kuraya. İnter'den içeride puan alabilirler, dışarıda da imkansız değil ama zor. CSKA'yı içerde yenerler bence. Lille'den hem içerde hem dışarıda puan alabilirler. En kötü ihtimalle 4, en iyi ihtimalle 8 puan bekliyorum Trabzonspor'dan. Gruptan çıkmaları imkansız bu tecrübesizlikle, amaçları 3.'lük olmalı.

Şenol Güneş Trabzonspor'un başına gelmiş en iyi şey. Umarım O'nun değerini bilirler bu sefer.

Beşiktaş Alaniya gibi bir 2. lig takımını çok zor bir şekilde geçtikten sonra çok zor bir kura çekti. Geçen seneden daha güçlüler aslında şu anda ama şike süreci onları çok yıprattı.

Dinamo Kiev hatırlarsınız geçen sene 4-1, 4-0'lık skorlarla elemişti Beşiktaş'ı. Zaten Beşiktaş onlara karşı direk bu psikolojiyle çıkacak sahaya ve dışarda puan almaları imkansız. İçerde seyirci gazıyla bir galibiyet alınabilir. Stoke City ile içerde berabere kalır dışarda direk yenilirler. Tel Aviv'in iç saha performansı etkileyici, İsrail'den puansız dönme ihtimali yüksek Beşiktaş'ın. Beşiktaş'ın da şu grupta maksimum 8-9 puan toplayacağını düşünüyorum.

Çok zor bir gruba düştüler. 1. torbada Kiev nispeten iyi bir kura olmasına rağmen 3 ve 4. kuralarda bence en zor takımları çekmişler. 3. torbada Stoke'la beraber Hannover vardı zor takım olarak. 4. torbada ise kimi istemezsin deseler direk Tel Aviv derdim. Buraya Panathinaikos'u eleyip geldi Tel Aviv. Kimse küçümsemesin İsrail takımını, zira küçümseyince başımıza neler geldi biliyoruz.

Her iki takımımız da zor kuralar çekti ama Beşiktaş'ın işi daha zor Avrupa Ligi'nde olmasına rağmen. Başarılar diliyoruz.

Elif'ten Güzel bi Haber...


Güzel bi haberle uyandım bu sabaha, kesin olmasa da tükenmekte olan umutlarımızı yeşerten bi haber aldık Elif'ten... Texas ve İspanya durumlarından ötürü belki de F1 takvimine yeniden gireceğiz. Teşekkürler Elif, Teşekkürler erbo, sizin uğraştığınız kadar uğraşan, sizin istediğiniz kadar isteyen bir üst kurumumuz olsaydı(siyasi, stk vs..) herhalde hiç bu kadar üzülmezdik... Emeğinize sağlık!!!
Foto içinde kusura bakmazlar umarım, bulana kadar canım çıktı... :)

25 Ağustos 2011 Perşembe

Güncel Geyik Spor Haberleri!



Aykut Kocaman: Yine Göteborg'la Eşleşmişiz
Kendi gangrenli parmağımızı ısrarla kesmememiz sonucu UEFA'nın verdiği "gelir kolunuzu keserim" ultimatomundan sonra federasyon Fenerbahçe'yi şampiyonlar ligine göndermeme kararı aldı. Haberi soyunma odasında Selçuk'a kızarken öğrenen teknik direktör Angut Kocaman'ın tepkisi "Yine Göteborg'la eşleşmişiz" şeklinde oldu. Bu gelişme üzerine İsveç'te hayat durdu, ikinci bir açıklama bekleniyor..

Ş.Rıdvan Yorumculuğu Bıraktı
Fenerbahçe'nin şampiyonlar ligine katılamaması kararından sonra viskiyi fazla kaçıran Ş. lakaplı Rıdvan Dilmen artık futbolun içinde olmayacağını açıkladı. Bugüne kadar ciddi ciddi yorum yaptığını zanneden eski futbolcu acilen bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kaldırıldı. Ş.Rıdvan'ın yorumculuğu bırakmasına en ilginç tepki Bank Asya'dan Lazio'ya transfer olan Lorik Cana'dan geldi: "Kahveye gitsek bunun gibi en az 60 tane yorumcu buluruz"

Süper Lig'e Yeni Statü
Mehmet Ali Beyy ve ekibinin aldığı yeni kararlara göre süper lig bundan sonra Play Off sistemiyle oynanacak. Bu sisteme göre ilk dört içerisinde yer alan takımlar Yunan Ligi'ne geçecek, son dört Katar Ligi'ne düşecek. Beşinci ve altıncı takımlar kendi aralarında yağ satarım bal satarım oynayacak, yedinci takım da hani bana hani bana diyecek. Sekizinci ve dokuzuncu takımların on numaraları yanlarına alt yapıdan birer futbolcu alarak Ş.Rıdvan'ı yorumculuğa geri dönmesi için ikna etmeye uğraşırken, onuncu sıradaki takım otoyol kenarında mangala gidecek.

Horto Magiko Haber Alma Servisi Utançla Sundu

Beş sene önce forumculuk yıllarımızda yapıyorduk bunları. İl Capitano tekrar yazar mısın dedi, bir deneyeyim dedim. Tepkilere göre bu tarz yazılara devam edip etmeyeceğimize karar vereceğiz. Umarım beğenmişsinizdir :)

Spa'da ne olmuş, ne olacak?


Verilen ara bitti, heyecan yeniden başlıyor. Spa'ya geldik, hava tahminleri yine heyecanlı bir yarış olabileceğini gösteriyor. Ayrıca bu ara sürecinin takımlara, pilotlara, diğer bütün ekip çalışanlarına nasıl geldiğini göreceğiz bu hafta sonu. 50 yıldır pole den kalkan araçların sadece yüzde 35 i kazanmış bu yarışı. Schumi için ayrı bir yeri var bu pistin. Adam burda çok rahat, keşke kazansa demek isterdim , ama bu sezon da ne yazık ki üzücü sonuçlar alıyor. Ancak ben düzgün bir otomobille çok daha iyi sonuçlar elde edebileceğini düşünenlerdenim halen.  Ama Schumi için hayırlısı heralde önümüzdeki sezonlara bakmak olacak.

Nedense bu yazıda biraz nostalji takılıyorum ama söylemeden geçemeyecem, bu pistteki son 10 yılın en başarılı pilotu da bugün F1 ailesinin bir üyesi değil. Kimi Raikonen!!! Bence özledik onu, en azından ben özledim. Hey gidi günler heyy, bu kadar çılgın pilot varken pist Spa olunca nedense hep eskileri konuşasım geliyor. Gönlümden geçende Eskilerin yarış sonrası da kendilerini konuşturtmasıdır ayrıca, ama işin aslını en azından sıralamalardan sonra anlarız.
Son 10 yılın Spa'daki en başarılı iki pilotu...( RAI, SCHUMI) Özledik be aga !!!


Vettel ne yapacak? Bu iğrenç baskıyı göğsünde yumuşatıp voleyi çakacak mı?
Alonso ne yapacak? Her geçen gün daha iyi olan otomobili ile  bu farkı kapatabilecek mi?
Weber, Massa, Hamilton ve diğerleri... Cumartesi gününü bekliyoruz heyecanla...

Ana Tabloya Doğru...



Amerika Açık'ın 1. ön eleme turunda temsilcimiz Marsel İlhan, Polonyalı rakibi Gawron'u 2-0 yenmiş. Sevindik, ama yetinmedik. 2 ve 3. ön elemeleri de başarı ile geçip 29 Ağustos'ta başlayacak olan ana tabloya kalmasını canı gönülden istiyoruz. Artık büyük turnuvaların ana tablolarında istikrarlı bir şekilde görmeyi istiyoruz bu adamı.

Zaten geçenlerde Federer'le yaptığı antrenmanla sesini biraz daha duyurmuştur artık. Federer'in koçu iyi bulduğu Marsel'den antrenman istemiş. Muhtemelen Marsel'in hayatında bir çok maçtan daha önemli  bi yerdedir bu antrenman. Kolay mı lan Ekselansları ile antrenman yapmak. Helal olsun diyoruz, ana tabloda da görmek istiyoruz, hadi koççum....  

Related Posts with Thumbnails